| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

01.08.2002 Dahlia - netyorum.com / Sayı: 115

NEDEN ADI "KOCA" ?

Birbirini çılgınca seven iki insanı sıfır noktasına getiren, çözümsüzlüğe ve dolayısıyla ayrılığa sürükleyen bir sürü neden var. Belki de bu nedenleri yeterince iyi tanımıyor ve onlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz.

Ne ile ve nasıl mücadele etmemiz gerektiğini öğrenirsek belki her şey çok farklı hale gelecek. O halde olmayan umudumuzu yoktan var edelim ve ilişkilerimizi katletmek için pusuya yatmış bekleyen 3 düşmanı mercek altına alalım.

Ne kadar zor kazandığımız sevgiyi, saygıyı ve paylaşmayı anlamadan kaybettiğimizi fark ediyoruz. Nedir böyle bizlerden uzaklaştıran, bunu beceremediklerimizi düşünürken nasıl yapabiliyoruz?

Zaman her acının ilacı ama aynı zamanda da her aşkın birinci dereceden katil zanlısı... Yeni bir ilişkiye başladığınız anda şunu bilin ki; saatli bomba da geri sayıma başladı. Cicim aylarının bitmesinden sonra gelen boş vermişlik, o tuhaf "Nasıl olsa benimle!" duygusu, ilişkiye ve birbirine alışmanın getirdiği umursamazlık ve özensizlik her ilişkiyi sıradanlığa sürüklüyor ve bu sıradanlık, taraflardan biri "Beraberliğimizin bir anlamı kalmadı," diyene kadar sürüyor.

İlişkiyi bir bebek gibi düşünün. Bebeğinize birkaç yıl bakıp sonra "Nasıl olsa kendi kendine büyüyor" deyip bir kenara mı atacaksınız? Aşkınıza sahip çıkın ve her aşamasında ona emek vermeye hazır olun. Birbirinizle ilgilenin, birbirinizi özleyin, konuşun, fikirlerinizi paylaşın ve sorunları büyüyüp çözümsüz hale gelmeden oturup tartışın. Kısacası, ikiniz de gayret gösterin, yorulun, terleyin. Farklı ilgi alanları, geleceğe dair bambaşka beklentiler, hayaller ve birbirine ters bakış açıları çoğunlukla ayrılığa sebep oluyor. Yani "Zıtlar birbirini çeker" sözü tam bir palavra! Tabii ki, karakterleriniz aynı olmak zorunda değil. Mesela, siz daha neşeli ve dışa dönüksünüzdür, o ise daha sakin ve çekingen, bu durum bir problem yaratmaz. Fakat hayata ve dünyaya bakışınız, beklentileriniz, zevkleriniz ve planlarınız uyuşmuyorsa işiniz bayağı zor.

Beraberliğinizi sürdürmeyi gerçekten istiyorsanız ve bu şekilde de aşkta mutlu sona ulaşabileceğinize inanıyorsanız, o zaman önce sevgilinizi değiştirme fikrini unutun. Onu şu anki haliyle, hiçbir şekilde başka bir insan yapmaya çalışmadan ve size ters gelen davranışlarından şikayet etmeden kabul etmelisiniz, tabii o da sizi... Eğer ikiniz de bunu başarırsanız belki ilişkinizi uyum içinde sürdürebilirsiniz.

Evlilik hayatının erkeğin beynindeki bilinmeyen bir reaksiyonu tetiklediğini, böylece evli erkeklerin daha sağlıklı olduklarını ve daha uzun yaşayabildiklerini belirten bilim adamları, evli erkeklerin bekarlara göre ortalama 3 yıl daha uzun yaşadıklarını bildirdi.

Warwick Üniversitesi bilim adamlarından, araştırma ekibinin başkanı Prof. Andrew Oswald, şunları kaydetti:

"Evli erkeklerin beyninde bir değişim yaşandığını, bunun da bağışıklık sistemini harekete geçirip yaşamı uzattığını düşünüyoruz. Evli erkeklerin daha sağlıklı olmaları ve daha uzun yaşamalarını sadece psikolojik bir bağlantı ile izah edebiliyoruz. Savunma mekanizmalarının nasıl çalıştığını bilmiyoruz ama böyle bir mekanizmanın varlığından eminiz. İnanıyoruz ki, evlilik kişinin stres seviyesini bir şekilde düşürüyor ve hastalıklara karşı korunma sağlıyor."

Evli erkeklerin daha az alkol tüketip daha sağlıklı beslenmelerinin de uzun yaşamalarının sırrının bir parçasını oluşturuyor olabileceğini belirten Prof. Oswald, eşlerin kaygı ve üzüntülerini birbirleriyle paylaşıyor olmalarının da stres seviyesinde düşüş yaratması ihtimaline işaret etti.

Araştırmacılar, sorunların değil, davranış biçimlerinin hayatı alt üst ettiğini söylüyor. Ancak duygusal zeka sayesinde birçok konuya, karşı tarafın gözünden bakabiliyor ve haksızlık olarak algıladığımız her şeyi derinlemesine görebiliyoruz. Kısacası sonu kötü bitecek bir evlilik, mutlu bir yuvaya dönüşüyor.

Duygusal zeka olarak adlandırdığımız, karşı tarafı anlayabilme, algılayabilme ve aynı zamanda da kişinin kendi duygularını ifade edebilme becerisi çok önemlidir. Toplumumuzda kişileri duygusal ve mantıklı gibi iki gruba ayırıyoruz. Üstelik mantıklı olarak nitelendirilen kişilerden övgüyle, diğerlerinden de eleştiri ile söz ediyoruz. Oysa ki, her alınan kararın altında duygular yatar. İnsan kendisine yapılan bir harekete cevap vermeden önce duygularına başvurur. Duygusundan aldığı mesajla düşüncesini geliştirir, sonunda da bu düşüncesini eyleme döker. Bu gerçeği göz önüne alırsak duygusal insani, mantıklı insani ayrımına gitmemek gerektiğini görüyoruz. Ayrıca yetiştirme yöntemlerimizdeki yanlışlıklar da duygusal alanda boşluklar yaratılmasına neden oluyor.

“Erkekler ağlamaz” diye büyütülen erkek çocukları, “kızlar öyle her yerde gülüp konuşmaz” diye telkinde bulunulan kız çocukları ileri yaşlarda kendi duygusal dünyalarına yabancılık duyuyor. Bu anlamda bakıldığında yetişkin olduklarında ve evlendiklerinde birbirlerinin duygularını anlamamaları da çok şaşırtıcı değil.

Dipsiz kuyu gibi olmak istemiyorum.Konu konuyu açıyor biliyorsunuz ki.

Son olarak aslında demek istediğimse erkeklerin adını evlenince neden “Koca” koyduklarını belki hepiniz biliyorsunuzdur.Ama ben yine de kendim tekrarlamak istiyorum.

“Kadınlarını, eşlerini çok çabuk yaşlandırıyor, yoruyorlar ama genelde etrafınıza baktığınızda da bu dünyayı en erken terk edip onları kocattıkları; kocasızlıkta da kendileri ile baş başa bıraktıkları” gerçeğini düşünüyorum ve kabul ediyorum.

Teşekkürler,

Dahlia - 22.7.2002
e-posta: dahlia_65@msn.com 


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
115. Sayı önceki yazı 115. Sayı sonraki yazı
  Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye