| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

09.05.2002 Cengiz Özder - netyorum.com / Sayı: 109

İŞ SAHİPLERİ - GİRİŞİMCİLİK

Geçtiğimiz günlerden birinde, çoktandır görüşemediğim bir işadamı dostumla, biraz hasbıhal ettik. Hal hatır, iş durumu soracak olduk; bir dokun bir ah işit misali, keşke sormasaymışız.

Bir devlet dairesinde karşılaştığı muamaleyi, çıkmazı öyle bir anlattı ki, şimdi burada yazsak problem olur, suç olur.

İşin bu detayını bir kenara bırakalım.

Resmi daire kapılarında sadece işadamları değil, çalışan, emekli, ev kadını vs. hepimiz, çeşitli güçlük yaşamış olduğumuzdan, kendisine hak verdim. Onun görüşünün üzerine kendi düşüncelerimi de katarak anlatıyorum.

İnsanların açık şekilde yoksullaşmış olduğu son kriz öncesinden bu güne veya çok önceden beri; insanlar, çoğunluğu oluşturan ücretli çalışan kesim, en alt gelir grubundaki vasıfsız işçisinden, en üst gelir grubundaki bir genel müdürüne kadar; herkes, kendi işinin başındaki kendi işinin patronu olan iş sahiplerine karşı imrenerek hatta belki biraz kıskançlık dolu gözlerle bakmışlardır. Kendi sabit ücretleri ile serbest meslek sahiplerinin kazançlarını kıyaslamışlar, diğer kesimin gelirinin yüksek olduğunu düşüne gelmişlerdir hep. Bunun sonucunda olumsuz bir düşünce şeklinin gereksiz şekilde ortaya çıktığını görüyoruz.

İş bununla kalsa neyse. Yanlış bir bakış açısı ile, iş sahipleri kamuda bir işleri olduğunda ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler. "O adam iş sahibi, paralıdır. Ona dokunmaz bu harcama!", "Versin tabii,o bizim gibi maaşa talim etmiyor ki!" şeklindeki yanlış yaklaşımlarla karşılaşılması olasıdır.

Sokaktaki insanların da konuştuğunu işitirsiniz, başkalarının duyacağı şekilde: "Ah biraz sermayem olsaydı da, iş kursaydım. Paraya para demezdim o zaman!" veya pahalığın yanlış yorumlanması: "Ooh şu ürünün fiyatına bak, mağaza sahibi bir ön önce köşe dönmeye niyetli" vs vs.

Bütün bunlar, bir kesimin diğer kesime yönelik kolaycı yargılarından başka bir şey olmamalıdır.

Şimdi her iki toplum grubunda yaşamış bir insan olarak ben demek istiyorum ki; insanlar sakın iş sahiplerini yanlış yorumlayıp kınamasınlar. Çünkü gerçek zannettikleri gibi değildir. Serbest meslek sahiplerinin parasal gelir kaynakları zannedildiği gibi bol değildir. (Siz aldırmayın bazılarının gösterişine!)

Para kıttır, giderler inanılmaz ölçüde yüksektir. Sermaye yetersizdir.

Faiz, kredi inanılmaz ölçüde yüksek maliyetlidir.

Küçük işletmelerin malzeme giderleri dışındaki giderlerine bir göz atalım:

Vergi, stopaj, kira, ssk primi, bağ-kur primi, elektrik, su, aidat, telefon, ulaşım gideri, kdv, muhasebe ücreti ,oda aidatı, personel ücreti, harçlar, bankaların çek veya kredi kartından aldıkları komisyonlar, çöp vergisi, tabela vergisi, vs.vs. Bu listenin sonu gelmez gibidir. Bu dönemde değil kâr yapmak, ayakta kalıp işini sürdürebilmek bile güçtür. Piyasa açık olmadığı için, pazar cazip olmadığı için gelirler yukarıda örneklediğimiz giderleri karşılamaya yetmemektedir.

İş sahibi olmak bir sürü endişe ve üzüntü ile eşanlamlıdır!

Ekonomik krizin acılarını herkes çekmektedir. Geçim zorluğundan daha zor bir şey varsa işsizliktir. Gerek krizin sonucu, gerekse nüfusumuzun iş imkanlarından daha hızlı artması sonucu işsizlik giderek artmaktadır.

Bir kişi için yeni bir iş sahası açmak için gerekli yatırım miktarı 30 milyar TL olarak hesaplanmıştı önceki senenin verileriyle. Bu miktar zaten yatırım için yeterli sermayesi olmayan ülke için durumun ne kadar kritik olduğunun göstergesidir. Ne yazık ki özel sektörün yatırım için kullandığı sermaye Batı ülkeleriyle kıyaslandığında yok ölçüsündedir. Önceki yazımızda anlattığımız gibi doğrudan yatırımcı yabancı sermaye çekememekteyiz. Yine herkesin malumu olduğu üzere, geçmişteki kamu yatırımlarının bazıları da istihdam sağlamaktan uzak; seçim yatırımı denilen gösteriş türünden, daha çok seçim bölgelerinden oy avlamaya yönelik, üretken olmayan, plansız yatırımlardı.

Peki bu durumda sokaktaki insana nasıl iş bulacağız?

İşte burada yatırımcının ve girişimcinin önemi ortaya çıkıyor.

Bir takım insanlar, eğer anaparalarını diğerlerinin yaptığı gibi kolayına kaçıp rant sağlamakta kullanmıyorlarsa, hala yatırım cesareti gösteriyorlarsa; onları takdir etmek gerekli değil midir?

Sonra, işleri kuran, geliştiren girişimciler kolaylıkla yetişmekte, her köşe başında bulunabilmekte midir? Yoksa yetişmesi için eğitim, sosyal, ekonomik vs bir sürü faktörün bir araya gelmesi mi gereklidir?

Bu nedenlerle, en azından siyasetçi ve bürokratın konuyu bu yönüyle görüp, iş sahiplerine karşı önyargılarından kurtulmaları gereklidir.
Girişimci, toplumu oluşturan mozaiğin içindeki değerli bir unsurdur.

Refah ülkelerinde girişimcinin önemi bilindiği için, ona sağlanan teşvik ve kolaylıklar bizimle kıyaslanmayacak kadar büyüktür. Örneğin; eğer siz iş bilen, dil bilen bir işadamıysanız; gidin hiç çekinmeden, örneğin Fransa’da Nice kentinde ileri teknoloji yatırım parkında iş kurmak için teşebbüsde bulunun. Sizin yabancı olduğunuza bile bakmadan, projeniz eğer sağlamsa ve asgari bir başlangıç sermayesi getirebiliyorsanız; size, organize bölgeden temsili bir bedelle yer temininden, risk sermayesi sağlamaya kadar bir sürü teşvik sağlayacaklardır.

Türkiye’deki bir girişimci ise, bırakınız teşviki; başlangıçtan itibaren sayısız bürokratik engeller, kırtasiye, önyargılar, kaynak bulmak gibi zorluklarla boğuşmaktadır.

İşte bunun gibi nedenlerle, gerek risk alan yatırımcının; gerekse girişimci insanlarımızın değerini bilmemiz gerektir. En küçük bir iş sahibi bile, bu dönemde riske girdiği için takdiri haketmektedir. Çünkü yaşamakta olduğumuz bütün bu zorluklardan çıkabilmenin yolu; iş ve üretimden geçmektedir.

Demek ki, sıradan insanlardan başlıyarak; kamu yöneticileri, politikacılar, herkesin bakış açısını değiştirmesi gerekmektedir.

Krizden sabit gelirliler etkilenmiştir, doğrudur ama küçük sanayici, esnaf, ticaret erbabı kesim de artık ayakta duracak halde değildir. Bu kesim sanayi ve ticareti bırakmak durumunda kaldıkça; gün be gün işyerleri kapanmaya devam ettikçe, işte o zaman toplum, dinamiğini kaybetmenin önemini hiç de arzu edilmeyen bir şekilde öğrenmek durumunda kalacaktır.

Not: Bu yazı 29 Nisan 2002'de ünlü bir iş adamının, "İşadamı düşmanlığı var!" şeklindeki beyanatından önce kaleme alınmıştı!

Cengiz Özder
e-posta: cozder@yahoo.com 
 


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
109. Sayı önceki yazı 109. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye