| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

16.10.2003 Gülay Şahin - netyorum.com / Sayı: 146

KIRGIN BEDENİMDE BİR SÖZ

Zaman yine telaşlı bugün bana, üzerimde tonlarca dolu yükü ile bir ağırlık var ve ben sanki o tonların altından kaçıp çıkmak istercesine zorlanan bir bedendeyim. Kendimle içimle didişmeye mecalim bile yok. İki adım atıyorum kalbim yerinden çıkacak gibi heyecan duyan bir güvercin yüreği gibi patlayasıya atıyor, nefesim tükeniyor sanki 80'li yaşların sonlarına gelmişim ve nefes alışlarımda bir güçlük var ve bedenim her yerde sanki. Parçalarımı bir yapışkanla tutturmuşum ve kopmasın diye her yerimi tutmaktayım. Öyle yorgunum ki, insanın böyle her tarafı kırık gibi olunca, tüm enerjisi kaybolunca, ne yüzü gülümser vaziyette kalıyor ne de bedeni. Yani ben şu anda aynen bu durumda etrafıma zoraki bir adım atmaktayım.

Hem yorgun hem de tükenmiş gibi hayat bana çok ağır gelmiş gibi, ayakkabımın bağcıkları için bile eğilemiyorum. Dedim ya, her tarafım bir kırıntı iç köşelerimde. Bu zamanlarım ne kadar da pozitiflikten uzak geçiyor, herkes yüzümde bir kırgınlık bir huzursuzluk olduğunu farkedebiliyor, demek ki sadece içimde yaşamıyorum bu yorgun zamanlarımı.

Nasıl da tuhaf. Dün güle oynaya neşeyle sohbetlerim hala kulaklarda çınlayan gülümsemelerim var iken, aradan geçen 10 saatlik dilimde o zamanıma tezat bir ben varım. Önceden daha güçlü kalmak için çaba sarfeder ve kendimi her an sebepsiz bu kırıklıklarımdan ayrı tutmaya çalışırdım, şimdi kendimle bile mücadele edemiyorum, kendi kendime yoruluyorum. Ellerimi kıpırdatmak istemiyorum, böyle kuş tüyü, hafif yastık ve yorganların üzerinde havada kimseye elleşmeden uçabilmek, kanatsız bir yumuşaklıkta bedenimi rahatlatabilmek, aklımdaki karmaşıklığımla düşüncelerimden uzaklaşabilmek, boşaltmak kafamdakileri, bir kutu içerisinde saklamak.

Öyle güç ki. Hayali bile beni inandıramazken nasıl rahatlayabilirim? Tertemiz bir deniz kenarında hafif esen rüzgarı hepimiz severiz, deniz duru, berrak, dibi görünenlerden, üzeri çarşaf gibi pütürsüz bir dolgunlukta dalgalanırken, ben o serin suların dinginliğinde büyük bir tahta parçasında dinlenirken, güneşin gözlerimi almadığı serinliğin tüylerimi ürpertmediği, yaşamın ilaç gibi geldiği bu an'da kaybolmak ne güzel olurdu.

Mavilik ve yeşillik ikisi de sonsuzluk benim için. Sonsuzluğun ve rahatlığın dingin resimleri deniz ve çimen. Rüzgar peşinden ürperten duygu, ağaçlar salınan bir estetik.

İçimde bir yel, oradan oraya savrulmak ne kelime, adeta çırpınarak bağrınıyor yüreğim pıtpıt olmuş, sanki korkmuş bir tavşan kalbi. İçimde ezilmiş kelimeler tüm anlamları yok olmuş ve söylenmeden noktalanmış.

Çare? Gelmez mi derken belki de kendi içimde bu çare diye bakınıyorum, üzerime bir hırka alıp yatıyorum şimdi, geceye doğru yol alan bu aydınlığımda dinlenmek belki de en iyisi diyorum, kalbimin çarpıntısını önce azaltıp, bir ritimde attırıp, sonra düşüncelerimle başbaşa kalıyorum, kendim içimde yalnızlık çeken bir oyuncak ile oynuyor ve güneşin bana sabahı getirmesini bekliyorum.

Gülay Şahin - 4/6/2003 16:05
e-posta: gulay_sahin@hotmail.com


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
146. Sayı önceki yazı 146. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye