![]() |
||
| | Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | | www.netyorum.com | |
|
17.04.2003 Dahlia - netyorum.com / Sayı: 130O DEĞERLİ ZEHİR !!!!!!!Bazen, BİR ÖMÜR BİR UÇURUM TAŞIRIZ İÇİMİZDE VE FARK ETMEYİZ. BİZİ BİZ YAPAN HER ŞEYİN VE ADINA HAYAT DEDİĞMİZ SERÜVENİMİZİN KÖKÜNDE BAZEN BÜYÜK BİR BOŞLUK VARDIR ve biz bu boşluğu, ONUN ORADA OLDUĞUNU BİLMEDEN, HİSSETMEDEN TAŞIR DURURUZ. Onu görmemiz, hissetmemiz, onun orada bulunduğunu anlamamız, genellikle o boşluğun hiç olmazsa bir kez, güçlü bir duyguyla, keskin bir heyecanla, yakıcı bir istekle dolması ve sonra boşluğu dolduran duygunun ya da insanın bizi bırakıp çekilmesiyle olur. Geride kalan, artık doldurmak için çırpındığımız bir uçurumdur. Orada olduğunu her an bütün tenimizde ve ruhumuzda hissettiğimiz büyük bir boşluktur. O güne dek, gizli gizli kendini duyumsatan uçurum ayaklarımızın dibinde açılmıştır artık ve gözlerimiz o derinlikten başka bir şeyi görmez; O UÇURUM DOLMADAN ÖNCE YAŞADIĞIMIZ HERŞEY MANASIZ VE SIKICIDIR, geçmiş
yaşamımıza dönmeyi düşünmeye bile tahammül edemeyiz. İçindeki boşluğu bir kez görmüş olan, zaman zaman "KEŞKE BUNU HİÇ GÖRMEMİŞ OLSAYDIM" dese de, bir daha asla o boşlukla yaşamaya dayanamaz. Otuz beş yaşında ülkesinden uzak bir sanatoryumda veremden ölen yazar Katherine Mansfield, "Bir Hüzün Güncesi" adını taşıyan anılarında, on sekiz yaşında, kendi hayatındaki boşluğun dolduğu geceyi anlatır: "Soğuktan, yorgunluktan ölü gibiyim. Uyuyamıyorum; çünkü öylesine birdenbire oldu ki, uzun süredir bunu beklememe karşın, altüst oldum, ezildim altında. O, yorgun. Dün geceyi onun kolları arasında geçirdim - bu geceyse ondan nefret ediyorum - ona ölüyorum anlamına gelir bu: Bedeninin büyülü çekiciliğini duyumsamadan yatağımda yatamıyorum." Ve boşluğun dolduğu andaki büyük haz: "Beni büyülüyor, tutsak ediyor, varlığına, bedenine ölüyorum. Başımı göğsüne dayayıp yatarken, yaşamın verebileceği ne varsa duyumsuyorum. Tüm sıkıntılarım, aşağılık korkularım silinip gidiyor." O zamana kadar belli belirsiz bir iç sıkıntısı, hayatın söylendiği kadar güzel olduğundan duyulan kuşkunun yarattığı hafif bir huzursuzluk yaşanırken, o uçurum bir kez dolduktan sonra artık bir daha onun eski haline dönmemesi, hayatın hep aynı dolulukla yaşanması için önüne geçilemez bir tutku duyulur. Hayatın zevkli ve anlamlı olduğu anlaşılmıştır. Ve bu, insanı bağımlı kılar; zevksiz ve anlamsız bir hayat artık karanlık ve kirli duvarlarıyla ruhunuzu ezen, içinde kıpırdayamadığınız dar bir hücredir, duvarları yıkmak için önüne geçilmez bir arzu hissedersiniz. Kısa yaşamını çılgınlıklarla, yazdığı harikulade güzel hikayelerle, hülyalarla ve acılarla geçiren Mansfield,b u bağımlılığı, bazı eleştirmenlerin "dahice" bulduğu üslubuyla, güncesine döker: "Yaşamımın korkunç bayağılığı yok olup gitti. O'nun kollarının sığınağından
başka hiçbir şey kalmadı. Kuşkusuz, bir hafta önce bütün bunlara
katlanabilirdim; çünkü sevmenin sevilmenin, tutkuyla hayran olmanın, gerçek
anlamda ne olduğunu daha bilmiyordum. Ama şimdi onu yitirirsem, onu elimden
alırlarsa,ruhum sokaklara düşer, rast gele bir yabancıdan sevgi dilenir, o
değerli zehirden birazcık olsun tatmak için yalvarıp yakarır." ÖLÜMÜN ISSIZLIĞINI ANDIRAN bir KARAMSARLIK çöker. "Aşktan çılgın gibiyim. Şimdi o benim için her şey, - müzikten de üstün - ama
şimdi gidiyor. Beklediğim şey gerçekleşti. Sabun köpüğü gibi uçtu gitti,
gerçekten de bu tür yaşantılarımın sonuncusu bu - son yaşantım. Daha fazla
dayanamıyorum artık; ruhumu öldürüyor; her seferinde daha derinden duyuyorum
bunu, çünkü her seferinde yaram yeniden hançerleniyor, bıçak yarayı deşiyor,
eski acıları uyandırıyor. Yanımda bir mum dingince yanıyor; altın renkli bir
çiçeği andırıyor; ama burada çok uzun kalırsam alev küçülecek, pır pırlanacak,
ölecek. Yaşam da böyle, aşk da - belli belirsiz, geçici, kaçıcı bir şey.
Karamsarlık, iç kapayıcı, korkunç, karşımda duruyor; eski düşlere tutunuyorum
sıkı sıkı. Gökkuşaklarını, kesme cam bardakları seviyorum ben. Gökkuşağı silinip
gidiyor, bardaksa parçalanıp binlerce elmas parçacığa dönüşüyor. Nereye
dağılıyorlar, gökyüzünün uçsuz bucaksızlığı içinde, göğün dört bir yanından esen
yellere kapılıp yok oluyorlar." Ruhunuz "sokaklara düşer" , o "değerli zehir için" yalvarırsınız insanlara. Bulamazsınız. O bir zehirdir , ama değerlidir ve kolay bulunmaz. Kendinizi ve her şeyi küçümsersiniz, siz bir boşluksunuzdur ve her şey bir boşluktur. Ve belki işte o zaman sorarsınız hangisi daha iyi diye, bir uçurumu onu hiç
fark etmeden içinde taşımak mı, yoksa hayatın başka türlü yaşanacağını da
gördükten sonra kederli bir yalnızlıkla içinizdeki uçurumu fark etmek mi? "Altın rengi bir çiçek" gibi yanan mum sönse de altın rengi bir çiçek gibi sönecektir. Ruhları "sokaklara düşse" de o sokaklar "değerli" bir şeylerin arandığı yerler olacaktır. Yalvarsalar da, öbürlerinin tadını ve sarhoşluğunu bilmedikleri bir zehri içmek için yalvaracaklardır. Bazen bir ömür bir uçurum taşırız içimizde ve fark etmeyiz bunu. Bir gün o uçurum dolar. Değerli bir zehirle dolar o uçurum. Bizi heyecanlandıran, sakinleştiren, sevindiren ve kederlendiren bir zehirle. Altın rengi çiçekler gibi mumlar yanar. Sonra biri zehrini alıp gider. Gökkuşağı ve kesme bardaklar dört bir yandan esen yellerle dağılır. Ruhumuz sokaklara düşer. Bir uçurum parçalanır içimizde. Dahlia - 9.4.2003 netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|
||||||||||||||||
|
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye |