|
01.08.2002 Dahlia - netyorum.com / Sayı: 115
NEDEN ADI "KOCA" ?
Birbirini çılgınca seven iki insanı sıfır noktasına getiren, çözümsüzlüğe ve
dolayısıyla ayrılığa sürükleyen bir sürü neden var. Belki de bu nedenleri
yeterince iyi tanımıyor ve onlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz.
Ne ile ve nasıl mücadele etmemiz gerektiğini öğrenirsek belki her şey çok farklı
hale gelecek. O halde olmayan umudumuzu yoktan var edelim ve ilişkilerimizi
katletmek için pusuya yatmış bekleyen 3 düşmanı mercek altına alalım.
Ne kadar zor kazandığımız sevgiyi, saygıyı ve paylaşmayı anlamadan
kaybettiğimizi fark ediyoruz. Nedir böyle bizlerden uzaklaştıran, bunu
beceremediklerimizi düşünürken nasıl yapabiliyoruz?
Zaman her acının ilacı ama aynı zamanda da her aşkın birinci dereceden katil
zanlısı... Yeni bir ilişkiye başladığınız anda şunu bilin ki; saatli bomba da
geri sayıma başladı. Cicim aylarının bitmesinden sonra gelen boş vermişlik, o
tuhaf "Nasıl olsa benimle!" duygusu, ilişkiye ve birbirine alışmanın getirdiği
umursamazlık ve özensizlik her ilişkiyi sıradanlığa sürüklüyor ve bu sıradanlık,
taraflardan biri "Beraberliğimizin bir anlamı kalmadı," diyene kadar sürüyor.
İlişkiyi bir bebek gibi düşünün. Bebeğinize birkaç yıl bakıp sonra "Nasıl
olsa kendi kendine büyüyor" deyip bir kenara mı atacaksınız? Aşkınıza sahip
çıkın ve her aşamasında ona emek vermeye hazır olun. Birbirinizle ilgilenin,
birbirinizi özleyin, konuşun, fikirlerinizi paylaşın ve sorunları büyüyüp
çözümsüz hale gelmeden oturup tartışın. Kısacası, ikiniz de gayret gösterin,
yorulun, terleyin. Farklı ilgi alanları, geleceğe dair bambaşka beklentiler,
hayaller ve birbirine ters bakış açıları çoğunlukla ayrılığa sebep oluyor. Yani
"Zıtlar birbirini çeker" sözü tam bir palavra! Tabii ki, karakterleriniz aynı
olmak zorunda değil. Mesela, siz daha neşeli ve dışa dönüksünüzdür, o ise daha
sakin ve çekingen, bu durum bir problem yaratmaz. Fakat hayata ve dünyaya
bakışınız, beklentileriniz, zevkleriniz ve planlarınız uyuşmuyorsa işiniz bayağı
zor.
Beraberliğinizi sürdürmeyi gerçekten istiyorsanız ve bu şekilde de aşkta mutlu
sona ulaşabileceğinize inanıyorsanız, o zaman önce sevgilinizi değiştirme
fikrini unutun. Onu şu anki haliyle, hiçbir şekilde başka bir insan yapmaya
çalışmadan ve size ters gelen davranışlarından şikayet etmeden kabul
etmelisiniz, tabii o da sizi... Eğer ikiniz de bunu başarırsanız belki
ilişkinizi uyum içinde sürdürebilirsiniz.
Evlilik hayatının erkeğin beynindeki bilinmeyen bir reaksiyonu tetiklediğini,
böylece evli erkeklerin daha sağlıklı olduklarını ve daha uzun
yaşayabildiklerini belirten bilim adamları, evli erkeklerin bekarlara göre
ortalama 3 yıl daha uzun yaşadıklarını bildirdi.
Warwick Üniversitesi bilim adamlarından, araştırma ekibinin başkanı Prof. Andrew
Oswald, şunları kaydetti:
"Evli erkeklerin beyninde bir değişim yaşandığını, bunun da bağışıklık sistemini
harekete geçirip yaşamı uzattığını düşünüyoruz. Evli erkeklerin daha sağlıklı
olmaları ve daha uzun yaşamalarını sadece psikolojik bir bağlantı ile izah
edebiliyoruz. Savunma mekanizmalarının nasıl çalıştığını bilmiyoruz ama böyle
bir mekanizmanın varlığından eminiz. İnanıyoruz ki, evlilik kişinin stres
seviyesini bir şekilde düşürüyor ve hastalıklara karşı korunma sağlıyor."
Evli erkeklerin daha az alkol tüketip daha sağlıklı beslenmelerinin de uzun
yaşamalarının sırrının bir parçasını oluşturuyor olabileceğini belirten Prof.
Oswald, eşlerin kaygı ve üzüntülerini birbirleriyle paylaşıyor olmalarının da
stres seviyesinde düşüş yaratması ihtimaline işaret etti.
Araştırmacılar, sorunların değil, davranış biçimlerinin hayatı alt üst ettiğini
söylüyor. Ancak duygusal zeka sayesinde birçok konuya, karşı tarafın gözünden
bakabiliyor ve haksızlık olarak algıladığımız her şeyi derinlemesine
görebiliyoruz. Kısacası sonu kötü bitecek bir evlilik, mutlu bir yuvaya
dönüşüyor.
Duygusal zeka olarak adlandırdığımız, karşı tarafı anlayabilme, algılayabilme ve
aynı zamanda da kişinin kendi duygularını ifade edebilme becerisi çok önemlidir.
Toplumumuzda kişileri duygusal ve mantıklı gibi iki gruba ayırıyoruz. Üstelik
mantıklı olarak nitelendirilen kişilerden övgüyle, diğerlerinden de eleştiri ile
söz ediyoruz. Oysa ki, her alınan kararın altında duygular yatar. İnsan
kendisine yapılan bir harekete cevap vermeden önce duygularına başvurur.
Duygusundan aldığı mesajla düşüncesini geliştirir, sonunda da bu düşüncesini
eyleme döker. Bu gerçeği göz önüne alırsak duygusal insani, mantıklı insani
ayrımına gitmemek gerektiğini görüyoruz. Ayrıca yetiştirme yöntemlerimizdeki
yanlışlıklar da duygusal alanda boşluklar yaratılmasına neden oluyor.
“Erkekler ağlamaz” diye büyütülen erkek çocukları, “kızlar öyle her yerde
gülüp konuşmaz” diye telkinde bulunulan kız çocukları ileri yaşlarda kendi
duygusal dünyalarına yabancılık duyuyor. Bu anlamda bakıldığında yetişkin
olduklarında ve evlendiklerinde birbirlerinin duygularını anlamamaları da çok
şaşırtıcı değil.
Dipsiz kuyu gibi olmak istemiyorum.Konu konuyu açıyor biliyorsunuz ki.
Son olarak aslında demek istediğimse erkeklerin adını evlenince neden “Koca”
koyduklarını belki hepiniz biliyorsunuzdur.Ama ben yine de kendim tekrarlamak
istiyorum.
“Kadınlarını, eşlerini çok çabuk yaşlandırıyor, yoruyorlar ama genelde
etrafınıza baktığınızda da bu dünyayı en erken terk edip onları kocattıkları;
kocasızlıkta da kendileri ile baş başa bıraktıkları” gerçeğini düşünüyorum ve
kabul ediyorum.
Teşekkürler,
Dahlia - 22.7.2002
e-posta:
dahlia_65@msn.com
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|