![]() |
||
| | Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | | www.netyorum.com | |
|
16.12.2003 Zeynep Yazıcı - netyorum.com / Sayı: 150ÖYLEYSE NEDENDİ BU KADAR ÇABAÖyleyse nedendi bu kadar çaba? Bir gece yarısı yüreğinizin sorunsuz olduğu bir sırada, otların ve yıldızların kokusu yaşamda bilmeniz gerekenleri ve pek daha çoğunu öğretmemiş miydi size, nefis bir şarkı söylerken bana; Güneşin olsun gönlünde diye, yazmadan duramadım, Dünya derken, yaşam derken, ölüm derken yine başladım karışmaya, evren, yaşam, ölüm nesin sen? Evren rasgeledir, boşunadır, hiçbir sağlamlığa dayanmamaktadır ve sizin için ölümle bitmektedir. Bu aydınlığa varan kişi, iki yol tutabilirdi: kendini öldürmek ya da evrenin ötesini umut etmek… Bu iki yoldan birini ya da ötekini tutanlar olmuştur. Oysa bu iki yolda uyumsuzdur, saçmadır, akla aykırıdır. Asla bilinemeyecek olanın umuduyla bilinenin kendini yadsıması uyumsuzluğun ta kendisidir. İnsan, kendi çevresi içinde uyumludur; dünya kendi çevresi içinde uyumludur; uyumsuzluk, bu iki uyumlunun kıyaslanmasından doğar aslında. İnsan açıklık isteğindedir, karşısındakiyse bu açıklık isteğine karşılık vermez, işte uyumsuzluk buradadır bana göre. Her şeyi bilmek isteyişimizin karşısında aklımız güçsüzdür. Aklın beceremediğini becermeğe kalkan ruh da çelişmelerle saçmalamalar bulur sonunda. Karşımızda çoğu zaman anlamını bulamadığımız bir evren var. Gerçek şu ki, biz bu evreni tanımıyoruz. Kesin bilgilerimiz bizi çevreleyen duvarlarla sınırlıdır. Bu duvarın dışında kocaman bir boşluk, bir akla aykırılık düzeni uzamaktadır. Ölmek zorunluluğu insanoğlu için fizikötesi bir rezalettir. Düşündükçe hep aynı soru gelir aklıma; öyleyse ne yapmalıyız? İsteyerek ölmeli miyiz, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeliyiz? Ağaçlar içinde bir ağaç, kediler içinde bir kedi olsaydık sorun çözülmüş olurdu belki de. Çünkü o zaman bizde susan evrenin susan birer parçası sayılırdık.Oysa bizim sesimiz var, bilinçli aklımızdır bize bu oyunu oynayan, insanlığımızdır bizi evrenin karşısına çıkaran. Bu ayaklanışımız boş bir gururun ürünü değildir. Bu baş döndürücü çizgide durmasını bilmek, işte dürüstlük budur, gerisi kaçamaktır… Dünyanın uyumsuzluğu ondan umut yada kendini öldürmeyle sıyrılıvermeyi gerektirmez. İnsanın gerçek çabası, onun üstünde mümkün olduğu kadar çok kalmaya, onun acayip bitkilerini incelemeye çalışmak olmalıdır. Dünyaya bakıyoruz. Onu yüzyıllardan beri, kendi verdiğimiz biçimlerle, çizgilerle görmeye alışmışız. Bu yapmacıklığı sürdürmeye gücümüz yetmediği yada bu oyunun bize bıkkınlık verdiği bir anda bir ağacın, bir taşın bize ne kadar uzak, bizden ne kadar habersiz ve bizim için ne kadar kavranılmaz olduğunu sezinleniriz. Uyumsuzluk macerası böylece başlar işte…hele bu sezginin üstüne ölmek rezilliği de eklenirse soru bütün gücüyle karşımıza dikilir; Öyleyse ne yapabiliriz? Yapabileceğimiz tek şey var diyor bir düşünür Albert Camus (1913-1960) "yaşamak"… Bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mıdır, bilmiyorum. Ama bu anlamı bilmediğimi, öğrenmenin de benim için şimdilik imkansız olduğunu biliyorum. Durumunun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne?... Ben ancak insan terimleriyle anlayabilirim. Dokunduğum şey, bana karşı direnen şey, işte budur benim anladığım. Öyleyse anlamadığımı bırakmamalıyım. Bana olabildiğince açık görüneni, bana karşı bile olsa, tutmalıyım. Vaktiyle hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorulurdu. Şimdiyse ne kadar anlamsız olursa o kadar iyi yaşanacağı biliniyor. Yaşamak, uyumsuzu yaşatmaktır. Uyumsuzu yaşatmaksa her şeyden önce ona bakmaktır. Uyumsuz ancak kendisine sırt çevirdiği zaman ölür. İnsanla kendi karanlığının bu sürekli karşılaşması devam eder gider. İnsanın bu şahlanışı, ne ezici bir kaderin güvenliğidir, ne de bir boyun eğiş. Bu uyumsuz bir özgürlük, gerçek bir özgürlüktür. Artık hiçbir amaç beni kösteklemeyecek, beni tutsak etmeyecektir. Biliyorum ki yarın yoktur. Uyumsuz insanın bütün yapabileceği, her şeyi olduğu gibi kendisini de tüketmektir. Uyumsuzun ilk gerçeği meydan okumadır. Bu meydan okuma , bu şahlanış hayata gerçek değerini verir, bir hayatın uzunluğu üstüne yayılmış olarak büyüklüğünü yeniden yerine getirir. Gözleri bağlanmamış bir insan için kendisini aşan bir gerçekle çarpışan zekanın görünümü kadar güzel bir görünüm yoktur. Bir kişinin koşulları değil, yenilgileri yargılar kendisini. Uyumsuz insan için iyilik yerini cömertliğe, birlik yerini cesarete, şefkat yerini erkekçil susuşa bırakmıştır. Bir töre sorunu çıkarmaz kendisine, bu konu da herkes gibidir. Onun töresi, bir nitelik töresi değil, bir nicelik töresidir. Öyle görünmekle öyle olmak aynıdır onun için. İnsan kendi kendisiyle biter, ötesi yoktur, bir şey olmayan evrende, insanca olan ve yalnız bu olan her şeyin daha yakıcı bir anlam taşıdığını bilir. Gerilmiş yüzler, tehlikeye düşmüş kardeşlik, insanlar arasındaki güçlü ve utangaç dostluk geçici oldukları oranda gerçek zenginliklerdir. Tinsel varlık gücünü ve sınırlarını en iyi bunlar ortasında duyar. Albert Camus, sisyphe Efsanesi adlı yapıtında bu uyumsuz dünyada uyumsuz oyunu(hayatı) en iyi oynayan dört oyuncuyu bakın nasıl inceliyor; bu oyuncular şunlardır: Donjuan, aktör, fatih ve sanatçı… Bu dört oyuncuda uyumsuzlukla aydınlaşmış kişilerdir. Mutludurlar. Mutsuzluğu doğuran bilmemek ve umut etmektir. Onlar bilirler ve umut etmezler. Onların yaşamlarında, nicelik töresi elle tutulurcasına görülür. Ortak yanları sonu, öne almalarında ve ömürleri boyunca pek çok sonlar yaşamalarındadır. Bir kadın, sana aşkı verdim sonun da!... diye bağırır Donjuan'a. Donjuan gülümser; en sonunda mı? der, hayır, fakat bir kez daha… Uyumsuz kişinin üç niteliği vardır: kafa tutma,özgürlük ve çeşitlilik… İşte bu dört oyuncu, bu üç niteliği en iyi biçimde gerçekleştirmektedirler. İster aşk, ister oyun, ister fetih, ister yaratım olsun, bu birleşik kafalar giriştikleri işlerden de kurtulmasını bilirler. Eserlerin de varolmayacaklarını kabul edecek dereceye gelmişlerdir, böylece bireysel hayatın derin faydasızlığını tüketmektedirler. Hayatın uyumsuzluğunu görmek onlara bütün aşırılıklara dalmak hakkını vermiştir. Kalan şey biricik çıkış yolu, ölümcül olan bir kaderdir. Ölümün bu tek kaçınılmazlığı dışında, sevinç yada mutluluk, her şey özgürlüktür. Biricik efendisinin insan olduğu bu dünya dönmeye devam eder durur. Düşüncenin kaderi kendi kendinden el çekmek değildir artık, imgeler halinde sıçramaktır. Eğlendiren ve körleştiren Tanrısal masal değil, içlerinde güç bir bilgelik ve yarınsız bir tutkunun özetlendiği yeryüzünün malı olan yüz, eylem ve dramdır. Efendisiz olan bu evren, onlara ne kısır görünür, ne de değersiz. Tanrılarca, bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmakla cezalandırılan sisyphe'in sessiz, gösterişsiz sevincini duyar onlar. Kaderleri kendilerinindir. Geceyle dolu bu dağın her madensel parıltısı, tek başına, bir dünya meydana getirir. Tepelerle çarpışma bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter çünkü. Sisyphe mutludur. Evet ben şimdi anlıyorum ki; dünyanın insandan başka anlamı yoktur. Hayat anlayışımızı kurtarmak istiyorsak insanı kurtarmalıyız.insanı kurtarmak onu kesip biçmemek, yalnız onun düşünebileceği doğruluğu bulmasına imkan vermektir. Çoğunuz zaferi umutsuzluğun ezici gücünde buldunuz. Bence insanın kazanacağı en büyük zafer, mutluluğudur. Bu zaferse insanın kendi kaderine karşı kazanabileceği zaferdir. Kahramanlık hiç de güç bir şey değilmiş, güç olan mutlulukmuş meğer. Bana
göre mutluluk dünyayı ondan hiçbir karşılık beklemeden sevmektir. Dünya, çeşitli
güzelliklerle kaynaşmaktadır. Her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umudu kesmek
gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan? Her şeyin anlamsız olduğunu
söylediğimiz anlarda bile anlamlı bir şey söylemiş olmuyor muyuz? Dünyanın
hiçbir anlamı yoktur demek, her türlü değer yargısını ortadan kaldırmak olur.
Oysa yaşamak kendiliğinden bir değer yargısıdır. Ölmeye yanaşmadığı sürece
insan, yaşamayı seçiyor demektir. O zaman da yaşamaya değer veriyormuş demektir.
Güneşin olsun gönlün de, sevgiyle kalın… Zeynep Yazıcı - Niğde netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|
||||||||||||||||
|
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye |