| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

15.12.2003 Ufuk Karaman - netyorum.com / Sayı: 149

GARİP BİR YAZI: AB VE TÜRKİYE

Genç yazar Avrupa Birliği ile alakalı bir yazı yazacaktı. İyi bir araştırma gerekiyordu. Kime soracağını düşündü aklına kaldırımlar geldi. Nedense şimdiyi kadar hep doğruları anlatmışlardı, bundan sonra da anlatırlar diye düşündü; penceresini açıp kaldırımlara seslendi ve duyduklarını kaleme döktü. Ortaya garip bir yazı çıktı. Ama şimdiye kadar hiç yazılmamış bir yazı...

07.11.2003

Milenyumunun üzerinden üç kış geçmişti. İstanbul'da sis, ayazla birlikte çıkmıştı. Binalar yapışıktı ama yine de üşüyorlardı. Kaldırımlar üşüyordu soğuktan... Soğuk yetmiyormuş gibi bir de çamura bulanmışlardı.

Ağaçlara bakıyordu kaldırımlar... Ağaçlar da titriyordu soğuktan. Kaldırıma örtecekleri yaprakları bitmişti. Pencereler sıkılmıştı soğuktan... "Bari bir kez açılıp kapansam!" Caddeyi dinlemekten bıkmıştılardı artık .Korsan kasetler satılıyordu caddelerde. Sevilen bir parçaydı ama biraz garip geliyordu ses!

Elma şekeri düşen küçük kız, annesinin hırkasını sündürüyor; anne aldırmıyordu. Kucaktaki diğer çocuk emziğini istiyordu. Öteki hala bırakmamıştı elini. Elma şekeri, siyah bereli sert bakışlı bir çocuğun sol ayağından ilk nasibini alıyordu. İki tane çocuk beş dakikada bir kavga ediyordu.

Yağmur hızlanmıştı trafiğin aksine...

Kamyonet şöförü yeşil ışığın yandığını iki saniye sonra farkediyordu. Arkasındaki tüm arabalardan korna sesi çıkıyordu. Kasetçi "yeter artık" diyordu...

Elma şekerini alamayan küçüğün gözleri dolmuştu. Ağlamak istiyordu. Ama önemsenmiyeceğini düşündü. Ağlamak istiyordu ama ağzında emziği olmayan kardeşinin feryatları, onunkine baskın çıkacaktı...

Rüstem Amca yağmura inat bağırıyordu ve iki genci ekmek teknesine çekmişti. Rüstem Amca kokoreçleri doğruyor, gençler üşüyen ellerini ovuşturuyordu... Kamyonet şöförü direksiyonu yumrukluyordu. "ne vardı sanki iki saniye beklemiyorlar"dı... Kokoreçleri yiyen gençler parayı ödeyemiyorlardı. Çalınmıştı cüzdanları. Acaba az önce kavga eden çocukları ayırmasalar mıydı? Zihinler karma karışık olmuştu. Kederli gözler su kaçırıyordu. Ağlayınca insanların elmacık kemikleri daha belirgin oluyodu.

Küçük çocuk annesini çekiştirmiyordu artık. Ama unutmamıştı elma şekerini... Kokoreçci parasının, gençler cüzdanlarının derdine düşmüştü...

Tramvaydan orta yaşlı bir teyzeyle küçük bir çocuk indi. Kırmızı yapışkan yuvarlak bir şeye ayağı takılmıştı yumurcağın. Oracıkta bir tokat yedi zavallıcak. "Gözünün önüne baksana kızım" uyarısı tatmin etmemişti anneyi! Kız ağlıyordu, ağladıkça bir tokat daha... Kızcağız ağlamıyordu artık. Ama nedense hıçkıra hıçkıra yürüyordu!

"Sesin anlaşılmıyor Tarık,nereye girdin? Belediye çukuruna mı yoksa?!" diyordu telefonun ucundaki ses. Biraz ilerleyince sesin neden anlaşılmadığını anlatmıştı arkadaşı: "Su borusu patlamış,yolları kazıyorlar" Cep telefonunu sıkıca tutarak karşı kaldırıma hopladı ve ekledi: "Şu kaldırımları da bi yapamadılar." Çamurlu ayaklarına bakarak yine söylendi: "Belediye seçimleri de yaklaştı aslında!"

Küçük kız elma şekerini unutmaya başlamıştı. Rüstem amca bağırmıyordu artık. Bağırmıyordu ama iki genç müşteri daha bulmuştu. Kokoreçler hazırlanırken, gençlerden biri omuzundan aşağı sarkan çantasından cüzdanını çıkardı. Cüzdanın arasına koyduğu kağıt aklına gelmemişti. Cüzdanını açınca öğrenci belgesini kaldırımın kenarında biriken suya düşürdü. W&T'a başvurmuştu. Öğrenci belgesini oraya verecekti. Fazla üzülmedi yarın tekrar çıkartırım diye düşündü. Önce ıslanmış belgesine baktı sonra arkadaşına dönerek: "Kader, benimle uğraşma yine de gideceğim Amerika'ya..."

Küçük kızın göz bebekleri büyüdü birden bire... Annesi markete doğru yönelmişti. Acaba...? Acaba dedi içinden... Küçük kız ellerini sıkıyordu. Şekerini düşünüyordu "İşte böyle sıkacağım seni, bi daha düşemeyeceksin elimden" deyivermişti biraz da bağırarak... Aniden annesi görüldü kapıda, yalnız bi tuhaflık vardı;a nnesinin elinde irice bir poşet vardı. Gözbebekleri incecik oluverdi birden bire. İki paket un ve birkaç kek malzemesi daha vardı poşette. "Ne bakıyosun kızım, unu mu yiyeceksin? Al ye al!" Unu öfkeyle kızına uzatan annenin, dikkatini birşey çekti; son kullanma tarihi geçmişti unun... "Allah belanı versin" dedi kızına dönerek..." Kafa mı bıraktınız adamda!" Hemen markete girdi unları uzattı kasiyere. "Bunların tarihi geçmiş değiştirin şunları!" Kasiyerle aralarında geçen münakaşa bir sonuç vermemişti. "Almıyorum kardeşim, gözün yok mu bakaydın! Git kime şikayet edersen et!" Sürekli bu cümleler yankılanıyordu beyninde. "Yenice bir yasa çıkmıştı, televizyon hep bahsediyordu" diye düşündü. "Tüketici mağdur olmayacaktı hani! Siz söyleyin durun dinliyor mu bunlar!" Hem şikayet etsem no'lacak, bi sene onla uğraş! Fişi de vermemiş zaten..." Öfkesi gözlerine yansımıştı kadının. Küçük kız bakamıyordu annesine. Annesi kızacak diye çok korkmuştu, zor yutkunuyordu zavallıcak... "Tut elimi" deyince kızcağız elma şekeri almışcasına sevindi. Kızmamıştı annesi, ne kadar merhametliydi(!)...

Kokoreçleri bitirmişti gençler. Parasını da ödemişlerdi. Gerçi biraz zor olmuştu ama... Bu aralar pek harçlık alamıyorum ama son param da olsa Recep için değer diye düşündü çantalı genç. "Hem ben üniversitede okuduğumdan burs da alıyorum, ne olacak canım!" Arkadaşı iki senedir sınava hazırlanıyordu ama bir türlü yüksek puan alamamıştı. "Recep be, Kıbrıs'ı niye yazmıyosun hem oranın puanları da düşük" deyiverdi birden bire... "Yazacaktım ama oralar karışık,s onra diplomanı tanımayabilirler demişti babam ben de yazmadım" dedi biraz da şaşırarak... Şimdi bu da nerden çıktı diye söylenirken arkadaşı kahkahayı bastı: "Yok daha neler, babanın hiç birşeyden haberi yok heralde" Recep cevabı geciktirmemişti "Öyle ama, unutma BURASI TÜRKİYE"... hafif bir tebessüm etti genç. Aslında bu tebessümün kabullendiğinin bir göstergesi olduğunu bilmiyordu!

Sıkılmıştı genç yazar, sıkılmıştı ayakta durmaktan, sıkılmıştı camdan bakmaktan. Bir saattir caddeyi seyrediyordu. Kafam dağılsın diye bakacaktı üstelik. Zeytinburnu'nda iki odalı rutubetli, basık bir evde kalıyordu. Odasının penceresinden caddenin hali böyle görünüyordu. "Bıktım artık! Hep aynı şeyler!" demekten kendini alamadı. Sitem ediyordu kaldırımlara... Hergün konuşuyorlardı ama hiç yalan söylemiyorlardı. "Bi defa da yalan söyleseniz ne var"deyip araladığı perdeyi kapamadan masasına oturdu. Gazeteyi eline aldı pencereye doğru tutarak manşetini sesli sesli okudu:

"AB'DEN SOĞUK DUŞ! Türkiye'nin AB'ne girme hayalleri suya düştü. Rapora göre en yakın tarih: 2010" Gülümsedi içinden. Sonra da pencereye baktı. Önce aklına elma şekeri geldi sonra diğerleri... Kendi kendine sordu: "Sen olsan olumlu rapor verir miydin?" EVET diyemedi dudakları... Kendi toprağıydı, kendi vatanıydı ama dili dönmüyordu... Son bir kez denedi ve ağzından birkaç hece çıkardı:

"Ha-ket-mi-yo-ruz"

Ufuk Karaman
M.Ü.İ.İ.B.F. İşletme 4.Sınıf
e-posta: ufukcaraman@yahoo.com


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
149. Sayı önceki yazı 149. Sayı sonraki yazı
   
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye