| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

30.10.2003 Fatoş Ünal - netyorum.com / Sayı: 147

"... BU KONU BURADA BİTER ..."

Deneme 1, deneme 2... Görüldüğü gibi deneme 3 gelmiyor. Bir işe kalkışırken süreklilik sağlamaya söz verdiyssiniz, sözünüz sizi bir gölge gibi izler. Biraz vurdum duymazsanız veya beceremeyeceğinizi anladıysanız kenara çekilip sizi geçmesine izin verirsiniz. Yok değilseniz de, aradan dereden tadı çıkmasa da devam ettirirsiniz. Sözüm kendime kimi zaman hatayı kendimde, kimi zamanda dışarda aramaktan öyle kör oluyor ki gözlerim hiçbir şey göremiyorum. Galiba hatalara takılmaktansa, sonrasında olanları kotarmaya çalışmak daha doğru. En azından daha az acıtır. Hikaye başlamadan bitecek gibi görünüyor. Eh, en nihayetinde birçok şeyden külfete katlanmamak uğruna vazgeçmiyor muyuz? Aşklar, arkadaşlıklar, aileler, işler... Sahi çok mu külfetli geldiler?

Ben, bir 34 yıldır…

Bugün Salı. Birkaç küçük görüşme ve yazıların toparlanması dışında bir şey yok. Cep telefonunda biriken çağrı ve mesajların hepsi bu sabah yatağımı paylaştığım eski kız arkadaşımdan. O daha eski olduğunu bilmiyor ama nasılsa bir-iki güne kadar anlayıp peşimi bırakır. Hepsi hepsi 34 yıldır, kimseye anlatamadım uzun süreli ilişkilerde başarılı olamadığımı. Çabuk sıkılıyor, pişman oluyor, yalnızlığımı özlüyorum. Genellikle uzak kaldığım kadınlarla iki-üç kadehten sonra yakınlaşmalar başlıyor. Sonra bir sarhoşluk, çakırkeyiflik anında birlikte olmalar. En nihayetinde sabah pişmanlıkları ile kim bu kadın, ne arıyor burada sorularına kadar geliyorum. En son ne zaman şarkılar söyleyerek kalktığımı, ya da midemin bir kadın için kasıldığını, ya da uykusuz kaldığımı, ya da kafamın karıncalandığını hatırlayamıyorum. Nuray, tüm bunların kolay elde edilmiş kadınlardan bana kalan miraslar olduğunu söylüyor. Yakışıklı bir erkek için bütün kadınlar kolaydır. Ve zor kadınla karşılaşıncaya kadar da, midemin kasılmasını beklemek sersemlik olurmuş.

Saat 18.00. Bir yarım saat sonra kendimi sokaklara atabilirim. Evime atmam pek mümkün gözükmüyor, zaten bütün kış evde geçecekken, bu ılık, yağmurlu akşamı dışarda geçirmek hoş olabilir. Hem evin kapısında beni bir sürpriz de bekliyorsa… Galiba en iyisi bir filme gitmek. Beyoğlu'nun kalabalığına karışıp ben de biraz İstanbul soluklanayım biraz. Ama içki yok, kadın yok! Mümkün mü?

Ben, bir freedom…

- Bir kadeh daha lütfen!

Etraftaki insanlar içinde yalnız olanlar kolayca seçilebiliyorlar. Ama galiba bazıları, insanların yalnız kalmak, yalnız içmek ve yalnız eğlenmek isteyebileceklerini anlamıyorlar. Arkamda, bir genç kız grubu sanki bir yerlerde yüzyıllardır kapatılmışçasına erkeğe susamış! Nereden mi biliyorum? Önlerinden geçen ve tacize uğramayan erkek kalmadı ya da anlatılmadık yakası açık fıkra! Belki sessiz kalıp, kendilerini gizlemeye çalışsalar her birinin önünde kuyruklar oluşabilir. Öylesine güzeller ama bu gürültüleriyle onları güzel görmek mümkün değil. Çirkinler, evet çok çirkinler! İçlerinden biri t-shirt'ümün üstündeki "freedom wear" yazısı üzerine kurduğu esprilerin ne kadar sıkıcı olduğunu fark etse diyorum, nafile etmiyorlar tabii! Giyindiğim kadar özgür düşünebilseymişim şimdi barın tuvaletinde yakın temas eylemde bulunabilirmişiz. Komik değil mi? Bazen olsa da yapsam deyiverir insan, bazen de delikler üstüne üstüne geliyor diye boğulup, nefret eder o koca deliklerden.

- Sizi burada göreceğimi hiç sanmazdım?

Hemen yanı başımda peydahlanan 20'li yaşlardaki bu hatunun boyu en az 1.75 olmalı. Tahminen okulun en uzun boylu kızlarından olduğu için bütün lise hayatı boyunca kız arkadaşlarının sevgililerini dinledi ama asla sevgilisi olmadı. Kendini hayatın kollarına attığındaysa uzun boyunun nimetlerinden faydalanan, tepeden bakan bir hatun oluvermişti.

- Pardon, tanışıyor muyuz?
- Evet, geçtiğimiz hafta üniversitede derse gelmiştiniz konuk olarak.
- Gelmiştim.
- Ben de okulun televizyon kanalı için sizinle röportaj yapmıştım. Hatta size mankenliğinizle ilgili hiç soru sormadım diye bana teşekkür etmiştiniz.
- Sen de "manken miydiniz?" sorusunu üzerine basa basa hafif bir tebessümle sormuştun.
- Bilmiyordum. Yani manken olduğunuzu…
- Tabii bilmiyordun. Sen aslında, gazetelere göz atmaz, dedikoduları takip etmezsin. Bütün okul hayatın boyunca inek gibi çalıştın, şimdi de o geçmiş günlerin acısını çıkarırcasına herkesin ve herşeyin üstünde görüyorsun kendini.
- Ve siz de sarhoşsunuz!

Bana tokat mı attı? Hayır, hayır sarhoşsunuz dedikten sonra arkasını dönüp, çekip gitti. Ben sadece arkasından uzun bacaklarını gördüm ve dümdüz sandaletlerini. Hay aksi şeytan! Yine ne yapıyorum ben? İçkiyi bırakmanın zamanı olabilir. İçtikçe sapıtıyorum.

- Hey hesabı buraya bırakıyorum, eksik-fazla varsa sonra ödeşiriz. Bye!

Ben, bir de arkamdakiler…

Sokağa fırladım hemen. Oysa onun sokağa çıkıp çıkmadığını bile bilmiyorum. Belki de barın ıssız köşelerinden birinde, sevgilisinin kollarında kayboldu. Teselli bulmaya çalışıyor şu anda. Oysa onu yakalayıp, "hey en baştan başlasak, ne dersin?" diyebilmek için neler vermezdim.

- Çok kötüsünüz.
- Efendim…
- Yani hiç bu kadar kötü bir duruma düşmemiştim. Arkanızdakiler sanırım size asıldığımı düşündüler. Nasıl güldüklerini gördünüz mü?
- Arkamdakiler mi, canları cehenneme! Sabahtan beri bana yaptıklarını görsen herhalde hepsinin ucuz ve kaale alınmaz kadınlar olduğunu sen de anlardın.
- Hiç, hiç anlayamıyorum…
- Tabii anlayamazsın, seni yakalayıp özür dilemek istiyordum güya ama hala esmeye devam ediyorum. Hep bu kadar…
- Bu kadar ne?
- Neyse boşver, en baştan başlamaya ne dersin?

Fatoş Ünal
e-posta: unalfa@tnn.net


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
147. Sayı önceki yazı 147. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye