| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

15.12.2003 Prof. Dr. Muammer Kaya - netyorum.com / Sayı: 149

KÜRESELLEŞEN DÜNYADA EMEK VE BEYİN GÖÇÜ NEDENİYLE MELEZ KİMLİKLER DOĞMAKTADIR...

Emek ve beyin göçünün geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. Sömürgecilik devrinde 19. yüzyıla kadar köle ticaretiyle Afrika'dan Avrupa ve Amerika'ya ve Avrupa'dan Amerika'ya insan göçü yaşanmıştır. Kimi daha iyi bir yaşam standardına ulaşmak için istekli (beyin göçü) kimi emek gücü karşılığında karnını doyurmak (emek göçü) için zorunlu yollara düşmüştür. Bugün dünyada her 35 kişiden biri emek/beyin göçmenidir.

Göç alan ülkelerin ekonomileri nüfuslarına göre daha hızla büyüdükçe göçler artmış. Önce tarlalarda, hizmetçi ve ağır işlerde çalıştırılan emek işçileri için daha sonra göçmenlik/vatandaşlık hakkı, sivil ve siyasi haklar tanımamasına rağmen emek göçünün önüne geçilememiştir. Şimdi ise her şey gibi emek ve beyin göçü hem göç alan hem de göç veren ülke için küresel dünya sorunu haline gelmiştir.

Göç alan ülkelerin gelişmişlik düzeyi hızlı bir şekilde artarken göç veren ülkelerin kalkınması azalmakta ve gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark daha da artmaktadır. Avrupa Birliği'nin genişleme sürecinde eskiden göç veren (İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz vs) gibi ülkeler bugün göç alan ülke konumuna gelmesi Avrupa'nın kabusu haline gelmiştir.

Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde, genç ve fazla nüfusu Avrupa'yı korkutmaktadır. Türkiye'de Üniversitede şu anda okuyan gençlerin %73'ü yurt dışında çalışmak/yaşamak istemekte, şu anda yurt dışında öğrenimleri sürdürenlerin ise %77'si ülkeye kesin dönüş yapmak isteme-mektedir. Türkiye bugün iyi eğitim görmüş gençlerin sadece %41'ini elinde tutabilmektedir. Ülkemizden gelişmiş ülkelere 1960 yıllardan beri önemli ölçüde beyin erozyonu olmasına karşın bu hala önemsenmemekte bu kaybın beyin gücüne dönüştürülmesi üzerine sözde teoriler üretilmeye çalışılmaktadır. Gençlerin kendi gelecek-lerini bu ülkede değil, yurt dışında görmeleri nedeniyle gençleri burada tutmak zor olmaktadır. Ülkemizden yurt dışına beyin/emek göçü artıkça Türklerin oralarda asimile olmasındaki korkumuz kadar da çok kültürlülüğü savunan Avrupa kendilerinin asimile olmasından da ürk-mektedir. Göç, Avrupa'nın çok kültürlü yapısına bir tehdit oluşturmaktadır.

Uzunca bir süredir kültür meselesinde asimilasyondan bahsedilmektedir. Gittiğiniz yerin kültürünü içselleştirmeniz gerektiği anlayışı oldukça yaygındır. Daha sonra farklı bir anlayış olan Çok kültürlülük fikri "Herkesin kendi kültürü vardır; herkes kendi kültürünü koruya-bilir/korumalıdır" düşüncesi yaygınlaşmıştır. Türkler Avrupa'da kültürlerini koruyacaklarsa bu, Avrupa kültürüne bir tehdit niteliği oluşturur anlayışı vardı. Tehdit üzerine kurulan söylemler aslında oradan dışlamanın temelini oluşturdu. Mesela Fransızlar bu konuda çok kapalıdır, Fransız vatandaşı olabilirsin ama asla bir Fransız olamazsın anlayışı hakimdir. ABD'de çok tanınan bir bilim adamı veya doktor olabilirsiniz ama asla birinci sınıf vatandaş olamazsınız. Bazı konularda mutlaka ayrımcılıkla karşıla-şabilirsiniz. Tabii, bu ayrımcılık dünyadaki tüm ülkeler için geçerlidir. Amerika göçmenlerden kurulan bir ülkedir/mozaiktir ama beyaz Anglosakson Protestanlar (WASP) birinci sınıf vatandaşlardır. Fransa'da da Katolik beyazlar birinci sınıf vatandaşlardır. Kanada'da İngilizlerin hakim olduğu eyaletlerde (Toronto vs) İngilizler, Fransızların hakim olduğu eyaletlerde (Quebec vs) Fransızlar daima birinci sınıf vatandaştır. Mesela Almanya'da bir Kuzey Amerikalı, yabancıdır. Ama ayrıcalıklı bir yabancı, yani birinci sınıf bir yabancıdır. Bugün "Hıristiyan beyaz Avrupalı" kimliği oluşmaya başlamıştır. Bunlar artık neredeyse tek bir etnik grup olarak algılanmaya başlamıştır. Toplumsal grupları oluşturan sınırlar sabit değildir aksine çok esnektir.

Dışlanan birçok Avrupalı grup bugün bir Avrupalılık ekseni etrafında birleşmiştir. Onun için gelecekte bunlar değişebilir. Avrupa'ya göç eden Türkler Alman kültürüyle Türk kültürü arasında uzun süre sıkışıp kaldılar bazı nesiller arada yok oldu ama bugün melez kimlikler ortaya çıktı. 1960'larda göç eden emek göçmenlerinin ya asimile olacaklarını ya da kenar semtlere kapanıp kendi içlerinde yaşamalarını bekledik. Ama bunun bir ortası olabileceğini göremedik. Bugün Almanya'daki Türklerin bir bölümü farklı melez bir kimlikle yaşamaktadırlar. Melez kimlikliler iyi değerlendirildiğinde ülke için çok önemli bir yatırım olabilecek potansiyele sahiptir. Türkiye bu kimlik melezleşmesinin sosyolojik yararını yeni yeni algılamaya başlamışken yeni dünyaya çok önce giden uluslar (örneğin ABD'deki İtalyan, Yunan, İsrailli, Ermeni vs) bugün melez kimliğin meyvelerini toplamaktadır.

Almanya'da yaşayan Türklere karşı bir dışlanma vardır, bir yabancılık hissi her zaman hissedilir. Türkiye'ye geldiklerinde/döndüklerinde onlara "Almancı/Yolunacak Kaz" gözüyle yıllardır bakılmaktadır. Bu bilinçli bir dışlama olmasa da sonuçta Almancı etiketiyle biz oları dışarı itiyoruz, orada da Türk kimliklerinden dolayı Almanlar dışarı itiliyorlar. Bu onların hak ettiği/arzuladığı bir şey hiç değildir. Bu kişilerin ülkenin ekonomik çarkının dönmesinde çok büyük katkı ve feragatları olmuştur ve olmaktadır. İnsanların kimliklerini nasıl yaşayacaklarına, kendilerini nasıl tanımladıklarına dışarıdan karar verirken çok dikkatli davranmalıyız. Maalesef ülke olarak yıllardır bunu yaptığımızı söylemek güç olacaktır.

Eğer kültürler birbirinden çok farklı ise ve birbirlerini asimile edemezlerse topraklarımız/ülkemiz göçmenler tarafından işgal ediliyor, kimliğimizi kaybediyoruz telaşı yaşarlar. Son yıllarda emek/beyin göçü alan ülkelerde bu anlayış kabul görmekte ve göç kesinlikle bir tehdit olarak algılanmaktadır. Göç alan ülkelerdeki ekonomik durum kötüleştikçe veya bu ülkeye karşı terör olayları artıkça, yabancılar hemen günah keçisi haline dönüştürülmektedir. Göç alan ülkelerdeki insanlar, yabancılar için "geldiler ülkemizi işgal ediyorlar, işlerimizi elimizden alıyorlar" şeklinde bir yaklaşım ve ön yargıya sahip olmaktadır.

Avrupa'da veya gelişmiş diğer ülkelerde yaşayan Türklerin büyük kısmı kendilerini Türk olmaktan çok, Türk hissetme konumuna geçmiştir. Eurovision'da Sertab Erener'e oy vererek, Türk sporcu/takımlarının veya Türk sanatcılarının Avrupa ve Dünya'daki maçlarına/konserlerine giderek Türklüğünü yaşamakta ama geleneksel değerlere bağlı yaşaya-mamaktadır. Yurt dışına göç edenlerde sabit kimliklerden bahsetmek, bunu insanlardan istemek artık gerçekle pek uyuşmamaktadır. Çünkü artık küreselleşen Dünyada melez kimlikler dönemine çoktan girilmiştir. Göçmenler ne tam asimile olmuş, ne de tam olarak içene kapanabilmiştir.

Almanya ve diğer gelişmiş ülkelerde bugün yaklaşık 4.5 milyon emek+beyin göçmenimiz var. Bunların yaklaşık 1 milyonu bulundukları yerden ikinci vatandaşlık almışlardır. Almanya'daki genel işsizlik oranı artarken ve oradaki Türklerin büyük bir kısmı da işsiz olmalarına rağmen yine göçmen almaya devam ediyorlar. Göç alan ülkelerde işsizlik artarken insanları bu ülkelere iten şey; göç veren ülkedeki ekonomik/siyasal sorunlar, sosyal güvence eksikliği, çocukların geleceğini görememe vs. dir. 1990'larda büyük bir dış emek/beyin göç dalgası dünya da yaşandı. İç savaşlar, baskılar, ekonomik krizlerden dolayı kaçışlar kaçınılmaz oldu. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark açıldıkça emek/beyin göçünü engellemek için ne kadar tedbir alınırsa alınsın göçün tamamen önüne geçmek mümkün olamadı. Emek/beyin göçünü azaltmak için ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farkların en aza indirilme yollarının aranması gerekmektedir. En önemli yatırım insana yapılan yatırımdır. İnsanları hiçbir şekilde göçe zorlamayan toplumlar gelecekte daha başarılı olacaklardır.

Prof. Dr. Muammer Kaya
Eskişehir, Osmangazi Üniversitesi
TEKAM Müdürü
e-posta: mkaya@ogu.edu.tr


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
149. Sayı önceki yazı 149. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye