| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

01.08.2002 Daruma - netyorum.com / Sayı: 115

KÜÇÜK KADIN

Minik sarı saçlı yeşil gözlü kız
Bükme boynunu bir tek sen değilsin öksüz, annesiz,
Yuvan varken yuva aradın içinde sevgi ama sevgisiz,
Sana kimse veremedi, senin verdiklerini,
Üveyler bazen çok acımasız, sevgisiz, hissiz.

Çektiler kolundan seksek oynarken üveyler,
Okul yolunu, hayat yolunu sana dar ettiler,
Abilerin ablaların dururken
Kiralık gelinlik diktiler, erken erken,
Daha ondördünde küçük kadın etti seni yaban eller.

Bu büyük adam da kim dedin,
Adına koca mı demişlerdi acaba! O zamanlar bilemedin,
Bu yeni bir oyun mu? Peki ben kimim dedin,
Korku dolu gözlerin, acı içinde yumuldu, bu oyunu hiç sevmedin.

Artık oyuncaklar yok, şimdi elinde gerçek bebeklerin,
Ama istiyorsan oyna bu bebekler artık senin,
Küçük anne haydi ninniler söyleyesin,
Ağlama sakın, hisseder, üzülür uyuyan bebelerin.

Öksüzsün biçarem, ne diyeceksin,
Kader duymaz şimdi seni,
Yaşatıyor sana hayatı doludizgin,
Bir hayırsız elinde büyüdün, horlandın, itelendin,
Bir tek çocukların için çarptı ilk kez kalbin.

Yıllar geçtikçe anladın ve gözyaşlarını hiç dindiremedin.

Hayata sevgiydi tek avuntun, tek ümidin.

Bebelerin ile beraber küçük kadın sen de büyüdün,
İçinde sevinçler, kah üzüntü kah hüzün,
Aklın gelecekte, doğruluk dürüstlük oldu yönün,
İnatla doğru bildiğin yolda, hep doğruya yürüdün.

Kalbinden sevgi hiç eksik olmadı ama çok acıydı yaşadıkların;
Ellerin evlerinde ellerin, çok çamaşır, bulaşık yıkadın,
Bebeler tok uyudu ama sen çok gece aç yattın,
Onlar ısındı ama sen çoğu zaman yalınayaktın,
Aklın erdiğinde ne de çok hırpalanmıştı çocukların ve hayatın.

Doğruya bakmak seni ışığa götürdü, eğitimdi hayatında tek aydınlığın;
Mücadelen ise hep öğrenmekti, sonunda bir okula yazıldın,
İlkokul, ortaokul derken şimdi liseye başladın.

Tehdit edildin,
Mutluluk için direndin,
İnatla bekledin,
Ama mücadeleyi sen kazandın.

Şimdi kocaman dul bir kadınsın bebeğim,
Artık yeni mücadelelere hazır olsun yüreğin
Kahpe Felek yanından geçti sakın bakma bırak gitsin
Gerçek mutluluk kurduğun yeni evin
Komşular ne diyecekmiş, bırak ne derse desin.

Kimbilir bir zamanlar ne aşklar hayal etmişsindir
Hayaller uzak değil, gelecek istiyorsan o senin hakkın helalin.

Utanma sev, aşık ol, aşka, sevgiye herkes muhtaç
Gömme aşkını bu senin hakkın, bu bir ihtiyaç
Sakın vazgeçme, yeterki sen hayatla inatlaş.

Ben senin dostunum;
Kalbim, bildiklerim, ellerim sana açık, istediğini al, git savaş.

Hayat bazen haksızlık ettiğini anlayıp geri dönüyor,
Çocukluğun ve gençliğin kurban edildi ama
Olgunluğun ihtişamla yaşanıyor.

Fırsatlar elinde, anlat sevdiklerine içindeki hayallerini,
Anlayacaklardır, onlar yaşıyorlar senin yaşayamadığın gençliklerini.

Unutmasınlar! Sen onlar için feda ettin en güzel günlerini, gençliğini...

Çocuk yaşta bir kız çocuğunun evlendirilerek çocuk büyütmesi, üstelik kıt ekonomik şartlarda, üstelik bu işsizlikte, üstelik üniversitelerde çok az insanın okuyabilme şansının olduğu bu ülkede ne kadar faydalı olur, çok düşündürücü.

Dinlerken çok etkilendiğim, yukarıda hikayesini anlatmaya çalıştığım kadın; bugün benim de çalıştığım şirkette çaycı olarak çalışan kırk yaşlarında iki çocuk annesi. İki oğlu da şu anda üniversitede okuyor. Parasızlık, sarhoş ve dayakçı bir baba, evlere temizlik işine giden bir anne ile büyümüşler ve annelerine, babalarından ayrılması için her türlü desteği vermişler. İki çocukta üniversite kurslarına gitmeden kendi imkanları ile üniversiteye girmişler. Tek gelir kaynakları annelerinin evlere temizlik yaparak sağladığı maddi katkı olmuş, güçleri ise; İnanılmaz bir fedakarlıkla verilen annelerinin o büyük sevgisi.

Eğer bu kadın güçlü ve ruhu, karakteri iyi bir insan olmasaydı okumak için yanıp tutuşmasaydı, şu anda nerelerde olurdu acaba.

Belki bu hikaye sıradan gibi gözükebilir, bu ve benzer şartlarda hatta daha da ağır şartlarda yaşayan daha birçok insan vardır toplumumuzda. Üstelik bu insanlar maalesef bizim toplumumuzda azınlıkta değil, çoğunlukta.

Eğitime gereken önemin verilmemesi, toplum içinde ne kadar sağlıksız ilişkiler ve düşünceler yaratıyor. Bunun sonucunda da toplum mutsuz, inançsız, tahammülsüz ve hoşgörüsüz, cahil insanlardan oluşuyor. Bu gün kaç tanesi televizyonda Türkiye ekonomisi, Avrupa Birliğine girmemiz, vs. konuşulurken anlıyordur veya seyrediyordur/dinliyordur. Buradan da başka bir sorun daha fışkırıyor. Reyting uğruna topluma verilen yanlış mesajlar. Neyse bu konuyu geçiyorum.

Veya bir televizyonu olan var mıdır acaba anlayabilmeyi deneyecek olanlar için, içlerinde. Belki vardır da satmıştır. Belki de hiç olmamıştır.

Çocuk diyor ki :

- Okumak istiyorum

X  -İyi git oku, zaten ilköğretim mecburi.

Ç - İyi de nasıl, beni evlendiriyorlar

X - Bu aile konusu biz karışamayız. Biz okul açarız isteyen göndersin.

Ç - Kim karışır peki.

X - ??. Töreler.

Ç - Başka,

X - Baba, ağa, muhtar, belediye başkanı.

Ç - EeE, O zaman okuyabilirim.

X - Hayır, okuyamazsın.

Ç - Neden? İlköğretim mecburi değil mi? Devlet öyle dememiş mi?

X - Demiş ama onlar da bizim memleketten, bilirler. Onlar da ailenin verdiği kararı onaylıyorlar.

Ç - Peki ben

X - Sen sus. Büyüklerine karşı mı geliyorsun?

Geçenlerde bir televizyon kanalının ana haber programında, bir kız çocuğunun ailesi tarafından okula gönderilmediği haberini dinledim. Tam olarak hatırlayamıyorum. 4. ya da 5. sınıftan almışlar kız çocuğunu. Çevreden biraz uyanık ve ileri görüşlü biri, sağı solu biraz kurcalamış ve nihayet show amaçlı bir haber programına oturmayı başarmış.

Şimdi, Okul Müdürüne soruyorlar; “Neden bu öğrencinizin okuldan alınmasına izin verdiniz?”

Müdür; “Benim böyle bir konudan haberim yok” diyor.

Öğretmene soruyorlar, Müdürün bildiğini ifade eden birşeyler söylüyor çekinerek.

Nihayet çocuğun ailesine sordular. Baba bir çiftçi. Hepsi tesettürlü, namazında niyazında kendi halinde insanlar. Bu durumlarının bize bir zararı yok da (şimdilik) çocuğa zarar veriyorlar. Diyor ki;

“Bizim kız biraz fazla gelişti, biraz da erkence, bir de çok kilolu büyük kadın gibi görünüyor, arkadaşları okulda alay ediyorlarmış, onun için aldık okuldan, çocuk ağlıyor.”

Çocuğa sordular. Çocuk görünüşte; tombul, güzel bir kız çocuğu;

“Babam göndermiyor” diyerek ağlıyor.

İşte böyle komik olaylar oluyor.

Bu arada bir çok insanımız da oy kullanmayı öğrendi artık. “Kime?”. Kime oy at dedilerse ona.

Yalan dolan, seviyesiz ilişkiler, üçkağıtçılar, hırsızlar, menfaatçiler, şu meşhur Türkiye’nin Genç Nüfusu bu dertlerle kendi bir şey öğrenmeden nasıl başa çıkacak bilemiyorum. Kötümserliği bir yana bırakıp, filmdeki gibi “Herşey Güzel Olacak” diyorum.

Duygularımla başa çıkamadım, biraz etliye sütlüye karıştıysam beni affedin.

Önce insana yatırım yapan bir toplum olma ümidiyle... 

Daruma - 12.6.2002


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
115. Sayı önceki yazı 115. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye