|
16.12.2003 Fatoş Ünal - netyorum.com / Sayı: 150
"... BİR İHTİMAL DAHA VAR! ..."
Aslında, aldanmamak gerekiyor samimiyetlere. Yok illa aldanacağım diyorsa da
er kişi, sonunda canının yanmasını garipsememesi gerekiyor. En yakın dostun bir
anda en yabancın, sevdiğin baş düşmanın olabiliyor. Ve bazen olması gereken bu
olduğu halde maalesef olamıyor. İçten içe yanlış anladığını, herşeyin
göründüğünden çok farklı olduğunu düşünüyorsun. Yine kendi kendini aldatmaya,
kandırmaya çalışıyorsun. Nafile, açılan göz kapanmıyor. Her yeni denemede o
eskiden kalan can acısı seni buluyor. Her kelimede bir iğneleme, her latifede
bir iğrençlik seziyorsun. Netekim, ağzının tadı bir kere bozulunca sonra değme
saraylara layık bir tatlı da yesen olmuyor. Olmuyor. Ağzının tadı bozulduğuyla
kalıyor. İzin verirseniz, yine perde!....
Ben, bir hasret..
- Neredesin?
- Gazetede. Hala şu yarınki röportaj için hazırlanıyorum. Birazdan içim
bayılmazsa fırlayıp sokağa çıkacağım.
- Demek tembeliz. Kiminle röportaj yapacaktın?
- Deniz Yaşar.
- İnanılmaz kadınla röportaja gidiyorsun ve için bayılmak üzere öyle mi?
- Sen kadın olduğunu biliyor muydun?
- Elbette biliyorum. Matematik ilk aşkımdı. Sonra o rakamlarla bütün hayatım
boyunca yaşayamayacağımı anladım ve kendimi sokağa attım. Senin yaptığın gibi…
- Sana bir şey soracağım?
- Sor hadi.
- Bugün benimle gelir misin? Sakın hayır deme, çünkü bugün perşembe ve okulda
dersin yok.
- Evet, yok. Röportaj sırasında seninle olmam problem yaratmaz mı?
- Yaratmaz.
Nuray ne demişti en son bakalım? "Bir daha röportaja sevgili müsveddelerini
getirirsen, süresiz izin kullanma kılavuzuna ihtiyacın olacak!". Ne yapıyorum
şimdi ben? Zeynep… O'nun adı Zeynep… O, sevgili müsveddesi değil ki! O benim dün
sabah aklımı başımdan alıp giden kadın. O'nun gozlükleri var ve öylesine güzel
ki! Kadınların ilk önce neresine bakarım? Göğüslerine mi, bacaklarına mı, hadi
biraz daha iyimser olayım dudaklarına mı? Zeynep'e nasıl baktım peki? Niye
aklıma düştüğünde bedeni değil de, pırıldayan kelimelerini hatırlıyorum? O'nun
içini gördüm desem Nuray ne der acaba? Benimle uyurken kalkıp yüzünü seyrettim
desem güler mi? Birini hayatına sokmak için acele ediyorsun Fatih diyor içimdeki
ses. O biri değil ki, Zeynep diyorum. Zeynep kim sorusunun cevabı yok oysa
içimde. Bu sabah ilk defa uyandığımda yalnız hissettim kendimi. Banyo sırası
bekleseydim, biri bana çay ister misin diye sorsa dedim keşke. Diğerlerini nasıl
kovaladıysam hayatıma dahil olmasınlar diye, o daha çok kalsın istedim. O ne
yaptı?
- Hayır, yaratmaz. Zaten bu sene için bir asistan istediğimi söylemiştim
gazeteye. Sen de bu işi okuduğuna göre senden iyisini bulamam herhalde. İlk iş
olarak bir röportaja katılmak seni ürkütmezse tabii.
- Ürkütmez, aksine dosyalama işlerinden önce sokağa çıkıyorum diye çok mutlu
olurum. Sahi asistanın olursam beni dört duvar arasına kapatır mısın?
- Çok istediğim halde yapamam. İş hayatının kuralıdır, işle aşkı
karıştırmayacaksın.
- Tamam patron, ama unutma çok pişman olacaksın bunu söylediğine. Yarım saat
sonra çıkarım evden. Gazeteye geldiğimde ismini versem kapıdan geçerim herhalde?
- Geçersin. Umarım yani…
- Görüşürüz o zaman.
- Zeynep?
- ?
Ben bir aşık…
- Kapıyı çalacak mısın?
Ne zaman geldin, ne zaman yola çıktık? Nuray kapıyı çalıp çalmayacağımı soruyor,
bense onların arasında sana dokunmamak sınırlarında kapalı kalmayı sorguluyorum.
Yanıbaşımda oturuyorsun. Sıcacıksın. Gülümsüyorsun. Konuşuyorsun. Bir anda bir
karabüyü gibi herkesi esir alıyorsun. Nuray ilk defa yanımdaki bir kadına insan
gibi bakıyor. Şaşırıyorum. Sahi bundan önce tanıştığı bütün kadınlarla ne alıp
veremediği vardı? Aptalca bir gururla galiba benden hoşlanıyor noktasına kadar
gelmiştim bir zaman. Hoşlanıyor ve hatta kıskanıyor. O yüzden yanımdaki her
kadın serseri, anlamsız, ucuz ve geçici seks makineleri tarzında muamele
görüyordu. Peki senin farkın neydi?
- Zeynep, kapıyı sen çalabilir misin? Fatih yine bir sorunun içinde kayboldu
galiba.
Gülüşmeler. Niye bu kadar seviniyorlar birini taşlara boğdukları zaman? Hep
boyle uğraşma pozisyonunda kalmak yorucu olmuyor mu acaba? Hem ben böyle dalıp
gidiyorsam illa bir sorun mu olması lazım? Mutlu bir şeylere, hatta belki
düşlere dalıyor olamaz mıyım? Zeynep de acaba beni sorunlar içinde boğuluyor mu
sanıyor?
Kapının önünde 4 kişilik bir kalabalık. Nuray, Zeynep, ben ve fotoğrafları
çekecek olan Murat. Altı üstü bir matematikçi ile röportaj yapılacak. Nuray,
Zeynep'in ortaya çıkışına öncelikle sinirlendiyse de, onun da bizim meslek için
üstelik okuldan yetiştiğini öğrenince -kibar ve zekice tavırlarla tavlanmasını
bir yana bırakırsak- sakinleşti. Hatta Zeynep'in de aramızda olmasına sevindi.
Niye? Sahi niye? Yoksa benim bu herşeyi bilir tavırla yorumlamalarım hatalı mı?
Ortada böyle şeyler dönmüyor da ben yine kendi kendime mi kurguluyorum?
- Hoşgeldiniz.
- Hoşbulduk. Saat ikide Deniz Bey'le randevumuz vardı. Şehir Postası'ndan
geliyoruz. Girebilir miyiz?
- Deniz Hanım'la…
- Ah! Ne yaptım? Evet Deniz Hanım'la. Kusura bakmayın dil alışkanlığı işte.
Tanıdığım bütün Deniz'ler erkekti.
- Neyse problem değil. En azından Deniz o kadar problem arasında bunu problem
etmeyecektir.
Minimalist bir ev. Herşey sade. Herşey sanki çizgilerle yerli yerine oturtulmuş
gibi. İnce uzun bir koridorun ardından girdiğimiz salonun loş ışıklarında ilk
göze çarpan bütün bir duvarı kaplayan kitaplık. Bir ışıkla aydınlanmış okuma
koltuğu az sonra bir film yıldızını ağırlayacak sanki! Hemen yanıbaşındaki
şekilsiz bir sehpada yarım bırakılmış bir kitap, bir kalem ve bir gözlük dikkat
çekiyor. Gözlerim henüz sağlam, yine de bir okuma gözlüğü almak hiç fena olmaz
diye düşünüyorum. Zeynep… Nerede simdi bu kız? Eskiden olsa bir kadınla röportaj
yapmaya giderken gönlümün bir parçasını da kadına götürürdüm. Ne olmaz, ne
olmaz! Bazen gazete satırlarının arasında da bir gönül macerası bulabilir insan.
Bir parfüm kokusu. Zeynep parfüm kullanıyor mu acaba dememe kalmadan bir ses!
- Biraz erkencisiniz.
- Henüz saat iki olmadı biliyoruz ama trafikle ilgili endişelerimiz bizi erken
çıkardı sanırım yola dedi Nuray.
- Sakıncası yok, ne kadar çabuk başlarsa o kadar çabuk biter değil mi?
- Merhaba ben Fatih Soyak. Nuray ve ben röportaji yapacağız, Murat da
fotoğraflarınızı çekecek. Sizin hatırlatmak istediğiniz ya da…
Aman Tanrım! Üzerindeki saten bir sabahlık mı? Üstelik kalçalarının sadece 10 cm
aşağısında. Yüzüne bakmazsam sanırım bacaklarında takılıp kaldığımı sanacak.
Durmalıyım. Evet şimdi bacaklarına bakmayı bırakıp, daha makul bir yerlere bakıp
durmalıyım.
- Günaydın. Deniz Yaşar ben de. Kendimi tanıtmam iyi olacak sanırım. Yoksa
şaşkınlık içinde bakmayı bırakmayacaksınız.
- Şaşkınlık!
Nuray'ın araya girip, O'nu erkek sandığımı anlatmasının da tam sırasıydı.
Gördüğümüz fotoğraflar için yorumlarımı bile atlamadan anlattı herşeyi. Bu
kadınlar nasıl oluyor da bir anda aynı ordunun savaşçıları gibi arka çıkıyorlar
birbirlerine. İkisi de çok memnun bakıyorlar. Biri beğenilme hazzında, biri de
saldıracak yeni bir nokta bulmanın heyecanında. Zeynep suskun. Gülmüyor bile.
Bir anda onun da farkına varacaklar, onu da içlerine alacaklar diye korkuyorum.
Kaybedeceğim. Kapanacak kapıları…
- Peki siz küçük hanım diyor Deniz Zeynep'e.
- Ben bir hayranınızım diyelim. Fatih Bey'in yanında staj yapacağım bu yaz.
Bugün benim için de deneme günü olacak.
- Deneme için anlamsız bir gün olacak. Çok kötü röportaj verdiğimi herkes bilir.
Hatta vermemem genelde daha anlamlı olur ama kitabın reklamı için yapmam
gerekliymiş. Bilim dergileriyle pek ilgilenmeyen yayınevi medyacısı sizinle
röportaj yapmam konusunda beni kibarca uyardı.
Medyacıyı taklit ederek; "Deniz Hanım, biliyorsunuz satış konusunda
endişelerimiz var. Herkes kan ağlıyor. Siz her ne kadar da ismi değerli bir
uzman olsanız da, satış için birtakım aktivitelere girmemiz gerekiyor." gülmeye
başlıyor Deniz Yaşar. İşte benim gibi bir kadın diyorum. Şaşkınım. Hala
şaşkınım.
- Siz ikiniz birlikte misiniz yani?
Şaşkınım. Soruya soruyla cevap verilir mi; "Bu soru bana mı, Zeynep'e mi?"
diyebilir miyim Deniz Yaşar'a.
- Arkadaşız.
Bu Zeynep'in sesi. Arkadaş olduğumuzu söyleyen ses. Sabah bana günaydın diyen
ses. Avuçlarımda kaybolan ses. İçime tınılarını hapsetmeye çalıştığım ses.
Arkadaş mıyız? Öyle ya arkadaşız. Sevişiyoruz ama sevgili değiliz. Ya da üçüncü
kişiler nezdinde sınırları anlaşılamayacak bir noktadayız. Ve ben onun kadar
kararlı cevap veremediğim için suskun kalıyorum. O da bu ilişkinin erkeği olarak
"arkadaşız" diyor. Haklı.
Çalışma arkadaşı olmak zordur bilesiniz. Hem dost, hem birlikte iş yapan
olabilmek için yeni ve denenmiş bir formül yerine eski formülleri denemenizi
öneririm.
- Bu arada içmek için ne alırsınız?
Fatoş Ünal - 1.12.2003
e-posta: unalfa@tnn.net
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|