|
02.10.2003 Prof. Dr. İbrahim Ortaş - netyorum.com / Sayı: 145
BİLİM TARİHİ DERSİ
Uzun zamandır bir çok bilim insanının üniversitelerde Bilim Felsefesi ve
Bilim Tarihinin işlenmesini istediği bilinmektedir. Geçen yıl Sağlık Bilimleri
Enstitüsü tarafından düzenlenen Bilimsel Araştırma Yöntemleri üzerine bir günlük
çalıştaya olan büyük ilgi de, bunun bir göstergesiydi. Gerçekten çok yayarlı bir
çalıştaydı. Nedense, ülkemiz eğitimine yön verenler, nasıl ki liselerde bir
zamanlar felsefe dersini müfredattan kaldırdılarsa, bu tür derslere pek sıcak
bakmadılar. Tabii bu bir tercih sorunuydu ve bu tercihin karanlık sonuçları
bugün hepimizin malumu.
Bilim Tarihi ve Bilim Felsefesi dersleri gelişmiş modern batı üniversitelerinin
olmazsa olmazlarındandır ve her disiplinin zorunlu bir parçası sayılmaktadır.
Türkiye’de ise, Adıvar ve Sayılı gibi Bilim Tarihine büyük katkı sunan önemli
hocalarımız olmasına rağmen, Bilim Tarihi dersi, genellikle Felsefe Bölümleriyle
ve konunun bilincinde olan kişilerin bazı iyi niyetli girişimleriyle sınırlı
kalmıştır. Ancak yeni yeni bazı birimlerde Bilim Tarihinin Yüksek Lisans dersi
olarak okutulması gündeme gelmektedir.
Bilim Felsefesi, Bilim Sosyolojisi, Bilim Psikolojisi, Bilim Tarihi, Bilimsel
Araştırma Metotları ve İstatistik dersleri akademik bilincin gelişimi için temel
taşlardandır. Gönül ister ki Üniversitelerimizin Senatoları Bilim Felsefesi ve
Tarihi derslerini tüm birimlerde zorunlu ders olarak belirlesin.
Bilim Tarihi Araştırıcıya Ne tür Katkıda Bulunabilir
Bilim tarihi, sadece geçmişten günümüze bilimin gelişim ve geçirdiği evreleri
kavramamıza yardımcı olmayacak; aynı zamanda “tarihî bilgilerden yararlanarak
bilimsel kuramların çeşitli dönemlerde doğuşu ve yayılışını, bilginlerin düşünce
biçimlerini ve toplumsal kurumların gelişim sürecine etkilerini felsefe, din ve
sanat gibi diğer düşünsel etkinliklerle karşılıklı ilişkilerini, teknik bilginin
oluşumundaki yerini, bireylerin günlük yaşamlarındaki değerini ve önemini...”
(Tekeli ve ark., 1999: XV) sorgulamamıza yardım edecektir.
Özgür düşünebilen ve farklı alanların dokusunu ve kültürel birikimini teneffüs
etmiş toplumlar geleceğini daha iyi şekillendirmektedir. Bilim Tarihi; tarih
öncesi insan aktiviteleri ve bilime olan katkılarından sonra çağımıza damgasını
vuran olayların ağırlıklı olarak işlendiği Rönesans dönemini takiben Orta ve
Batı Avrupa’da meydana gelen bilimsel gelişmeler ardışık olarak işleneceği için
ilk çağlardan başlayarak günümüze kadarki gelişmelerin kısa bir analizi yoluyla
olaya bütünsel bakış açısı kazandıracaktır. Rönesans sonrası meydana gelen
bilimsel gelişmelerin toplumlarda yarattığı sosyal ve kültürel faktörler,
yeniden bilimde yaratığı sıçramalar ve bunların sonuçlarının insanların yaşam
tarzı ve siyasi görüşleri üzerindeki etkileri daha rahat anlaşılacaktır.
Bilimsel yöntemlerin bilim dünyasında kabul edilmesi ve bunun ülkemizde
gecikmeli ulaşmasının nedenleri belki geçmişte ne tür hataların yapıldığını ve
geleceğe nasıl uzanmamız gerektiğini kavratacaktır. Bilim tarihi ve felsefesi
toplumun dünya görüşüne katkısı ve bunların gelecek kuşaklara yansıması
açısından büyük önem taşımaktadır.
Bilim tarihi bilinci kişilerin geçmişlerinden çok mevcut bilginin tarihi,
hipotez, teori, metot, tahmin veya beklentilerinin kökenleri üzerinedir ki,
bunlar bilimin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Tabii ki bu iddiaların
nasıl oluştuğunu öğrenmek ve bu bilgiler ile diğer bilimler arasındaki ilişkiler
ve bunların sosyoekonomik yapıdaki yeri son derece önemlidir. Bu meyanda bir
bilginin deyişiyle: “Nasıl anlarsın herhangi bir problem geçmişte nasıl su
yüzüne çıktı, hangi evrelerden geçerek gelişti ve bu günkü konumu ne oldu”.
Bilim tarihi aynı zamanda bilgiye nasıl ulaşılacağını ve buluşların tarihini de
sistematik süreç içerisinde işlemektedir. Bilgisayar fikrinin babası olarak
bilinen Alan Turing, Cambridge Üniversitesinde öğrenci iken Matematikçi ve
Felsefeci Bertrand Russell ve Whitahead’in Principial Matamatica ve diğer
eserlerini okuyarak geliştiği bilinmektedir. Russell mantığı matematiğin sağlam
temeli olarak düşünür. Bu arada hemen belirtelim ki Alan Turnig Almanların
Kriptolarını olağan üstü bilgisi ile çözmüş ve kahraman olarak ilan edilmiştir.
CBT dergisinin 832 sayısında DNA çift sarmalını keşfeden James Watson ile
Newsweek dergisinin yaptı mülakatı işlemiştir. Sizi genleri incelemeye iten
neden neydi? Diye soruyor James Watson’nun cevabı “Schrödinger’in Yaşam Nedir
adlı kitabını okuyordum. Yaşamın özünün genlerdeki bilgilerde kayıtlı olduğu
yazılıydı. Bu molekülün genetik bilgi taşıyabileceğini ilk kez o zaman düşündüm”
diyor. Bilgin kafasında olan bir sorunu okuduğu bir kaynaktan etkilenerek bugün
dünyanın en büyük projesi olan genom projesini başlatmıştır. Amerikalı bilim
adamları Afrika’da susuzluğu ve açlığı gidermede kullanılan bitkiden
yararlanılarak Viaranin karnı tok tutan ve kilo aldırmayan hap yaptığı
belirtilmektedir (Vatan, 5.01.2003).
Bilim Tarihinin Bilgi ve Bilim Felsefesiyle Desteklenmesi Gerekir
Bilim Tarihi bilimsel buluşların, bilimsel üretimin tarihidir. Elbette tek tek
bilimsel buluşları tanımak önemlidir. Ama bilgi ve bilimin; bunu oluşturan
düşünce ve gelişimlerin neler olduğunu bilmeden bunların kendi başlarına çok
büyük bir anlamları yoktur.
Bilim tarihi bilimlerin geçmişten günümüze geçirdiği süreçleri ve bunların
toplumsal yansımaya olan evrimlerini bilim felsefesi mantığıyla işlediğinde daha
anlamlı olmaktadır. Aksi takdirde basit bir hükümdarlar tarihine (büyük
filozoflar ve bilim adamları!) düşebilir. Bilim tarihi aynı zamanda felsefi bir
bakış açısı kazandırması bakımından son derece yararlıdır. Tarih bir “bilinç”e
hizmet etmiyorsa, pozitivizmin bir egemenlik aracına dönüşmesi gibi, kuru bir
bilgi yığınına dönüşür. Maalesef ülkemiz üniversitelerinin en büyük eksiği bilim
felsefesinin ve tarihinin her ikisinin de anlaşılamamasıdır. Bugün bir çok
üniversiteli, bilimler tarihini bilmediği gibi kendi alanının tarihini de
bilmemektedir. Aynı şekilde ne yaptığını ve nasıl yaptığını da bilememektedir.
Bütün dünyada bilim adamlığı en zor ulaşılan mesleklerden biri olurken bizde en
kolay ulaşılan bir meslek olmuştur. Dünya ölçeğinde bilim adamı mutlaka bir
felsefesi olan ve bir konuya parmak basmış olması etik açısından bir
zorunluluktur. Bilim adamı adaylarının bilim felsefesi ve metot bilmesi
zorunludur. Bizde halen tümevarım ve tümdengelimin ne olduğunu bilmeyen çok
sayıda araştırıcı bulunmaktadır.
Bilim felsefesi aynı zamanda bir diyalektik düşünce (çelişki) bilinci
sağlayacaktır. Diyalektik düşünce çelişik düşünceleri karşılaştıran ve bu
karşılaştırmalar sonucunda bir doğruya varan düşünce sistemidir. Diyalektik
düşünce, evrenin sürekli bir hareket ve değişim, içinde daima bir şeylerin yok
olduğu sürekli bir yenileme ve gelişme süreci olduğunu kabul etmektir. Hareket
temeli maddenin varoluş tarzı olup, sonuçta olmasa olmaz olan kural ve tek
değişmeyen şey değişimdir. Millatan 500 önce yaşamış Akdenizli Herakleitos
diyalektik bakış açısını meşhur örneği ile açıklamaktadır. Bunun “Aynı nehirde
iki defa girip yıkanmak olanaksızdır’ diyerek tanımlamaktadır.
Batı üniversitelerinin bugün önemle üzerinde durdukları yeni eğitim programında
uyguladıkları SOCRATES ve Erasmus programları bilişim dünyasının sunduğu bir
ortamdır. Eğitim tarihinde Hollandalı hümanist Desiderius Erasmus, eğitim
dilinin Latince olduğu dönemin Avrupa üniversitelerinde hümanizmi öğretmiştir.
Çıplak ayaklı Sokrat gezerek görerek uygulamalı düşündürmeyi ve tartışmayı
yaşamı boyunca Atina sokaklarında sürdürmüştür. Platon “geometri bilmeyen
üniversite kapısından içeri giremez” diyerek akademik verilere dayalı
çalışmaları, Aristoteles mantık ve uygarlığın gelişimi uğrundaki meşakatlı
uğraşıları günümüz Avrupa’sında yeniden eğitimin gündemine taşınmaktadır. Bu
yolla gençliğin farklı üniversitelerin birikiminden yaralanması arkadaşlık
etmesi ve beyinsel zenginliklerinin artırılması istenmektedir. Her şeyden
önemlisi de “yaşamı bütüncül olarak kavrama ve sorgulama gücü” kazandırılmaya
uğraşılmaktadır.
Örneğin tıpkı bizim geçmişte yıl sonu sınavı gibi Fransa’da liselerde olgunluk
sınavı yani “bakalorya” sınavları yapılmaktadır. Bu sınavlarda öğrencinin sentez
ve analiz yeteneği araştırılmakta; böylece doğa-insan toplum ilişkileri kişinin
kendi anlatım yeteneği ile irdelenmektedir (ilkokulu bitirdikten sonra girdiğim
yatılı bölge okulları sınavında bütün Türkiye çapında yapılan klasik sınav ile
muhakeme yeteneğimizin ölçülmek istendiğini yirmi küsur yıl sonra anlamış
bulunuyorum). Fransa’da 2003 yılında yapılan olgunluk sınavında sorulan sorular
gerçekten anlamlı. Bir iki soru:
İnsan kendi bilincine varmakla, kendine yabancılaşır mı?
Mutluluk, kişiye bağlı özel bir olgu mudur?
Tam bir özgürlük fikrinin bir anlamı var mı?
Güzelliğe niçin duyarlıyız?
Diyalog, gerçeğe varmanın yolu mudur?
Fransa’da lise sonda sorulan bu felsefi soruların cevabını belki bir çoğumuz
cevaplamakta zorlanabiliriz. Bugün yıllardır sürdürülen “düşünce”ye düşmanlığın
bir sonucu olarak; kısır bir döngü halinde başörtüsü, yıkıcı faaliyetler,
güvenlik kaygıları bilimin-felsefenin yerine geçmiş-geçirilmiştir.
Bilim çağı olarak adlandırılan 21. yy. bilişim düzeyinin artışı insanlığın
aydınlanmasına büyük katkı yapacağı muhakkaktır. Bu süreçte ulusumuzun elini
çabuk tutup bilim ve teknoloji transferinde açığını kapatması konusunda
yapılması gerekenlerden biri genç nüfusunu bilimsel bilgi ile donatmak
zorunluluğudur. Bu teknolojiye ulaşılabilmesi de, bunun Irak’ta olduğu gibi
“insanlığa ve yaşama” karşı kullanılmasının önüne geçilebilmesi de felsefi bir
bilince, eleştirel bir düşünceye bağlıdır.
Bu anlamda üniversitelerde Bilim Tarihinin okutulması bir zorunluluktur. Ancak
bunun öncelikle Bilgi ve Bilim Felsefesi; Bilgi ve Bilim Sosyolojisi ve yine
Bilgi ve Bilim Psikolojileriyle esaslarının hazırlanması gerekir ki, Bilim
Tarihi de hakkıyla kavranabilsin.
Bilim ve felsefenin ışığıyla aydınlanmış kafalar; bilim ve felsefenin ışığıyla
aydınlanmış bir yaşam dileğiyle!
Prof. Dr. İbrahim Ortaş - 21.9.2003
Çukurova Üniversitesi
e-posta: asportas@mail.cu.edu.tr
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|