| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

30.05.2002 Chapary Cartwheely - netyorum.com / Sayı: 110

YERÇEKİMİ YOKTUR

EVREN

EVRENİN OLUŞUMU:

Hepimizin bildiği üzere, büyük bir patlama, bu gördüğümüz tüm maddelerin varlığına sebep olmuştur. Tahmini 10 bin milyon yıl önce gerçekleşen bu patlamanın sonucunda; dört bir yana doğru dağılmakta olduğumuz ve yaşadığımız evrenin, GENİŞLEME adı verilen bir süreç içerisinde bulunduğu da kabul edilen bir gerçektir. Peki ama dağılmakta olan nedir? Sanıldığı gibi gezegenler mi yoksa onu oluşturan kümeler mi, moleküller mi, atomlar mı? Yoksa daha alt kümeler mi? Eğer şu an kabul edildiği gibi sırf gezegenlerden ibaret olsaaydı bu genişleme, gravitasyon aynı kalır mı idi?

EVRENİN GENİŞLEMESİ:

İşte tüm vargıların anahtarı, işte bu yazıları yazmamın biricik nedeni, işte işi gücü bırakıp fizikle uğraşmamın tek mazereti; TÜM MADDELER GENİŞLEMEKTEDİR.

Belki molekül belki atom, belki de daha alt kümeler, ama bildiğim tek şey varsa o'da; evrendeki tüm kümelerin, gurupların, maddelerin dağılıp genişlemekte olduğudur. Bu genişleme her ne kadar bir balon örneğiyle açıklanmış olsa bile, tam olarak ifade edemez. Gelin biz bunu bir lambanın yanışına benzetelim. 10 bin milyon yıl önce, birisi düğmeye bastı ve biz ışık kümeleri dağılmaktayız etrafa doğru. Ve büyük bir rahatlık içinde dağılıyoruz, hava misali uzayın gaz hali olan bu mekanda. Belki de gerçek madde uzay da, biz de içinde gezmekte olan bir ışığız sadece. Ve kimbilir, belki bir gün bu uzaydan çıkacağız da, çakılacağız katı bir uzaya.

GENİŞLEME NEDENİ:

En başında genişleme sebebinin, atom veya alt guruplarından birinin içindeki bir olgudan kaynaklandığını düşünmüştüm. Bu kanıya varmamın sebebi ise; Tek yönde genişleyen kabarcığın oluşumunu izlemem olmuştu. Sanki bir kuvvet vardı da atomların içinde, sürekli itip duruyordu dağılsınlar diye. Kısacası evreni genişletenin atomlar olduğunu düşünüyordum. Ama daha sonraları bu fikir bana tutarlı gelmeyince, ışığın dağılma sebebine kendimi verdim.

O'da dağılıyor ve yayılıyordu. Ve bir nedeni vardı; Çıktığı andan itibaren attığı her adım da, daha büyük bir boşlukla karşılaşmasıydı. Çünkü her biri yol alırken, uzayda içindeki boşluk açılıyordu. Şişen bir balonun üstündeki yazılarda genişlemeliydi.Yani uzay-madde arasındaki denge ve sabit oranı korumak için bu bir gereklilikti. Dış boşluklar büyüdüğü için iç boşluklar da büyümek zorunda. Ve işte bu zorunluluk dolayısıyla, ileride açıklayacağım, maddelerin kuvvet ve hareketleri doğmuş ve doğmaktadır.

ZAMAN: Bu genişlemenin diğer bir adı da zamandır. Ve hızı ışık hızında ilerlemektedir. Bir madde eğer dağılma hızına yetişebilirse, o zaman dağılma sürecinne çıkmış olur. Çünkü her genişleme adımında, o başka bir mekandadır.

IŞIK: Işığın incelenmesi evrenin kavranmasını sağlayacaktır. Neden dağılıyor dört bir yana? Ve görebildiği her yere nasıl yetiyor da, varıyor üzerilerine? Tabii, aynı zaman da bu tür sorular, bizim (madde) için de geçerli.

Bir ışık taneciğinin ilerlemesi, kendi arzu ve kuvvetiyle değil, arkasından yapılan baskı iledir. Bir madde ışık vermeye başladığında, arka arkaya tanecikler, halkalı dalgalar biçiminde birbirlerini iterler. İlk çıkan dalganın tanecikleri bu baskıya karşılık arkalarına doğru baskı yaparlar ve ışık verme devam ettiği sürece, arkalarındaki basınçta daha fazla olacağından, tüm dalgalar da baskının çoğunu geriye yapar. Ama ışık yayılımı kesildiğinde, son çıkan tanecik gurubu devam eden baskı nedeniyle yine öne doğru baskı yaparlar. Tabii arkaya yaptığı baskıyı öne çevirdiği gibi, arkasına aldığı güçten de olur. En öndeki tanecik gurubunun geriye yaptığı baskı da, azalmaya başlar, gördüğü baskının arkası kesildiği için. O an itibariyle en arkadakilerin önden gördükleri baskı yine aynıdır, ama öndekilerin arkadan gördüğü baskı azalmıştır. Yani bu tanecikler içinde, ilk etkiyi öndekiler göreceği için, ilk tepkiyi de onlar verecektir. Ve bu düşüşle birlikte, en önden başlayarak, rengi solmaya başlar bir ışık akımı. Yani bir ışık sönmeye, en önden başlayacaktır her zaman.


KÜMELER:

İşte bizler de uzay içinde bu şekilde yayılmaktayız, aynı ışık gibi. Işık bizi anlatmaktadır bize adeta. Ve bu dağılma sürecinde, bir takım kümeler oluşmuş ve oluşmaya devam etmektedir (gökada-yıldız-molekül-atom vs.) ve bu oluşmuş olan kümelerin tümü de, dönmektedirler hem kendi etraflarında, hem de bağlı oldukları büyük kümenin merkez yörüngesinde.

KÜMENİN OLUŞUMU:

Dört bir yana doğru dönerek yayılan bu parçacıklar, dağılma zorunluluğu sebebiyle, ister istemez bir baskı unsuru teşkil ederler etraflarına karşı. Çünkü çevresi de kendisi gibi genişleyen adamlarla doludur. Evrendeki tüm parçacıklar, sürekli olarak birbirlerine baskı yapmaktadırlar. Ve her birinin bir güç limiti bulunduğu için, bir yöne doğru belli bir derecenin üstünde baskı yaptıklarında, diğer yönlere karşı yaptıkları baskıyı azaltmak durumunda kalırlar. Bir parçacık tüm gücünü bir parçacık veya parçacıklar'a karşı baskı için kullanıyorsa, o zaman diğer yönlere karşı zayıf veya tepkisiz kalır. İki parçacığın baskıları eşitse eğer ve bu baskı diğer taraflardaki baskılardan daha yoğunsa bir araya gelip bir küme oluştururlar. Bu parçacıkların oluşturduğu atom kümeleri ise biraz daha farklıdır. Çünkü oluştukları parçacık sayısı farklıdır birbirlerinden. İşte bu yüzden uyguladıkları baskı gücü de, haliyle eşit değildir. Her birinin kütlesi de farklıdır bu yüzden ve kümeler de sonuçta genişleme sürecine tabi olduklarından, birbirlerine karşı baskı uygularlar. Bu baskının gücü farklıysa eğer bir hareket ve itme doğar. Güçleri eğer birbirlerine denk ve aralarındaki baskı dışarıdan gelen baskıdan daha yoğunsa; O zaman yeni bir küme daha oluştururlar ve bu silsile, bu zincir, atomlardan tutun da, gökadalara kadar sürer gider. Bu kümelerin aralarındaki baskı oranının bir neticesidir zaten, maddenin halleri ve kuvvetleri. Her kümenin elemanları bir kendi aralarında baskı uygularlar, bir de küme olarak, dış kümelere karşı. Bunu şu şekilde isimlendirebiliriz; İÇSEL BASKILAR-DIŞSAL BASKILAR.

İÇSEL BASKILAR:

Her küme oluşumlarının bir gereği olarak, kendi içinde bir takım baskılara maruz kalır. Küme parçalarının aralarındaki bu baskı, kümenin dış baskı ve hareketlerle olan ilişkilerini de etkiler. Moleküler güç buna bir örnektir. Hiç bir madde güçlü bir kümenin baskısı varken, daha güçsüz olan başka bir kümeye karşı baskı yapmaz. Uzay boşluğu maddeye baskı yapmaz ve evrendeki en hafif
olgudur. Ve bu yüzden, hiç bir madde uzaya veya kendi içindeki boşluğa baskı yapamaz.

GÜÇ MERKEZİ:

Her madde ve kümenin bir güç merkezi vardır. Güç merkezi; Küme veya madde içindeki bölümlerden, en fazla baskıya uğrayan kısımdır. Çevrelerinden hiç bir baskı görmeyen veya aynı derece baskı gören tüm maddelerin güç merkezi en orta bölümleridir. Kendi veya kendinden daha güçlü bir maddeye yaslanmış olan tüm maddelerin güç merkezleri dayandıkları kenarlarındadır.

DIŞSAL BASKILAR:

Bir kümeyi oluşturan parçaların sayısı, hem kümenin gücünü etkiler hem de yayılırken kattettiği mesafeyi. Örneğin dünyanın baskısı ve yayılırken kattettiği mesafe, ay'ınkinden çok farklıdır. Tüm çevresinden gördüğü baskı aynı olmak kaydıyla; Bir maddenin, etrafına yaptığı en yoğun baskı, arka arkaya en fazla sıralanmış olduğu doğrunun yönüdür. Yani en kalın tarafının denk gelen yönüdür. Örneğin; bunu bir koni üzerinde daha rahat görebiliriz. Bir koni'yi yağlayarak kayganlaştıralım. Elimizle iki yanından bastırdığımız da görürüz ki; Belli bir noktadan sonra elimizden kaymakta, o noktadan önceki alanlara bastırıldığında ise kaymamaktadır. İşte o kaymayan noktanın bir tarafı; Elimizin sabit kalmasını sağlayan, bir baskı gücüne sahip iken, diğer tarafı ise, elimizin durmasını sağlamak için yeterli ölçüde karşılık veremeyecek bir baskı gücüne sahiptir. Bu (elimizin kayması) bize aynı zaman da, yokuşlardan neden kaydığımızı da açıklar. Bir maddenin etrafındaki baskı gücü ne kadar azalırsa; Madde baskısını o derece kendi içine yönlendirir. Dışına doğru yaptığı baskının gücü ile dışarıdan gelen baskının aynı olması halinde, madde denge bulur ve madde ısı yaymaz. Fakat evren büyüklüğünde bir maddenin henüz bulunmayışından dolayı; TÜM MADDELER, KÜTLELERİ VE ÇEVRESİNDEKİ BASKILARIN YAKINLIK MESAFESİ İLE DOĞRU ORANTILI OLARAK ISI VERİRLER..

Evrendeki tüm maddeler, gördükleri her baskıya aynı oranda bir baskıyla karşılık vermek zorundadır. Eğer karşılık veremeyecek bir güce sahip ise; Tüm gücü ile kuvvetini bu yöne sevkedip dayanır ve o dayanmış olduğu maddenin gücünü de arkasına alarak, diğer yönlere doğru genişler. Bir kümeye yapılan baskıların çoğu hangi yönden gelirse, küme içindeki tanecikler de o yöne doğru akın ederler. Çünkü genişlemeleri için gitmeleri gereken dört yanından birisi zorluk çıkarmaktadır. Aksi olarak karşı yöndeki baskı da, bu artan baskıya karşı hafif kalacağından; tüm tanecikler daha baskın olan tarafa doğru yöneltirler güçlerini. İşte bu şekildeki iki madde, aralarındaki güçsüz olan kümeleri bu vesileyle iterler ve aralarından bertaraf ederler. Böylelikle birbirlerine de yaklaşmış olurlar.

YERÇEKİMİ DİYE BİR ŞEY YOKTUR.

DÜŞME SEBEPLERİ:

Düşme adını verdiğimiz olgu, aslında olduğu yerde kalmak üzere yavaşlamadan başka bir şey değildir. Koca bir yanılgı; havadaki madde yere varmaz tam tersine yeryüzü o maddeye varmaktadır. Çekmenin hiç bir mantığı yoktur, sadece itmek ve baskı vardır.

Evet, bazen maddeler birbirlerine yaklaşırlar, ama bu birbirlerini çekmek değil, birbirlerine karşı baskı uygulamaktır.Her maddenin kütlesi oranına eş, bir baskı gücü vardır. Çünkü o'na o kuvveti veren, içinde barındırdığı taneciklerdir. Büyük olan kümeler (kütlesi ağır), ufak kümelere göre daha fazla genişlerler. Çünkü genişleyen taneciklerin sayısı fazladır. Böylece etrafa doğru daha hızlı bir şekilde yayılır dağılırlar. Bunun bir neticesi olarak da; adına "kaçış hızı" denen bir terim türemiştir. Bir gezegen veya bir madde ne kadar büyük bir kümeye sahip ise o derece fazla olur etrafa yayılması ve bunun neticesi olarak baskı uygulaması.

ÇEKİM'İN TUTARSIZLIĞI:

Maddelerin çekim uyguladığı iddası, içi boş bir hayal ürünüdür. Bir kaçıştır sadece, ne mantığa sığar, ne matematiğe. Örneğin, aklıma ilk gelen çelişki; Eğer yer çekimi varsa, neden tüm maddeler yere aynı hızda düşmektedirler? Ve neden ufacık bir tüyü bile, oksijene boyun eğip kendine çekemez? Neden ucu taş bağlı bir iplik, havaya bırakıldığı zaman; yere olduğu gibi varır da, sağa, sola, yukarı, aşağı doğru atıldığında; ağırlık olan taş kısmı öne geçer? Halbuki eğer gerçekten havaya bırakılan o madde, hareket etmiş olsaydı yere doğru, aynı hızda yana doğru atıldığı gibi olmaz mı idi? Neden kapalı bir kabın içinde ki bir madde bırakıldığı zaman konumunu değiştirmez de, hareket ettirilip atıldığında (her hangi bir yöne) kabın arka kısmına koşar?

YERYÜZÜNÜN TEK YAPTIĞI:

Maddelerin yerle kucaklaşmalarının tek nedeni var, o da; Yeryüzünün genişlemesi, etrafa doğru sürekli bir yayılma ve bunun neticesinde havada bırakılan maddeye yaklaşma.

Evet, kısacası; MADDE YERE DEĞİL, YER MADDEYE YAKLAŞMAKTADIR.

Tabii bir de havaya bırakılan madde olduğu gibi kalmaz, yerinde az da olsa dünyanın üzerine doğru ittiği hava molekülleri bir baskı oluşturacağı için, onlara doğru bir kuvvet verir. Ve tabii böyle olunca da, bir miktar hareket eder ama asıl yere varmasının sebebi, yerin hareketidir. Gerçekte hepimiz dünya ile beraber uzayın derinliklerine doğru açıldığımız için doğal olarak bir hareket içindeyiz. Ve yine doğal olarak, bir madde bırakıldığı anda da bu konum üzerindedir ve hızı da dünya ile aynıdır. Daha sonra dünyanın ittiği hava moleküllerinin alttan yaptığı baskıya karşılık vererek yavaşlamaya başlar. Ve bilinmelidir ki; sağa veya sola doğru atılan bir madde, önüne çıkan hava molekülleri baskı yaptığı için yavaşlamaz. Yer tarafından baskı yapan havaya karşı bir baskı uygulaması gerektiğinden dolayı yavaşlar. Yani yerin ittiği hava, maddenin öne doğru verdiği kuvveti bölerek kendine doğru çevirir. Ve yavaş yavaş bu güç oranı yer lehine değişmeye, madde de yavaşlamaya başlar. Tüm evrendeki maddeler, gördükleri her baskıya aynı oranda bir baskıyla karşılık verirler. Eğer karşılık veremiyecek bir güçte ise gördükleri bu baskı tüm gücü ile dayanır ve o dayanmış olduğu maddenin gücünü de arkasına alarak diğer yönlere doğru genişler. Bir kümeye yapılan baskıların çoğu hangi yönden gelirse, küme içindeki tanecikler de o yöne doğru akın ederler. Çünkü genişlemeleri için gitmeleri gereken dört yanından birisi zorluk çıkarmaktadır. Aksi taktirde karşı yöndeki baskı da, bu artan baskıya karşı hafif kalacağından; tüm tanecikler daha baskın olan tarafa doğru yöneltirler güçlerini.

HAREKET VE GÜÇ

DÜNYA ÜZERİNDEKİ BİR MADDENİN HAREKET HALİNDE İKEN YERE YAKLAŞMAMASI:

Bir tartının üstünde dururken, elimizi sağa sola doğru az da olsa hareket ettirdiğimizde; tartıda ki ibrenin dans ettiğini görürüz. Yani her hamlemizde, yere yaptığımız baskı azalmakta ve ağırlığımız da düşmektedir. Çünkü hava moleküllerine karşı baskı yapan ellerimiz, gücümüzü az da olsa böler ve bu güç değişimi ani olduğundan tartıya yansır. Yere paralel olarak hareket eden bir cisimin yere yaklaşmamasının sebebine gelince; Bunun tek sebebi dediğimiz gibi, hareket halinde iken önüne çıkıp, hızı oranında ona karşı baskı uygulayan hava molekülleridir. Yani cismin önden gördüğü baskı, yerin baskısına karşı direnecek bir gücün kalmamış olmasıdır. Eğer altındaki hava molekülleri yeryüzü tarafından itilmiş olmasaydı, hiç bir zaman da durmaz, düşmez giderdi sonsuza değin. Ama  maddenin gücü bu yer değişikliği yüzünden hareket yönündeki hava moleküllerine karşı başlangıçtaki gücünü uygulayamaz. Ve böyle olunca da yerin baskısı yavaş yavaş daha baskın gelmeye başlar ve sonunda da bu hareketi durdurur. Kesinlikle kendi baskısının bitmesiyle olur bu yavaşlama ve düşme. Tabii bu baskının bitmesini de önüne çıkan hava molekülleri değil, altından yükselen hava molekülleri sağlar. Ve ayrıca bu harekette maddenin kütlesi de çok büyük bir rol oynar. Kütlesi ne kadar fazla ise, o kadar geç olacaktır gücün yön değiştirmesi. Çünkü ilk etkilenen kısım olan alt kenardan başlayarak zincirleme bir şekilde sıra ile olmaktadır bu değişim. Kümenin birimleri ne kadar fazla ise, o derece uzayacaktır bu değişim rüzgarı.

DÖNEN BİR MADDENİN HAFİFLEMESİ:

Hareket eden bir madde, en yoğun baskısını hareket ettiği yöne doğru yapar. Bu yüzden dönen bir maddenin baskı yönü; döndüğü eksenin tümüdür. Merkezinden başlayarak tüm kuvvetiyle döndüğü çevresine doğru baskı yapar. İşte bundan dolayı diğer yönlere karşı uygulamakta olduğu baskı, hızı oranın da düşecektir. Ve bundan dolayı ne yerden itilen hava molekülleri (yere paralel döndüğünde), ne de diğer baskılara karşı direnmeyerek, kendini teslim edecektir. Dünyanın bize ve uzaya doğru uyguladığı baskı da bu nedenledir. İşte elips biçimindeki maddeler buna ek olarak, bir de yere bakan kısımları ince olduğundan; dönüşleri belli bir hıza ulaşınca, havadan
bile daha baskısız olurlar yere karşı. Ve bunun sonucunda yukarı doğru çıkarlar, ardlarına bile bakmadan.

MADDE NASIL HAREKET EDER:

Maddeler her yöne doğru genişlediğinden, bu yayılma hareketlerine kim karşı koyarsa, o'na karşı baskı yaparlar. Bu bağlamda maddelerin tavırlarını, oluştuğu moleküller, molekülleri de atomlar belirler. Her maddeye hareketi veren, içindeki atomların baskı yönünü değiştirmelerinden kaynaklanır. Örneğin bir taş fırlatılırken, önce geriye doğru çekilir ve itilerek ona baskı yapılır bırakılana dek. Ve bırakıldığı zaman; İten güce karşı yaptığı baskı, bir anda yer değiştirip öne doğru kayar. Bu baskının öne doğru yönelmesinin sebebi ise, gördüğü en yoğun baskı tarafı (hava moleküllerinin) olmasındandır. Fırlatılış anında taşın güç merkezi, elimize dayalı kısımda yani en arka tarafındadır. Ve bu güç merkezi, bırakıldıktan itibaren öne doğru süratle kayar. Çünkü önden baskı yapan moleküller, çıkış vermemektedir. Bu iki baskı arasında kalan ön taraf, arka moleküllerden daha fazla baskıya maruz kaldığından, güç merkezine döner. Aynı zamanda maddenin güç dengesi kurulmuş ve sabit bir hıza geçmiş olur. Ama daha sonra bu hızı düşürecek bir etken belirir;YER KÜRE

Yer tarafından veya herhangi bir yönden bir baskı gelip bu dengeyi bozmaz ise eğer, taş o vaziyetini değiştirmeyecek ve hareket edecektir sürekli. Çünkü evrendeki hiç bir madde ısı almadıkça kendiliğinden güç yitirmez. Ve kaldı ki, maddeler ne kadar baskıya maruz kalırlarsa, o kadar güç kazanırlar, içlerindeki ısıyı boşaltarak. Uzay da sürekli olarak hareket edilmesi de, işte bu dengenin bozulmamasına bağlıdır.

ISI VE ETKİLERİ

Isı da ışığa benzer. Bir çelişki yumağıdır. Dalga mıdır, parçacık mı? Bir kere, maddeler arasında dolaşması, denizdeki dalgalara benzemektedir ama madde içindeki durumu ele alındığı zaman, bir taneciği andırmaktadır adeta. Evrendeki tüm maddelerin ve kümelerin içinde dolaşıp duran ısı, tüm kümeler için bir güçsüzlük kaynağıdır. Hangi madde de ısı daha yoğun olarak bulunursa, o madde çevresine karşı o derece daha az baskı yapar. Çünkü ısı, madde içine girerek, moleküller arasındaki mesafeyi çoğaltır. Bu da birbirlerine yaptıkları baskıyı indirger ve bu da dışa doğru zincirleme olarak yaptıkları baskının, boşluklarla azalması demektir. Dizilmiş bir molekül zincirinde, moleküller nasıl birer güç kaynağıysa, aynı şekilde aralarındaki boşluklar ve ısılar da birer güç kaybıdır. Uzaydaki bir cismin baskı gücü, kapladığı alanla da ilişkilidir. 1km küplük bir alan kaplayan bir cisim, aynı ağırlıkta ve yarım km küplük bir alan işgal eden başka bir cisimden baskı gücü olarak daha zayıftır...

Chapary Cartwheely


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
110. Sayı önceki yazı 110. Sayı sonraki yazı
   
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye