| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Öykülerle Sözcükler" 20.02.2003 Nezih Kuleyin - netyorum.com / Sayı: 122

ODA

Oda sözcüğü hakkında düşünmeye başlamam Gürcistan seyahatlerimin başladığı 1997 yılına denk düşer. Onlar mı bizden almışlardı biz mi onlardan almıştık belli değil ama Gürcülerin de aileye ocaki demeleri bizde "ocağın batsın" gibi bedduaların yanında "ocağına incir ağacı dikmek" gibi deyimlerin bulunması ister istemez beni bu ocak sözcüğü ile oda sözcüğü arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda düşünmeye itti.

Nasıl mı?

Ne derece doğrudur bilmem ama mantığım beni bu iki sözcüğün aynı evrimsel gelişmeye bağlı bir mantıksal önermeden doğduğu noktasına sürüklüyordu.

Oda'nın dilimizde böyle kullanılmaya başlamadan önce çadır anlamına gelen otağ sözcüğünün evrimleşmesi ile oluştuğuna inanıyorum. Otağ süreç içerisinde modernleşmeye de bağlı olarak oda olarak dilimize yerleşirken, otağ oluşturan ilk hece olan "ot" ya da odayı oluşturan ilk hece olan "od" un ateş anlamında kullanıldığını hepimiz biliyoruz.

Odun'un da bu bağlamda ateşlik olarak kullanılan ağaç anlamına geldiği açıklamaya gerek olmayacak kadar açık. Bu nedenle bütün ormanları odun olarak görmemizin sonucu olsa gerek ormanlık alanlarımız her geçen yıl azalıyor. Neyse.

İnsanlığın barınma duygusunu mutlaka üşümeme hatta ısınma duygusu ile tanımlamasından daha doğru ne olabilir ki. Türklerin de bunu daha farklı düşünmelerini beklemek doğu olmaz sanırım. Onlarda barındıkları ilk sığınağı otağ yani ateş yakılan yer olarak tanımlarlar bu yüzden. Barınacak küçük bir yer buluyorsun ve ortasında ateş yakıyorsun işte sana oda.

Ateş uygarlığın ilk işareti. İlkokulda bize öğretildiği gibi eğer insan ateşi yeniden üretir bir biçimde bulamasaydı şimdiki modern insana ulaşmak mümkün olmayacaktı. Zaten Prometeus tanrıların olan ateşi çalarak tanrısal bir güç olarak insanlara vermedi mi?

Şimdi ocak kavramı ile oda kavramının birleştiği noktaya gelelim. Her ikisi de ateşin kaynaklığını yapan kavramlar ama ben ocakta sadece barınma duygusu değil bir beslenme duygusunun da anlatıldığını seziyorum. Çünkü sadece barınılarak bir yerde uzun süre kalmak olanaksız, orada en temel ihtiyaç olan açlık duygusunu da gidermek gerekiyor.

Türklerin yaşanılan yere otağ ya da oda demelerinin gelişmiş bir adımı olarak aile'ye ocak denmesini ancak böyle açıklayabiliyorum.  

Nezih Kuleyin
e-posta: nezih@semor.com.tr


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
122. Sayı önceki yazı 122. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye