| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Öykülerle Sözcükler" 11.04.2002 Nezih Kuleyin - netyorum.com / Sayı: 107

YAYLA

Yayla sözcüğünün hepimiz üzerinde derin bir etkisi vardır. Biz karadenizliler oyun havalarında “şu karşi yaylada yaylayamadun gülum yaylayamadum” diye coşarken, Karacoğlan’da “yayla çiçeği kokuşlu, kokar elif elif diye” diyerek sevgilisini haykırır mısralarında.

Ben sözcüğün anlamını öğrenmeden önce yayla sözcüğünün yayılmaktan geldiğini zannederdim. Öyle ya; “koyunlar, kuzular otlamak için yayla denilen yerlerde serbest bırakılır ve onlarda bu geniş alanlara yayıldıklarından olsa gerek, buralara, yayılınan yer anlamına gelen yayla denmiştir” diye düşünüyordum.

Yanıldığımı gösteren ve sözcüğün gerçek anlamını öğrenmeme neden olan olayı size aktarmak istiyorum.

İki ay kadar önce yani 2002 yılının ocak ayının sonunda Nahcivan’ın gelişmesini sağlamak amacıyla yapılmakta olan bir kalkınma projesinde, kısa dönemli danışman olarak çalışmak üzere Nahcivan’a gittim. Hayalimdeki gibi yeşillikler içerisinde bir yer bulamadım (bunda gittiğim mevsimin etkisi de olabilir) ama hayalimdeki gibi insanları bulduğum şüphesizdi. İnsanların yiyecekleri yoktu ama misafirperverlik konusunda hiçbir şeylerini eksiltmemişlerdi.

Öğleden sonraydı. Oradaki müdür ve yardımcıları ile karşıdaki çayhanede çay içmeye karar verdik. Çayhane bizim kahvelerden biraz değişikti. Ortada kocaman bir soba ve sobanın üzerinde altı yedi tane kocaman çaydanlık fokur, fokur kaynıyordu. Bize o çaydanlıklardaki demlenen çaydan, küçük porselen bir çaydanlığa bizim içeceğimiz kadar koyup getiren çocuğa duvardaki asılı duran futbol takımı resimlerin gösterek “sen hangi takımı tutuyorsun” diye sorduğumda, "Galatasaray" cevabını almamın ikinci şoku içerisindeyken (çünkü gümrükten girişte de polis bana hangi takımı tuttuğumu sormuş; “Galatasaray” deyince aramadan vazgeçmişti) birden birlikte çıktığımız arkadaşlardan birinin diğerine “iki ay ötesi yaz” dediğini duydum.

Bu işte bir terslik vardı. Azerilerin mevsim adlarını isimlendirmeleri bizden değişik olsa gerekti. “Siz mevsimleri nasıl adlandırıyorsunuz” diye sordum. Yanıt beklediğim gibiydi ve Azerice'de mevsim adları şöyle sıralanıyordu “Kış, Yaz, Yay, Payıs”.

Bizim “yaz” dediğimiz mevsim onlarda “yay” olarak adlandırılıyordu. Yayla'da yazın gidilen yere verilen addı. Yayılmak'tan geldiğini zannettiğim sözcüğün aslında çok daha anlamlı bir kökten geldiğini öğrenmiş oldum.

Belki de kelimenin tam karşılığı yayla değil yaylak (otlak, kışlak gibi) ancak sonradan “k” sesi kullanılmamaya başlamış. Aslında çok da anlamlı. Anadolunun büyük çoğunluğunun çok değil bundan otuz, kırk sene önce yazlıktan anladığı yayla'ya gitmekti. 

Nezih Kuleyin
e-posta: nezih@semor.com.tr


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
107. Sayı önceki yazı 107. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye