| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

10.07.2003 Zeynep Yazıcı - netyorum.com / Sayı: 139

ÖYLESİNE DEĞİL, ÖLESİYE SEVMEK

Sevmek; ne güç şey oysa öylesine değil ama ölesiye sevmek…

Sadece insan olduğu için birini sevmek; sıfatsız, çünküsüz, eğersiz. Belki insanların duyguyu, yok olan dinozorlar gibi  görmeye başladığı günümüzde yok bu saydıklarım; hepimiz birilerini bir şeylerden dolayı sevmekteyiz kim bilir ama hala ismi yoksa o şeylerin umut var sayılmaz mı bizler için. 

Yaşamaya çalışırken yaşam çalmıyor mu bizlerden yaşamlarımızı ve sevmek ne zor şey değil mi ya da ne kadar kolay. Bu yaşam savaşında neden unutuyoruz yüreklerimizi beslemeyi, neden kalplerimizi dinlemeyi beceremiyoruz.

Bunca kirliyken dünya, yakınırken kirli sokaklarından mahallelerimiz; içimizde kirlenen duyguları görmemizi engelleyen hangi oyunun ebeliği, oysa oyun oynamayalı ne çok oldu değil mi? 

Korkularımız mıdır, kaygılarımız mıdır yoksa yüreklerimizi tutsak eden, gelecek midir bizleri ürküten? Henüz varolmayan ‘gelecekle’ ilgili korkular, varolan ‘an’ı ve o andaki  o olağanüstü isteği hayata geçirmeye engel olan. Peki gelecek nasıl olur da ‘an’ı böylesine önemsiz ve güçsüz kılabilir? Neden insan elindeki ‘an’ı yaşamaktansa geleceği ile ilgili hesaplara takılıp kararsız ve sessiz kalır. Gelecek belirsiz ve kararsız olduğu için mi? Aydınlık ve belirgin olan ‘an’ı böylesine yenilgiye uğratır. 

Bilinmeyenden duyduğumuz korku, bilinenin aydınlığı içinde duran istekten kuvvetli midir? Belirsiz olan belirli olandan güçlü müdür hep? O yüzden mi, en önemli dönemeçlerde bazen kararsız ve sessiz kalır da, çok sapmak istediğimiz yollara özlemle bakarak dümdüz devam ederiz? Hayatımızın en önemli parçası henüz gelmemiş olan ve ‘gelecek’ denilen zaman parçası mıdır? Geleceğin belirsiz karanlığına saklanan korku, bugünün apaçık isteğini neden bir sessizliğe mahkum eder? Ve acaba kaçımız gelecek korkusu yüzünden geleceğimizi kaybettik? 

Ufkun karanlığına tutulan yıldızlar misali sevmek. Gece ve yıldız olmak kadar zor mu biz insanların birbirlerini sevmesi. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazzın hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizler için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir. 

Fırlatıp atın artık asla siz olmamış maskeleri yüzünüzden. Kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz, bir zamanlar en sevdiğiniz oyunu oynarken taşıdığınız minik yüreğinizde ki mutluluk gibi.

Ve son bir şey daha eğer; sevdiğinizi düşündüğünüz biri varsa hayatınız da bir kez daha deneyin ölesiye değil ama öylesine de olsa yüreğinizden söyleyin sevginizi ama bahçesinde oyun oynayan hatıranızda ki çocuklar gibi. 

Sevgiyle kalın…

Zeynep Yazıcı - 2.7.2003 - Niğde
e-posta: yazicizeynep@hotmail.com


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
139. Sayı önceki yazı 139. Sayı sonraki yazı
  Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye