|
23.01.2003 Tülay Çellek - netyorum.com / Sayı: 119
EĞİTİMİ DEĞERİNDE VERMEK
Güzel Sanatlar Eğitimi veren Fakültelerin genel ilkelerini saptarken,
öğrenciyi merkez alan bir sistem düşünmeli. Öğretmenin öğrencide tekrarını değil
öğrenmenin ön plana alındığı, öğrenciyi kendi organizasyonu içersinde
yönlendirme esasından hareket edilmelidir. Programlarımızın genel yaklaşımını ve
ders planlarını, içeriklerini, felsefelerini uygulamalarında dışarıdan alınan
yöntemler ciddi şekilde gözden geçirilmelidir. Ülkemizin gerçeğinin süzgeci
üzerine yeniden yapılandırılmalıdır. Öğrencilerde aranacak niteliği ve onlara
gösterilecek yönü, kazandırılacak yapıyı daha doğrusu yapısındaki ilerlemeyi,
değişimi yeni baştan hızlı ve doğru düşünmek adına öncelikle öğrencinin geçmişi
hatta kökeni hesaba katılarak hareket edilmelidir. Yoksa başka ülkenin başka
çocuklarına ve geçmişine göre hazırlanmış programı ithal etmek ve körü körüne
uygulamak yarardan çok zarar getirecektir. Evet sanat eğitimcisi yazmak, not
almak, metin üretmek ve iki kez düşünmek zorundadır. Temel sorun; herkesin
geleneksel eğitim ve uygulamalardan gelmesidir. Şimdi, hele eğitici olarak,
çağımızın hızla değişimlerinden geçen yeni bakışına, yeni yaşam ve düşünüş
biçimine nasıl uymamız gerekire öncelikle yanıt aramak lazımdır. Yani öğrenciyi
değiştirmeden önce kendimizi değiştirmek gereğine ve önemine inanmalıyız.
Sorgulamayı tüm dünyadan önce kendimize yöneltmeliyiz. Sorun burada, dışardan
ithal program alan kendini yenilememiş, geleneksel kalmıştır. Yıllar önce mezun
olduğu okulun açılış yıllarındaki yöntemlerle dışarıdan aldığı programı
uygulamaya kalkışırsa öğretim elemanı bu şablonla, kendini öğrencide yineleme
hırsıyla hareket etmiş olur. Nitekim yetenek sınavı ile alınan öğrencilerin
kendi kişiliğine değil bunun öğretmeni iyi, şunun hocası başarısız diye
bakılırsa eğitim süreci de ona göre işler. Bu nedenle farklı görüş ve deneyime
sahip, farklı okul altyapıları olan öğretim elemanı getirilmelidir
fakültelere... Demokrasi ve çok seslilik bunu gerektirir zaten. Bir yerde aynı
ses varsa ilerleme de olamaz inancındayım. Başka çözenek kesinlikle yoktur.
Başka değişle tek seslilik çözüm olamaz...
Tüm bunlar her alan için geçerlidir... Ortak çalışmada, alansal farklılıkları ve
malzemeyi küçümsememek gerekir. Geleneksel öğreti, çağın gereksinmelerine,
hızına, anlayışına, felsefesine göre yöntem değiştirmek durumundadır. Fotoğrafı,
resmi ya da heykeli ele alalım. Önceleri doğayı taklit eder, yineler
görümündeydiler. Sonraları değişimin, felsefenin, yaratının, farklı
ilişkilendirmelerin çerçevesinde geldiği boyutta farklılaşmıştır. Ancak bunun
eğitimi de ayrı bir sorunsaldır. Siz böyle bir yapıt üretiminde
bulunabilirsiniz, ancak bunun öğrenciye aktarım boyutu öncelikle pedagojik
formasyondan geçer. Psikoloji, felsefe ve yöntem bilmek gerekir. Her şey
beynimiz, bedenimiz, düşlerimiz yeniden organize olmak durumundadır... Siz
bugünün anlayışını benimsediğinizi savlayacaksınız ama eğitim yönteminde
geleneksel kalacaksınız. Bu çelişki sizi yıpratır ama ondan daha da önemlisi
eğitim - öğretimi ciddi bir şekilde zedeler. İşte burada, yeniden bakmak ve bir
kere daha düşünmek en önemlisi de araştırma yapmak devreye girmek zorundadır...
Başkalarını yok etmeye çalışarak değil kendimizdeki eksikleri değiştirmeye
çalışarak var olmalıyız.
Adından da anlaşılacağı gibi "Temel Sanat Eğitimi" sanatın, sanat eğitiminin
temelinde olan ilkeleri, ögeleri, teknikleri yaratıcılık bağlamında, farklı
ilişkiler kurdurmayı öğrenciyle paylaşmaktır. Çağın değişen yapısına göre
programlar ve en önemlisi uygulama yöntemleri yeniden gözden geçirilmeli,
yeniden yapılandırılmalıdır. Bunun için öncelikle sorunların görülmesi gerekir.
Doğru yaptığını sananlar, dinlemeyi, gözlemeyi bilmelidirler. Değişim böyle
sağlanabilir ancak... Kendini doğru kabul ederken neye dayandırdığınız
önemlidir. Tabii bir o kadar da karşınızdakini neye dayandırarak yatsıdığınız
da... Sorunların üstüne gitmek yerine "başka üniversitenin ilgili Fakültesinin
içi boş ama reklam ve mekanla öğrenci kapatıyor, bizde bu eksik" demektense o
mekanın içinde ne yaptığınıza bakmak gerekir... Yani ısrarla diyorum ki
sorgulamayı kendimize uygulamak lazım. Disiplinlerarası bir çalışma disiplin
özelindeki malzemeye kapalı olamaz, olmamalı... Tam tersi ortak derste
edinilenlerle disiplin içi ilişki kurulmalı... Kuranlar ise yatsınmamalı...
Program içi uygulamalara ve Disiplinlerarası ilişkilere yeniden bakılmalı...
"Öğretmen pencere kadar bilgi aktarımı için bina kadar bilgiye sahip olmalı"
derdi bir İngilizce öğretmenimiz. Bunun için o pencerenin dünyaya sürekli açık
olması gerekir. Bir kapağı doğuya, bir kapağı batıya... Yani her yere
Öğretim elemanlarımız kendilerini yenilemek çabasına daha yoğun şekilde girmeli.
Doğrusu her yazılan deneme, makale, gözlem, yaşam, araştırma içerir. Bu da
insanın kendini sürekli yenilemesini sağlar. Bir öğretim elemanının yapması
gereken en önemli değişimlerden biridir bunlar ve her eğitimci de yapmalıdır.
Kendi adına, eğitim adına... Tüm bunları da hızla ve sağlıklı yapmalı... Notlar
almalı, araştırma yapmalı, yazmalı ve en önemlisi de paylaşmalı ama saygı
duyarak... Birilerinin fikri alınıp o, yok edilerek değil. Üretim aynı zamanda,
etken olmayı da beraberinde getirir. Olumsuz olan edilgen kalmaktır. Ancak,
insanları edilgen konuma sokmak için zorlamamalıdır. Söylemde etken, eylemde
edilgen insan beklentisi bir yerlere götürmez. Yoksa edilgen kalmak ya da
edilgen kalınmasını bir şekilde sağlamak yakınmalara, huzursuzluğa, soyutlanmaya
neden olacaktır, başka bir şeye değil, başarıya değil...
Neler mi yapılmalı? Öncelikle zaman ayırmalı ve örneğin genel toplantıların
yanında iç toplantılar yapılmalı... Ama nasıl sanatçı olmak başka, sanat
eğitimcisi olmak başka ise sanatçının idareci olması da artı özellik gerektirir.
Ne yazık ki ülkemizde idari işler bürokratik yükümlülük gerektiriyor.
Duyurumların sağlıklı yapılması ve ciddiye alınması, işlerin sağlıklı
yürütülmesi açısından gereklidir. Ama siz aradığınızda idareci yaptığınızı
bulamazsanız, bulduğunuzda da sağlıklı iş-verim alamazsanız problem başta
demektir. Öncelikle seçimlerin doğru yapılması gerekir yani doğru yere doğru
kişiler yerleştirilmeli... Yanlış kişileri tercih edip sonra şikayet etmek
anlamlı olmaz Düşünceler çeşitlenmeli yoksa bir yere varılamaz. Toplantılarda
aynı sözler sarfedilir yeni bir toplantıya kadar da değişen bir şey olmaz.
Düşünce boyutu, farklılıklara saygıyla başlar.
Öğr. Gör. Tülay Çellek
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi (SANTAS)
e-posta:
tcellek@yildiz.edu.tr
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|