| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

12.09.2002 Daruma - netyorum.com / Sayı: 116

TATİLE GİDERKEN

Muhteşem bir son hafta yaşadım işte. Bir hafta boyunca kendim için çalıştım. Hiç kimse, hiçbir problem benim keyfimi kaçırmayı başaramadı. Çünkü beynim, tatile çıkmama bir hafta kala tatile çıkmıştı bile. Ah nasıl izin alacağım diye sızlanmadan, ezilip büzülmeden, işim var diyerek geç geldim, erken çıktım işten. Her izin alışımda sadece kendime zaman ayırdım. Düşüncelerimde bile Ben’ den başka hiçbir şey yoktu. Sadece ben. Uzun zamandır hislerim duygularım zaten büyük değişikliklere uğramıştı. Ancak bir şeyler eksikti. Neydi diye düşündüm ve buldum. Tipimi değiştirmeliydim. İşe buradan başladım. Uzun kumral saçlarımı kısacık kestirdim ve sapsarı boyattım. Şimdi söyleyeceğim pek isteyerek olmasa da oldu bir kere. Çok zayıftım, biraz kilo aldım. Tabii ki bu bir haftada olmadı ama tipimi değiştirme fikrimi gerçekleştirmede yardımcı oldu. Yemek; benim çok özel zevkim. Yemek yapmak ise bir o kadar zevkli bir iş. Bu konu ayrı tabii ki. Geçiyorum. Nasıl ödeyeceğimi düşünmeden bol bol alışveriş yaptım. Nasılsa yılın her günü ödemelerimi düşünüyorum. İki hafta düşünmesem ne kaybederim. Hiç bir şey, diyerek bol bol para harcadım. Ödeme günleri gelince zaten al küllah ver takke yapmıyor muyuz, yine aynı formül uygulanacaktır. Dedim ya, beynim tatile çıktı. Son hafta son gün bir de baktım ki, çok güzel bir hafta geçirmişim. Çok problemli işleri hiç sinirlenmeden çözmüşüm, çok problemli insanları etrafıma yaydığım pozitif enerji ile kendi havama sokmuşum. Bir de çevreden çok olumlu tepkiler almaya başlayınca iyice havaya girdim. Arkadaşlarım, dostlarım, tanıdıklarım sanki benimle değil de başka bir kadınla konuşuyorlardı, gözlerindeki şaşkınlığı görmek, bunu belli etmemeye çalışmaları beni çok eğlendirdi. Hele ki üst düzey yöneticilerimizden birinin tepkisi muhteşem ve komikti..

“Aaaa, saçlarını kestirmişsin, otuz yıldır karımla bunun kavgasını yapıyoruz, saçları ile ilgili bir değişiklik yapacağı zaman her seferinde sorar “hayatım saçlarımı kestireyim mi? Her seferinde cevabım "Hayır" olmuştur, ama her seferinde tamam deyip kestirmiştir.” Kısa saçı sevmiyorsunuz herhalde” “Hayır. Uzun saçı seviyorum” gibi... bir konuşmamız oldu. Çok eğlendim.

Buradan şunu anladım. Olumsuz olayları gözünde deniz derya yapmadığın sürece onlar küçülüyor, bu bağlamda mutluluk, huzur ise bir o kadar büyüyor yayılıyor. Sorunları, olumsuzlukları atlatabilmek onlara bakış açısına bağlı. Hayatımızda yapacağımız çok küçük değişiklikler bile bir anda rengimizi yaşam rengimizi değiştirebiliyor. O veya bu şekilde ne olduğu nasıl olduğu önemli değil o anda nasıl hissediyorsak öyle...

Geçenlerde bir arkadaşım bir yazı göndermişti:

"Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gönderir. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu,bir bardak suya atıp içmesini söyler. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verir. Usta gülerek çırağını kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sorar: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verir genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sorar yaşlı adam, "hayır" diye cevaplar çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: "Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."

Bu küçük hikaye yaşama dair iyi bir ders veriyor.

Biz kadınlar evet biliyorum detaycıyızdır, her şeyi çok düşünür, ince eleyip sık dokuruz ama, gerçekten çok güçlüyüz. Hayatla başa çıkmayı Anadolu kadınımız da Şehirli kadınımız da gayet iyi başarıyor. Erkekleri korkutmak gibi olmasın.

Herkese, küçük sorunlar, küçük problemler, küçük mutlulukları farkedebilecek bir his dünyası diliyor ve her şey yeterli olsun diyorum.

"HER ŞEY YETERLİ OLSUN"..: Avustralya yerlileri Aborjinlerin sevdikleri insanlara, vedalaşma sırasında söyledikleri... 

Daruma - 19.7.2002


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
116. Sayı önceki yazı 116. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye