|
16.10.2003 Gülay Şahin - netyorum.com / Sayı: 146
KIRGIN BEDENİMDE BİR SÖZ
Zaman yine telaşlı bugün bana, üzerimde tonlarca dolu yükü ile bir ağırlık
var ve ben sanki o tonların altından kaçıp çıkmak istercesine zorlanan bir
bedendeyim. Kendimle içimle didişmeye mecalim bile yok. İki adım atıyorum kalbim
yerinden çıkacak gibi heyecan duyan bir güvercin yüreği gibi patlayasıya atıyor,
nefesim tükeniyor sanki 80'li yaşların sonlarına gelmişim ve nefes alışlarımda
bir güçlük var ve bedenim her yerde sanki. Parçalarımı bir yapışkanla
tutturmuşum ve kopmasın diye her yerimi tutmaktayım. Öyle yorgunum ki, insanın
böyle her tarafı kırık gibi olunca, tüm enerjisi kaybolunca, ne yüzü gülümser
vaziyette kalıyor ne de bedeni. Yani ben şu anda aynen bu durumda etrafıma
zoraki bir adım atmaktayım.
Hem yorgun hem de tükenmiş gibi hayat bana çok ağır gelmiş gibi, ayakkabımın
bağcıkları için bile eğilemiyorum. Dedim ya, her tarafım bir kırıntı iç
köşelerimde. Bu zamanlarım ne kadar da pozitiflikten uzak geçiyor, herkes
yüzümde bir kırgınlık bir huzursuzluk olduğunu farkedebiliyor, demek ki sadece
içimde yaşamıyorum bu yorgun zamanlarımı.
Nasıl da tuhaf. Dün güle oynaya neşeyle sohbetlerim hala kulaklarda çınlayan
gülümsemelerim var iken, aradan geçen 10 saatlik dilimde o zamanıma tezat bir
ben varım. Önceden daha güçlü kalmak için çaba sarfeder ve kendimi her an
sebepsiz bu kırıklıklarımdan ayrı tutmaya çalışırdım, şimdi kendimle bile
mücadele edemiyorum, kendi kendime yoruluyorum. Ellerimi kıpırdatmak
istemiyorum, böyle kuş tüyü, hafif yastık ve yorganların üzerinde havada kimseye
elleşmeden uçabilmek, kanatsız bir yumuşaklıkta bedenimi rahatlatabilmek,
aklımdaki karmaşıklığımla düşüncelerimden uzaklaşabilmek, boşaltmak
kafamdakileri, bir kutu içerisinde saklamak.
Öyle güç ki. Hayali bile beni inandıramazken nasıl rahatlayabilirim? Tertemiz
bir deniz kenarında hafif esen rüzgarı hepimiz severiz, deniz duru, berrak, dibi
görünenlerden, üzeri çarşaf gibi pütürsüz bir dolgunlukta dalgalanırken, ben o
serin suların dinginliğinde büyük bir tahta parçasında dinlenirken, güneşin
gözlerimi almadığı serinliğin tüylerimi ürpertmediği, yaşamın ilaç gibi geldiği
bu an'da kaybolmak ne güzel olurdu.
Mavilik ve yeşillik ikisi de sonsuzluk benim için. Sonsuzluğun ve rahatlığın
dingin resimleri deniz ve çimen. Rüzgar peşinden ürperten duygu, ağaçlar salınan
bir estetik.
İçimde bir yel, oradan oraya savrulmak ne kelime, adeta çırpınarak bağrınıyor
yüreğim pıtpıt olmuş, sanki korkmuş bir tavşan kalbi. İçimde ezilmiş kelimeler
tüm anlamları yok olmuş ve söylenmeden noktalanmış.
Çare? Gelmez mi derken belki de kendi içimde bu çare diye bakınıyorum, üzerime
bir hırka alıp yatıyorum şimdi, geceye doğru yol alan bu aydınlığımda dinlenmek
belki de en iyisi diyorum, kalbimin çarpıntısını önce azaltıp, bir ritimde
attırıp, sonra düşüncelerimle başbaşa kalıyorum, kendim içimde yalnızlık çeken
bir oyuncak ile oynuyor ve güneşin bana sabahı getirmesini bekliyorum.
Gülay Şahin - 4/6/2003 16:05
e-posta: gulay_sahin@hotmail.com
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|