| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"İstanbul Mekanları" 01.08.2002 Zafer Sönmez - netyorum.com / Sayı: 115

SARDALYACI GÜRBÜZ'DEN
ASSOS'TA FELSEFE'YE UZANAN
BİR MİNİ TATİL MACERASI

Bu haftalık tatil mekanları...

Bazıları yalnızdır. Herkes gibi yalnız doğar, bunun için ağlayarak doğar. Fakat zaman içinde bu yalnızlığa alışır, sever onu. O yalnızlık bir parçası olur onun. Kalabağın içinde, bu koskoca şehirde yalnızdır ama bundan ne mutludur ne de mutsuz… Çünkü o bir parçasıdır ve o parça kendi bütününde anlamlı gelir ona…Yalnızlar klübüne hoşgeldiniz…

Bir arkadaşım benim için yabani demişti. Belki de doğru, biraz yabani, ehlileştirilmemiş bir halim var. Zaman zaman kaçıp kendi başıma (tamam itiraf ediyorum “çoğu zaman”) birşeyler yapmak, kendimi keşfetmek fırsatını hiç kaçırmam… Bu sefer de öyle oldu. Tek başıma tatile çıktım. (Yazıları takip edenler sebebini hemen anlayacaklardır ama öyle değil...) Internet explorer’ın bir düğmesi var ya: Refresh… Yani tazele… Tamamen amacım hayatın zaman zaman tazele butonu ile tazelenip yenilenebileceğini ispatlamaktı. En azından kendime. Zaten başka biri de yoktu…

* * *

İş yerimden tatile çıkıyorum diye izin aldım. Nereye gideceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hatta o hafta başında tatil planım bile yoktu. İzin formunu doldurdum. Bütün haftasonunu İstanbul’da geçirdim. Planımı yaptım. Güzergah; Assos, yolcu; tek, yük; bolca kitap, güneşyağı, denizgözlüğü ve fotoğraf makinesi. Geriye kalan tek şey arabanın deposunu doldurmaktı. Evin yanındaki benzin istasyonundaki pompacı sabah 05:00’te şortlu ve balıkçı şapkalı bu adamı karşısında görünce herhalde krizin insanları ne hale getirdiğini filan düşünmüştür o Pazartesi sabahı…

Bu hafta İstanbul Mekanları yerine Tatil Mekanları’ndayız. Ama biraz özel olacak benim tatil mekanlarım.

İstanbul’dan Eceabat’a kadar sabah boş yollarda Pavarotti’nin nameleriyle huzurlu bir şekilde ulaştım. [Tamam yalan söyledim. Keşan’a gelmeden bir defa radara yakalandım, hiç itiraz etmeden makbuzu aldım. İtiraz etmedim çünkü birincisi hız sınırını aşmıştım, ikincisi tatilimi hiçbir şey zehir edemezdi. Uzun bir not oldu galiba.] Hemen arabalı vapur kuyruğuna girdim fakat kaçırdım. Unutmayın arabalı vapurlar buradan saat başı kalkıyor. Neyse, arabayı park edip, karnımı doyuracak bir yerler aradım. Buraların sardalyası meşhurdur, hem de tam mevsimi diyerek ekmek arası sardalya yapan büfenin yanına gittim. Sardalyacı epey hoşsohbet çıktı. Adı Gürbüz’müş. Onunla Gelibolu’da yapılan Sardalya Festivali hakkında konuştuk. Her sene festivalde en iyi sardalya ızgara yarışması düzenleniyormuş. Geçen sene bizim Gürbüz ikinci olmuş, bu sene iddialıymış birinci olacakmış. Birinci olana ödül var mı diye sordum. O da; "Abi, büyük ödül var. Takım elbise veriyorlar" dedi. Bütün gönlümden Gürbüz’ün kazanmasını diledim. Gürbüz bana birkaç tüyo verdi. En iyi sardalya Gelibolu’nun karşısındaki köy olan Çardak’ta oluyormuş. Bu işin temizlemesi maşa ile oluyormuş, onu kullanmak da maharet gerektiriyormuş. Festival 15 Temmuz’da olurmuş. Gürbüz sardalyayı “kebaaap kebap” diye satarken, “beğenmezsen para verme!” sloganı ile müşteri topluyor. Assos’a doğru yola koyulmak üzere arabalıya yönelirken Gürbüz’le dönüşte buluşmak üzere sözleştik…

Eceabat’tan Çanakkale’ye geçtikten sonra İzmir yoluna saparsanız, Ezine ve Ayvacık üzerinden yaklaşık 45-50 dakikada Assos’a ulaşabilirsiniz. Ayvacıktan sonra yol Bingöller Rallisi gibi. Asfalt, dar, virajlı bir yol ama sürüş için çok zevkli diyebilirim…

Karşınıza öncelikle Behramkale Köyü ve sonrasında antik limanın olduğu yerleşim çıkıyor. Sit alanı olduğu için köyde sadece kesme taştan yapılan evlerin yapılmasına izin veriliyor.

Buraya kadar geldikten sonra Assos’un tarihçesinden bahsetmemek olmaz. Assos, M.Ö. 1.000’li yıllarda kurulmuş ama ilk yerleşimlerin bundan önce olduğu tahmin ediliyor. Şehri kuranların hemen karşıdaki Midilli (Tespos) adasından gelen Aiol kolonilerinin olduğu biliniyor. M.Ö. VI Yüzyılda Lidyalıların ve Perslerin egemenliğine giren Assos, M.Ö.V. Yüzyılda birçok Batı Anadolu kenti gibi Attik Delos (Deniz Birliği) 'a üye olmuş ve Büyük İskender'in Asya Seferi ile Makedonya hakimiyetine giren kent, İskender'in ölümünden sonra sırayla; Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Bizans hakimiye- tinde kalmış ve I. Murat döneminde Osmanlı toprakları içerisinde yerini almıştır.

Assos’un en bilinen özelliği ise ünlü düşünür Aristo’nun ilk felsefe okulunu burada kurmuş olması ve hayatının bir bölümünü burada geçirmiş olmasıdır. Hatta bununla ilgili bir de romantik bir hikaye bulunuyor. Assos Kralı Hermias'ın kız kardeşi Pythias'ın güzelliği dillere destanmış. Pythias'ı görenler O'nu bir daha unutamıyorlarmış. Aristo, Hermias'ın okul arkadaşıymış. Hermias, Aristo'yu Assos'a davet etmiş ve bu davete icabet eden Aristo'da onuruna verilen yemekte Pythias'ı görür görmez aşık olmuş. Yemekten içmekten kesilmiş, bunun üzerine Hermias, Assos'da bir okul açtığı takdirde kız kardeşini Aristo'ya vereceğini vaadetmiş…. Ve hikaye mutlu sonla bitip Aristo ile Pythias evlenmiş. Felsefe Okulu’da M.Ö. 348 - 345 yılları arasında kurulmuş.

Gerçekten Assos’u görüp de bir felsefecinin buralara yerleşmemesinin akıl dışı olacağına hemen kanaat getirebilirsiniz. Sizlere öncelikle antik limandaki yerleşimleri biraz anlatacağım daha sonra da köyü ve antik kaledeki izlenimlerimi.

Limana döner bir yoldan gidiliyor, arabanız yoksa köyden limana olan 2 km.lik yolu yürümek durumundasınız. Eğer şapkanız ve suyunuz varsa emin olun bu hiç de zevksiz bir yolculuk olmayacak. Limanın girişinde solda Yıldızsaray Otel-Restaurant var. Ben iki gelişimde de burada kaldım. Limanda denizin üzerindeki tek lokanta Yıldızsaray’dır, diğerleri hep denizin kenarındadır. Balıkları hep taze, odaları diğer otellere göre biraz daha az konforlu olmasına rağmen kliması, sıcak suyu her zaman olan ve manzarası muazzam bir mekandır. Fiyatlar ise oldukça makul. Yemek olayına girecekseniz, Yıldızsaray’ın iskorpit buğulaması ya da orfoz şişini tavsiye ederim. İstanbul’da her zaman bulunmayan veya bulsanız bile tazeliğinden emin olamayacağınız iki lezzeti burada hem ucuz hem de mükemmel servis edilmiş şekilde bulabilirsiniz. Garsonları Cengiz ve Ramazan sizlere en iyisini sunacaklardır.

Girişten sonra sağda küçük, şirin Jandarma Karakolu’nu bulacaksınız. Askerliğini yapan her erkek gibi ben de keşke burada yapmış olsaydım diye düşünmüştüm ilk gördüğümde. Askerlerle konuşunca oralarda hiçbirşeyin değişmediğini ve onların da şafak yolunda hiçbir manzarayı göremediklerini görür gibi oldum. Erler zaman zaman mendirekten sallandırdıkları misinaları ile balık tutuyorlar, komutan artık bu tür “vukuat”lara fazla önem vermiyor gibi. Bence de iyi yapıyor. Herşey ortama uymalı değil mi?

Jandarma Karakolu’nun yanında Nazlıhan Otel ve Fenerli Han Bar var. Bu binalar bundan 50 yıl öncesine kadar köyün arkasındaki ormanlardan gelen meşe palamutlarının depolandığı ambarlarmış, şimdi ise muazzam manzaraları ile taş otel olarak hizmet vermekteler. Assos’ta zaten birkaç evden başka özel bir yerleşim alanı bulunmuyor. Assos’un batı yönündeki binaları bu şekilde bitiyor. Nazlıhan’ın önünden yürüyerek sağda denizin üstünde bulunan Yıldızsaray’ın lokantasının üstünden geçiyoruz. Sağımızda Otel Behram duruyor. Onun yanında ise limanın içindeki ikinci yerleşik bar olan Uzunev’e geliyoruz…Uzunevin yanında meşhur Assos Dondurmacısı. Waffle ve dondurmayı Maraş’tan sonra en güzel orada bulabilirsiniz. Zaten onların da ustası Maraş’lıymış.

Hemen ileride Assos Otel-Öğretmen’in Yeri bulunuyor. Assos Otelin yanında ise Kervansaray Otel bulunuyor. Konfor arayanlara bu saydıklarımın içinde öncelikle Kervansaray’ı sonra da Nazlıhan’I tavsiye ederim. Çok özel tercihleriniz yoksa bütün oteller birbirine benziyor zaten geceyarısına kadar odanıza gidip vakit geçirmek bile istemeyeceksiniz.

Tatilin ikinci gününde Uzunev Bar’ın kapısında "Assos’ta Felsefe" diye bir ilan gördüm. Birden hızla içerisi girip ilanın ne ile ilgili olduğunu sorunca barın sevimli barmeni Resul’den etkinliğin 3 senedir yapıldığını ve yabancı-yerli akademisyenlerin katıldığını öğrendim. Sağolasın Resul. Bu arada ısmarladığın kahve ve likörler için de teşekkürler.

Assos’ta felsefe. Airsto’nun mekanında çömezler çabalıyor diye düşünmeyin. Rahmetli gazeteci Örsan Öymen’in aynı isimli oğlu Örsan Bey’in tetiklediği sivil bir girişim olan Assos’ta felsefe (www.philosophyinassos.org) oluşumu gerçekten beni büyüledi. 4 günlük organizasyonun 3 gününe iştirak ettim ve konuşmaların hepsini de çok yararlı buldum. Detayları web sitesinde bulabilirsiniz.

Sizlere ikinci günün katılımcısı Tel Aviv Üniversitesi’nden Profesör Asa Kasher’in The Meaning of Life-Hayatın Anlamı konuşmasında anlamlı bir hayat yaşamak için öne sürdüğü 10 basamağı iletmek istiyorum…

1- Kişisel gelişim - Self İmprovement
2- Çile Çekmek (Not:Benim yorumum ) - Maximize Sufferring
3- İç Tatmin - Internal Satisfaction
4- İstek, Duygu ve Bilginin İçsel Harmonisi - Internal Harmony of Will, Emotion and Understanding
5- Uygulama - Practice
6- Anlam - Meaning
7- Hayat - Life
8- Kahraman Yaratmak - Kendi Hayatının Hikayesini Yazmak - Creating a Hero - Writing the story of your own life
9- Tatminsizlikten uzaklaşmak - Getting Rid of Dissatisfaction
10- Herhangi bir noktada başlayabilme yetisi - Ability to start at any point

Profesör Kasher ilk 7 şıkkın hayatın anlamı nedir sorusu ile ilgilendiğini, diğer 3 şıkkın ise sorunun cevabını tanımladığını belirtti…

Behramkale Köyü’nün girişi bildiğimiz köylere benziyor fakat ileride caminin olduğu meydana gelince antik eşyalar satan birkaç dükkanı ve arabanızı park ettiğiniz yerde elinde makbuzla gezen parkçıları görünce hemen anlıyorsunuz burasının da zaman içerisinde paranın gücünü farkettiğini. Meydandan sağa kıvrılan yolu takip edince köyün camisini geçerek antik kalenin olduğu sokağa giriyorsunuz. Sağınızda solunuzda kekik, sızma zeytinyağı, örme çorap, mesir macunu ve bir sürü hediyelik eşya satan köylü kadınlara rastlıyorsunuz. Buraların kekiği ve zeytinyağı meşhurdur. Aman almayı unutmayın, hatta mevsiminde gelirseniz kekiği kendiniz bile toplayabilirsiniz. Biz geçen gelişimizde Mayıs ayında taze kekik bulabilmiştik, sizlere bir ipucu olsun.

Kalenin olduğu yerde Osmanlı’dan kalma bir cami, Helenistik dönemden kalma surlar ve kale girişini görebilirsiniz. Ama en önemlisi Assos’un simgesi Athena Tapınağı. Midilli adasını ve aşağıdaki körfezi en iyi gören noktaya kurulmuş olan Athena Tapınağı’nın M.Ö. 6-7 yy.da yapıldığı tahmin ediliyor. Athena mitolojideki en büyük Tanrı olan Zeus’un kızıdır. Savaş tanrıçası olarak biliniyor. Ayrıca bir diğer özelliği de Assos’ta olduğu gibi şehir Tanrıçası olmasıdır. Uygarlığın, el sanatlarının, tarımın koruyucusu olarak bilinir.

Tapınağın bulunduğu alanda fazlaca tabela olmadığı için bir kitap alarak daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca kalenin olduğu alandan küçük bir trekking ile 70-80 mt. aşağıdaki tiyatroya inilebiliyor. Eğer sağlam bir ayakkabınız yoksa bunu denememenizi tavsiye ederim. Tiyatro Efes Pilsen’in katkılarıyla tekrar ayağa kaldırıldı. Fakat sponsorluk fazla devam etmemiş gibi görünüyor. Zira şu an Assos’ta fazlaca bir çalışma yok gibi görünüyor…

Tarih filan derken denizi anlatmadan geçemeyeceğim. Assos’un denizi Türkiye’de bulabileceğiniz en temiz denizlerden. 7-8 mt. aşağısı cam gibi görünüyor. Kervansaray Oteli’nin arkasındaki koydaki iskelelerin birinden rahatça denize girebilirsiniz. Ama kendinizi yabancı hissedebilirsiniz. Zira Türklerden fazla yabancı var gibi buralarda. Neyse onlar kıymetini bizden daha fazla biliyor gibiler. İskelenin yanındaki kahvehanede öğle yemeği olarak Assos’un meşhur kekikli tostunu tadabilirsiniz. Yanlış bir tercih olmadığını göreceksiniz.

Hayatınızın bir bölümüde mutlaka uğrayın buralara. Dönerken Yıldızsaray’daki Cengiz’den sızma zeytinyağı alabilirsiniz, aman köyden alıp kazıklanmayın!..

Ve Assos’ta Felsefeyi de kaçırmayın derim…

* * *

Geçen hafta Balat’ta olacağımızı belirtmiştim ama araya tatil girince olmadı. Balat, ayrıntılı bir yazıyı gerektiriyor, fazlaca uzatmadan Balat’ta nelerden bahsedeceğimizi ve gelecek haftanın konularının neler olacağının ipucunu vereyim…

Burası Agora Meyhanesi, burada geçer aşkların en şahanesi. Agora Meyhaneli Balat’tan görünümler…

Tur-i sina Methoion’u, Surp Hreşdegabet Kilisesi, Sveti Svetan Bulgar Kilisesi, Ferruh Kethüda Camii, Ahrida Sinagogu… Piyano tamircileri, kalan bir kaç Yahudisi ile bir semtin kısa süreli kronolojisini çıkarmaya çalışacağız. Haftaya görüşmek üzere…

Saygılarımla,  

Zafer Sönmez
e-posta: zafer.sonmez@lycos.com , zafer.sonmez@disbank.com.tr
 


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
115. Sayı önceki yazı 115. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye