| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

16.12.2003 Fatoş Ünal - netyorum.com / Sayı: 150

"... BİR İHTİMAL DAHA VAR! ..."

Aslında, aldanmamak gerekiyor samimiyetlere. Yok illa aldanacağım diyorsa da er kişi, sonunda canının yanmasını garipsememesi gerekiyor. En yakın dostun bir anda en yabancın, sevdiğin baş düşmanın olabiliyor. Ve bazen olması gereken bu olduğu halde maalesef olamıyor. İçten içe yanlış anladığını, herşeyin göründüğünden çok farklı olduğunu düşünüyorsun. Yine kendi kendini aldatmaya, kandırmaya çalışıyorsun. Nafile, açılan göz kapanmıyor. Her yeni denemede o eskiden kalan can acısı seni buluyor. Her kelimede bir iğneleme, her latifede bir iğrençlik seziyorsun. Netekim, ağzının tadı bir kere bozulunca sonra değme saraylara layık bir tatlı da yesen olmuyor. Olmuyor. Ağzının tadı bozulduğuyla kalıyor. İzin verirseniz, yine perde!....

Ben, bir hasret..

- Neredesin?
- Gazetede. Hala şu yarınki röportaj için hazırlanıyorum. Birazdan içim bayılmazsa fırlayıp sokağa çıkacağım.
- Demek tembeliz. Kiminle röportaj yapacaktın?
- Deniz Yaşar.
- İnanılmaz kadınla röportaja gidiyorsun ve için bayılmak üzere öyle mi?
- Sen kadın olduğunu biliyor muydun?
- Elbette biliyorum. Matematik ilk aşkımdı. Sonra o rakamlarla bütün hayatım boyunca yaşayamayacağımı anladım ve kendimi sokağa attım. Senin yaptığın gibi…
- Sana bir şey soracağım?
- Sor hadi.
- Bugün benimle gelir misin? Sakın hayır deme, çünkü bugün perşembe ve okulda dersin yok.
- Evet, yok. Röportaj sırasında seninle olmam problem yaratmaz mı?
- Yaratmaz.

Nuray ne demişti en son bakalım? "Bir daha röportaja sevgili müsveddelerini getirirsen, süresiz izin kullanma kılavuzuna ihtiyacın olacak!". Ne yapıyorum şimdi ben? Zeynep… O'nun adı Zeynep… O, sevgili müsveddesi değil ki! O benim dün sabah aklımı başımdan alıp giden kadın. O'nun gozlükleri var ve öylesine güzel ki! Kadınların ilk önce neresine bakarım? Göğüslerine mi, bacaklarına mı, hadi biraz daha iyimser olayım dudaklarına mı? Zeynep'e nasıl baktım peki? Niye aklıma düştüğünde bedeni değil de, pırıldayan kelimelerini hatırlıyorum? O'nun içini gördüm desem Nuray ne der acaba? Benimle uyurken kalkıp yüzünü seyrettim desem güler mi? Birini hayatına sokmak için acele ediyorsun Fatih diyor içimdeki ses. O biri değil ki, Zeynep diyorum. Zeynep kim sorusunun cevabı yok oysa içimde. Bu sabah ilk defa uyandığımda yalnız hissettim kendimi. Banyo sırası bekleseydim, biri bana çay ister misin diye sorsa dedim keşke. Diğerlerini nasıl kovaladıysam hayatıma dahil olmasınlar diye, o daha çok kalsın istedim. O ne yaptı?

- Hayır, yaratmaz. Zaten bu sene için bir asistan istediğimi söylemiştim gazeteye. Sen de bu işi okuduğuna göre senden iyisini bulamam herhalde. İlk iş olarak bir röportaja katılmak seni ürkütmezse tabii.
- Ürkütmez, aksine dosyalama işlerinden önce sokağa çıkıyorum diye çok mutlu olurum. Sahi asistanın olursam beni dört duvar arasına kapatır mısın?
- Çok istediğim halde yapamam. İş hayatının kuralıdır, işle aşkı karıştırmayacaksın.
- Tamam patron, ama unutma çok pişman olacaksın bunu söylediğine. Yarım saat sonra çıkarım evden. Gazeteye geldiğimde ismini versem kapıdan geçerim herhalde?
- Geçersin. Umarım yani…
- Görüşürüz o zaman.
- Zeynep?
- ?

Ben bir aşık…

- Kapıyı çalacak mısın?

Ne zaman geldin, ne zaman yola çıktık? Nuray kapıyı çalıp çalmayacağımı soruyor, bense onların arasında sana dokunmamak sınırlarında kapalı kalmayı sorguluyorum. Yanıbaşımda oturuyorsun. Sıcacıksın. Gülümsüyorsun. Konuşuyorsun. Bir anda bir karabüyü gibi herkesi esir alıyorsun. Nuray ilk defa yanımdaki bir kadına insan gibi bakıyor. Şaşırıyorum. Sahi bundan önce tanıştığı bütün kadınlarla ne alıp veremediği vardı? Aptalca bir gururla galiba benden hoşlanıyor noktasına kadar gelmiştim bir zaman. Hoşlanıyor ve hatta kıskanıyor. O yüzden yanımdaki her kadın serseri, anlamsız, ucuz ve geçici seks makineleri tarzında muamele görüyordu. Peki senin farkın neydi?

- Zeynep, kapıyı sen çalabilir misin? Fatih yine bir sorunun içinde kayboldu galiba.

Gülüşmeler. Niye bu kadar seviniyorlar birini taşlara boğdukları zaman? Hep boyle uğraşma pozisyonunda kalmak yorucu olmuyor mu acaba? Hem ben böyle dalıp gidiyorsam illa bir sorun mu olması lazım? Mutlu bir şeylere, hatta belki düşlere dalıyor olamaz mıyım? Zeynep de acaba beni sorunlar içinde boğuluyor mu sanıyor?

Kapının önünde 4 kişilik bir kalabalık. Nuray, Zeynep, ben ve fotoğrafları çekecek olan Murat. Altı üstü bir matematikçi ile röportaj yapılacak. Nuray, Zeynep'in ortaya çıkışına öncelikle sinirlendiyse de, onun da bizim meslek için üstelik okuldan yetiştiğini öğrenince -kibar ve zekice tavırlarla tavlanmasını bir yana bırakırsak- sakinleşti. Hatta Zeynep'in de aramızda olmasına sevindi. Niye? Sahi niye? Yoksa benim bu herşeyi bilir tavırla yorumlamalarım hatalı mı? Ortada böyle şeyler dönmüyor da ben yine kendi kendime mi kurguluyorum?

- Hoşgeldiniz.
- Hoşbulduk. Saat ikide Deniz Bey'le randevumuz vardı. Şehir Postası'ndan geliyoruz. Girebilir miyiz?
- Deniz Hanım'la…
- Ah! Ne yaptım? Evet Deniz Hanım'la. Kusura bakmayın dil alışkanlığı işte. Tanıdığım bütün Deniz'ler erkekti.
- Neyse problem değil. En azından Deniz o kadar problem arasında bunu problem etmeyecektir.

Minimalist bir ev. Herşey sade. Herşey sanki çizgilerle yerli yerine oturtulmuş gibi. İnce uzun bir koridorun ardından girdiğimiz salonun loş ışıklarında ilk göze çarpan bütün bir duvarı kaplayan kitaplık. Bir ışıkla aydınlanmış okuma koltuğu az sonra bir film yıldızını ağırlayacak sanki! Hemen yanıbaşındaki şekilsiz bir sehpada yarım bırakılmış bir kitap, bir kalem ve bir gözlük dikkat çekiyor. Gözlerim henüz sağlam, yine de bir okuma gözlüğü almak hiç fena olmaz diye düşünüyorum. Zeynep… Nerede simdi bu kız? Eskiden olsa bir kadınla röportaj yapmaya giderken gönlümün bir parçasını da kadına götürürdüm. Ne olmaz, ne olmaz! Bazen gazete satırlarının arasında da bir gönül macerası bulabilir insan. Bir parfüm kokusu. Zeynep parfüm kullanıyor mu acaba dememe kalmadan bir ses!

- Biraz erkencisiniz.
- Henüz saat iki olmadı biliyoruz ama trafikle ilgili endişelerimiz bizi erken çıkardı sanırım yola dedi Nuray.
- Sakıncası yok, ne kadar çabuk başlarsa o kadar çabuk biter değil mi?
- Merhaba ben Fatih Soyak. Nuray ve ben röportaji yapacağız, Murat da fotoğraflarınızı çekecek. Sizin hatırlatmak istediğiniz ya da…

Aman Tanrım! Üzerindeki saten bir sabahlık mı? Üstelik kalçalarının sadece 10 cm aşağısında. Yüzüne bakmazsam sanırım bacaklarında takılıp kaldığımı sanacak. Durmalıyım. Evet şimdi bacaklarına bakmayı bırakıp, daha makul bir yerlere bakıp durmalıyım.

- Günaydın. Deniz Yaşar ben de. Kendimi tanıtmam iyi olacak sanırım. Yoksa şaşkınlık içinde bakmayı bırakmayacaksınız.
- Şaşkınlık!

Nuray'ın araya girip, O'nu erkek sandığımı anlatmasının da tam sırasıydı. Gördüğümüz fotoğraflar için yorumlarımı bile atlamadan anlattı herşeyi. Bu kadınlar nasıl oluyor da bir anda aynı ordunun savaşçıları gibi arka çıkıyorlar birbirlerine. İkisi de çok memnun bakıyorlar. Biri beğenilme hazzında, biri de saldıracak yeni bir nokta bulmanın heyecanında. Zeynep suskun. Gülmüyor bile. Bir anda onun da farkına varacaklar, onu da içlerine alacaklar diye korkuyorum. Kaybedeceğim. Kapanacak kapıları…

- Peki siz küçük hanım diyor Deniz Zeynep'e.
- Ben bir hayranınızım diyelim. Fatih Bey'in yanında staj yapacağım bu yaz. Bugün benim için de deneme günü olacak.
- Deneme için anlamsız bir gün olacak. Çok kötü röportaj verdiğimi herkes bilir. Hatta vermemem genelde daha anlamlı olur ama kitabın reklamı için yapmam gerekliymiş. Bilim dergileriyle pek ilgilenmeyen yayınevi medyacısı sizinle röportaj yapmam konusunda beni kibarca uyardı.

Medyacıyı taklit ederek; "Deniz Hanım, biliyorsunuz satış konusunda endişelerimiz var. Herkes kan ağlıyor. Siz her ne kadar da ismi değerli bir uzman olsanız da, satış için birtakım aktivitelere girmemiz gerekiyor." gülmeye başlıyor Deniz Yaşar. İşte benim gibi bir kadın diyorum. Şaşkınım. Hala şaşkınım.

- Siz ikiniz birlikte misiniz yani?

Şaşkınım. Soruya soruyla cevap verilir mi; "Bu soru bana mı, Zeynep'e mi?" diyebilir miyim Deniz Yaşar'a.

- Arkadaşız.

Bu Zeynep'in sesi. Arkadaş olduğumuzu söyleyen ses. Sabah bana günaydın diyen ses. Avuçlarımda kaybolan ses. İçime tınılarını hapsetmeye çalıştığım ses. Arkadaş mıyız? Öyle ya arkadaşız. Sevişiyoruz ama sevgili değiliz. Ya da üçüncü kişiler nezdinde sınırları anlaşılamayacak bir noktadayız. Ve ben onun kadar kararlı cevap veremediğim için suskun kalıyorum. O da bu ilişkinin erkeği olarak "arkadaşız" diyor. Haklı.

Çalışma arkadaşı olmak zordur bilesiniz. Hem dost, hem birlikte iş yapan olabilmek için yeni ve denenmiş bir formül yerine eski formülleri denemenizi öneririm.

- Bu arada içmek için ne alırsınız?

Fatoş Ünal - 1.12.2003
e-posta: unalfa@tnn.net


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
150. Sayı önceki yazı 150. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye