|
"İstanbul Mekanları" 03.04.2003 Zafer Sönmez - netyorum.com / Sayı: 128
EŞİKTEKİ UFAKLIK VE KOCA SİNAN...
YİNE SÜLEYMANİYE'DEYİZ...
Süleymaniye'nin arka bahçesindeki merdivenlerden aşağı inince bir sokağa
çıkarsınız. Hemen sokağın başına gidelim. Şu an kalaslarla kapatılmış bir
köşebaşına ulaşacaksınız. Kalasların üzerinde bir tabela var. Okuyalım bakalım…
Mimar Sinan Türbesi ve Bahçesi Bakım ve Onarımı
İhale Tarihi: 04.11.2002
Teslim Tarihi: 13.12.2002 (Memlekette alışık olduğumuz üzere daha bitirilip
teslim edilmemiş, üzerinden 4 ay geçmesine karşın…)
İhale Tutarı: 60 mia TL
Birileri neyse ki akıl edip onarıma gitmiş ama müteahhitten midir bilmem hala
bitmemiş. Daha önce defalarca görmeme rağmen yazı için geldiğimde türbeyi
göremedim. Ama emin olun, gelseniz de dikkatinizi çekmez. Yolun köşesinde
küçücük bir türbede yatar Koca Sinan…
Bakalım türbenin kitabesinde Nakkaş Saim ne yazmış üstad için…
Ey iden bir iki gün dünya sarayında mekan
Han Süleyman'ın olup mimarı merdi güzin
Yaptı bir cami verir firdevsi aladan nişan
Emr-i şahsiyle kılıp su yollarına ihtimam
Hızır olup ab-ı hayatı aleme kıldı revan
Çekmece cisrine bir takı mualla çekdi kim
Aynıdır ayine-i devranda şekli kehkeşan
Kıldı dörtyüzden ziyade mescidi ali bina
Yaptı seksen yerde cami bu azizi kardan
Yüzden artık ömür sürdü akıbet kıldı vefat
Yattığı yeri huda kılsın anın bağı cinan
Rıhletinin Sayi-i dai didi tarihini
Göçti bu demde Cihandan Pir-i mimaran Sinan
Ruhu için Fatiha ihsan ede pirü civan
Göçtü bu demde dünyadan mimarların piri Koca Sinan…Nakkaş Saim iyi yazmış
gerçekten. Konuya girmeden bir de Yüksek Mimar Gözde Ramazanoğlu'nun Kültür
Dünyası Dergisi sayı 12, Nisan 1998'deki yazısına bir göz atalım…
"...Eğer Mimar Sinan suyu uygun eğimle alıp kilometrelerce kaçaksız kayıpsız
getirip İstanbul'da 40 ayrı merkezden dağıtabiliyorsa, Mimar Sinan, akustik-su
yolu uzmanı sayılmalıdır ki, Kırkçeşme suları öyledir. Eğer Mimar Sinan yaptığı
binada kubbe kullanıyorsa; kubbe sesi en güzel çınlatan formsa ve Sinan'ın
binasında ses hem çoğalıp hem çınlamıyorsa, hem büyük mekanlarda bile silinip
yok olmuyorsa Sinan akustik uzmanıdır ki bütün camileri böyledir. Eğer Mimar
Sinan yapısı binalarda temel oturması, denize kayma (Azapkapı Sokullu Mehmet
Paşa Camiindeki gibi) bitişiğinde Atatürk Köprüsü ağırlığında bir yapı oturduğu
halde zemin statiğinde hareket olmuyorsa, Sinan zemin statiği konusunda uzmandır
ki örnekler bunu göstermektedir. Eğer Sinan yapısı yalı camilerinde hiç rutubet
olmuyorsa; Süleymaniye Caminde aspratör olmadığı halde lambalardan çıkan is bir
merkezde toplanıyorsa ve ters rüzgarda içeriye geri dönmüyorsa, Sinan bir
havalandırma uzmanıdır. Eğer yaptığı camilerde ibadet seviyesinde gündüz güneş
ışığının aydınlığı ile akşam kandilerin ışığının aydınlığı aynı değeri
veriyorsa, Sinan aydınlatma uzmanıdır ki böyle olduğunu ispatlamıştır....Eğer
Sinan Edirne Selimiye camini, 16.yy'da yapmışsa 300 yıl daha taş bina inşa
edilmesine rapmen Selimiye "Dünya taş yapı mimarisinin zirvesi" kabul
ediliyorsa, 1988 yılında Uluslararası Kube Sempozyumu için dünyanın çeşitli
yerlerinden gelen kube uzmanı Mühendis Profesörler, Edirne Kapı Mihrimah Sultan
Camiini yeni bina hem de betondan zannediyorsa, Sinan'ın mühendislik zekası
tartışılmaz... "
Yazıyı alıntılarla doldurmak istemem ama konu Mimar Sinan olunca konu beni
oldukça aşıyor. İşi uzmanlarına bırakmak gerekir diye düşündüm. Kısaca Mimar
Sinan'ın hayat öyküsünü de anlatmak gerekir diye düşünüyorum.
1489'da Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde bir Rum ailesinin çocuğu olarak doğmuş.
Sonradan devşirme yolu ile orduya giriyor. İlk kez Kanuni'nin Macaristan
seferinde yaptığı köprü ile dikkati çekiyor. 1538'de başmimarlığa getiriliyor.
Şu anki bayındırlık bakanına denk gelen bir rütbe. İstanbul'daki ilk önemli
eseri Haseki Hürrem Camiidir. Süleymaniye'yi 1550-1557 yılları arasında
bitirmiştir. Bu dönemde 400 eser vermiştir. Bu eserlerin detayları Tezkiret-ül
Enbiye isimli kitapta verilmiştir. Kısaca üzerinden geçersek önemlileri
şunlardır: Süleymaniye, Şehzade Camii, Mihrimah Sultan Camii, Atik Valide Sultan
Camii, Sinan Paşa Camii, Sokullu Mehmet Paşa Camii, Ayasofya'nın desteklenmesi
vs.
Mimar Sinan, Osmanlı Mimarisi'nde gelenekçi bir tavır sergilemekle birlikte bu
tavır içinde bir devrim yaratmış ve bir çok konuda kendi benzeri olmayan eserler
yaratmıştır. Çalışma tarzı olarak çok disiplinli bir kişi olarak bilinen Sinan
ayrıca çok da yaratıcı bir kişiliğe sahip farklı bir insanmış. Bir gün Şehzade
Camii'nin yapımı sırasında Kanuni'ye Sinan'ın caminin içinde alem yaptığı ifade
edilmiş. Kanuni de camiyi maiyetiyle birlikte basmıştır. İçeri girdiğinde
gördüğü manzara anlatıldığı gibidir. Sinan kalfalarla birlikte caminin tam
ortasında nargile fokurdatmaktadır. Kanuni, Sinan'a sorar, "bre mimarbaşı nedir
bu hal ?" Sinan ise olayı şöyle açıklar : "Devletlüm yukarıda kubbede bulunan
ustalar nargilenin sesini duyup duymadıklarını kontrol etmektedirler." Mimar
Sinan, caminin akustiğini kontrol etmek için içeride nargile fokurdatmaktadır…
Süleymaniye ve çevresinde gezerken tevazunun boyutları bütün dimağınızı
sarmaktadır. İnsan gerçekten değerli işler yaptıkça mütevazileşiyor, hayatla
ilgili tüm bağını kesiyor galiba. Süleymaniye Camii'ni gezince burayı yapan
kişinin mezarını insan hayal bile edemiyor. Ama mütevazi sade bir mekan… "Koca
Sinan, ruhun şad olsun" demekten başka lafımız kalmıyor galiba…
Etrafta gezerken karnım açıktı. Hemen türbenin köşesinde sola doğru dönerek
tekrar Süleymaniye'nin önü çıkıyorum. Tam giriş kapısının karşısındaki
külliyenin en başında İstanbul'da kuru fasulyenin hasını yiyebileceğiniz bir iki
mekandan biri duruyor. Hemen dalın içeri, herkes güleryüzlü. Mekan salaş palaş.
Koca bir fasulye tenceresi kaynıyor ortada. Yanında sulu bir kaç yemek. Turşu,
pilav, ayran vs. Mekanın adı tabelası aynen şöyle: Ali Konak. Kuruluş Tarihi
1939. Kanaat Lokantası. Ali Usta, Kanaat Lokantası'nın eski ustalarından.
Kurufasulyenin hası koyu olur, içinde biber domates, et filan olmaz. Fasulye
tombul olur. Suyuna banılır, yanında az pilav bir de cacık istenir. Hesabı
sormayın bana, en fazla 4 milyon TL ödersiniz Ali Konak'ta. Mutlaka gelin,
mutlaka deneyin… Çok mu yediniz. Hemen yanda Zafer Café var. Café olduğuna
bakmayın bildiğimiz kahve. Bir çay yudumlayın mekanda olsun bitsin.
Çevrede önemli bir yemek mekanı daha var. Geldiğimiz yolda, Süleymaniye'nin tam
solunda kalan külliyede Dar-ül Ziyafe isimli bir lokanta var. Burası eski
Osmanlı Yemek kültürünü yaşatmaya çalışan bir mekan. Yemek çeşitlerinden ziyade
mekanın güzelliği, yazında çeşmesinin yanında yaktıkları mumlarıyla farklı bir
havası dikkati çekmektedir. Benim tavsiyem senede en az bir kere ve Ramazan
ayında gelmeniz olacaktır. Yanında Lale Bahçesi isimli bir çay evi-café türü bir
mekan da var. Ben çok denemedim. Ama dış görünüşü güzel bir yerdir.
Mimar Sinan'ın türbesinin hemen yanında İstanbul Müftülüğü'nü görüyorsunuz.
Bahçesinde gezilmeye değer bir botanik bahçesi bulunmaktadır. Biz müftülüğün
hemen yanındaki sokaktan sağa içeri gireceğiz. Bu sokağa girdiğinizde kendinizi
1940'ların İstanbul'unda hissedeceksiniz. Ahşap konaklar, pencerelerden sarkan
çamaşırlar, arnavut kaldırımlar, bitişik nizam evler. Sanki bir zaman tüneline
girmişsiniz ve bu tünelde ilerliyor gibi hissedeceksiniz. Burası orijinaline
yakın korunmuş bir Osmanlı Mahallesi. Sokağın adı Namahrem Sokağı,
devamındaki sokak da Ayrancı Sokağı. Sağlı sollu ahşap konaklar
bulunuyor. Sanki Adile Naşit ile Münir Özkul birazdan birinin
içinden kavga ederek çıkarken, Ayşen Guruda ise Şener Şen ile
fingirdeşecek gibi hissediyorsunuz…Münir Amca turşucu dükkanına giderken, Adile
Teyzem ise ufaklığı okula götürüyor gibi oluyorsunuz… Ama sokak boş. Soğuk bir
kış günü, baş örtülü bir teyze yaşlı konağın yanındaki kırık sandalyeyi ikiye
bölüyor. Belli ki sandalye parçaları birazdan sobanın ateşine kurban gidecek.
Göbeği yarıya kadar açık olan ve ayağındaki lastik çizmenin içinde çorap olmayan
ufaklık ise kapının eşiğinde ısınmak için ninesinin kırıp
getireceği odun niyetine olan sandalye parçalarını bekliyor gibi... Ama yüzü
güleç, içi sıcak, kaçınan gözlerle bana bakıyor… Evin sobasından çıkan duman,
sokağı is içinde bırakmış, biraz da kar serpiştirince zaman tünelini terketmek
kolay olmuyor…
Ayrancı Sokağı'na dönünce karşınıza muazzam bir Haliç manzarası çıkıyor. Aşağısı
Haliç'e kadar Anadolu'dan gelen vatandaşların bir durak olarak kullandıkları
irili ufaklı birkaç otel yavrusu ile dolu… Manzara çok güzel, hafif kar yağıyor
Haliç'în üzerine… Ben üşüdüm ama eşikte bekleyen ufaklıkta kaldı aklım… Çizmenin
içinde sıcak bir çorap olsa ne iyi olurdu değil mi diye düşündüm durdum Haliç'e
bakarken. Haliç'te beni izliyor muydu acaba? Kim bilir ?
Haftaya Arkeoloji Müzesi'ndeyiz… Osman Hamdi Bey ile dolaşacağız az biraz…
Eline sağlık Koca Sinan…
Saygılarımla,
Zafer Sönmez
e-posta:
zafer.sonmez@lycos.com ,
zafer.sonmez@disbank.com.tr
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|