![]() |
||
| | Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | | www.netyorum.com | |
|
01.01.2004 Ünal Bolat - netyorum.com / Sayı: 151GLOBALİZMİN AYAK SESLERİ VE CEBERUT DEVLET ÇARESİZLİĞİKıbrıs sorunu çözüldükçe dolaşan bir yumak gibi önümüzde yuvarlanıp duruyor. Haklı olduğumuz davada yine haksız sayılmamıza az kaldı. Çetin Altan, geçen günkü bir yazısında, merak etmeyin Mayıs 2004'e gelindiğinde Kıbrıs sorunu diye bir şey kalmaz. Hem de Annan planına göre sorun çözülür diyordu. Aslında bir çoğumuzun, olacağı görüp de söyleyemediği gerçeği o hoyrat bir serbestlikle dile getiriyordu. Çünkü dünyanın, gerek Kıbrıs'a gerek Türkiye'ye bu konuda siyasal ve ekonomik baskısı belliydi. Tek sığınılacak yer sine-i milletti. Yani halktı. Kıbrıs halkı da işte neyi ve kimi tercih ettiğini sandıkta söyledi. Gerisi edebiyattır. Kıbrıs halkı, Denktaş'ın politikasına destek veren eskilere inat AB sevdasına göz kırpıyordu. Yıllarını bu davaya vermiş, adını Kıbrıs ile özdeşleştirmiş, gerçekten onurlu bir dış politika izlemiş Denktaş'a rağmen... *** Bugün Türkiye Kıbrıs'ın yerinde olsaydı, aynı durumda Türkiye'de seçime gidilseydi sizce sonuç farklı mı olurdu? Bence hayır... Çünkü artık genç neslin vatan millet Sakarya edebiyatıyla ilgisi yok. Sağ olun hep beraber onları geleneğinden göreneğinden kopmuş, ithal kültürlerle beslenen, kimliğini benliğini, millet olma vasfını unutmaya yüz tutmuş bir nesil olarak yetiştirdik ve yetiştirmeye devam ediyoruz. Ne enteresandır ki, milli duygudan yoksun, devletine ilgisiz, milli davasına duyarsız, ben merkezci, hodgam, hemen her alanda tüketici, işsiz güçsüz bir neslin ayak seslerini devlet denilen o muhayyel güç yıllar geçtiği halde görememiş veya görmek istememiştir. *** Peki dış dünyaya karşı adeta eline vur ekmeğini al denilecek kadar uyar oğlu olan devletin, kendi vatandaşına olan ceberutluğuna ne demek gerekiyordu? 21. yüzyıla girmemize rağmen hala kendi vatandaşına potansiyel suçlu muamelesini reva gören, her yaptığı işte nefesini ensesinde hissettiren, yediğinden içtiğine, kılığından kıyafetine, inancından düşüncesine kadar karışan ve tek tip bir vatandaş yetiştirmek isteyen, işin garibi seçimler dışında, adam yerine de koymayan baba devlet, şimdi bir telaşta ki sormayın... Baş döndüren bir hızda, hem de ne pahasına olursa olsun devletleri yutarcasına dünyaya yayılan globalleşme modasına karşı ayak diretmeye çalışıyor. Sonra da dönüp halkına sesleniyor. Bu toprağa sahip çık. Bu vatana sahip çık... Bana sahip çık!... İyi güzel de bu davete kim icabet edecek sevgili baba... Senden memnun kaç vatandaşın var ki, zor zamanda sana arka çıksın? Hangi gence kendi sevgini toprağın sevgisini aşıladın, hangi genci bu duygularla eğittin ki senin babalığına hürmet göstersin? Şimdi bir yanda dur durak bilmez bir şekilde üzerine gelmekte olan globalizm rüzgarı diğer yanda, korkunu belli etmesen de sesinden anlaşılan feryadına duyarsız bir toplum, ilgisiz bir gençlik... Haydi gel de çık işin içinden çıkabilirsen... *** Kıbrıs seçimleri, aslında hem Kıbrıs'ı hem Türkiye'yi yöneten erke çok açık bir derstir. Kıbrıs'taki uygulamaları bilemem ama ülkemdeki uygulamayı çok iyi biliyorum. Sen depremi bile bahane edip vatandaşına her fırsatta vergi salarsan, verdiğin üç kuruşluk maaşı da hizmet ediyorum diyerek üç kuruş yerine beş kuruş olarak, yol su elektrik doğalgaz telefon faturası altında tekrar alırsan, hasta olduğunda kuyruklarda sürünmesine seyirci kalırsan, eğitimiyle ilgilenmezsen, işsizliğine çare olmazsan, derdiyle dertlenmezsen, sevincini paylaşmazsan, arasına katılmazsan arana sokmazsan, dar zamanda bu insandan nasıl vefa beklersin ki? Sen kendin kuş sütüyle beslenirken... Yazları bir başka, kışları bir başka ülkelerde ailecek tatillere gidip, hem de devlet kesesinden resmi gayri resmi gezip tozarken, öte yanda günde bir ekmek ve çay ile karın doyurarak hayat geçirmek zorunda kalan milyonlarca aç insanı, vatan millet Sakarya edebiyatıyla ne kadar ikna edebilirsin? Karşıda adam yeşil dolarları gösterip de, "Haydi gel benimle ol... Seni benim yaşadığım gibi yaşatırım. Orada sürünüyorsun" dediğinde, senin o hamasi nutukların balon gibi sönmez mi?... *** Sen hem mağdur et, hem merhamet etme! Hem de başkasına meylediyor diye sitem et. İşte bu olmaz, olmuyor... Çünkü yıllar boyunca vatandaş, seçimlerde kandırılıp oyu alındıktan sonra her bakımdan kaderine terk edilmiştir. Bir şekilde devlet yönetimine kapağı atanlar, iktidarı süresince eş dost hısım akraba tüm çevresine hazinenin imkanlarını belirli yollardan aktarmanın telaşından başka telaş gütmemiştir. Nitekim bugün, ortada yenecek bir şey kalmayınca devlete ve millete hizmet amacıyla kurulduğu söyleyen siyasi oluşumların nasıl orta yerde bırakıldığını, yiyicilerin yiyecek bir şey kalmadığını anlayınca nasıl birer bahane ile gölge gibi sıvışmaya çalıştıklarını ibretle seyrediyoruz. Yakında yaşanacak yerel seçimlerde de halka hizmet (!) sevdasıyla yanıp
tutuşan sesleri kısılana kadar bağıracak, yaşta yağmurda oy oy diye kahve kahve
dolaşacak koskoca başkan adaylarını göreceğiz hep birlikte... Bu anlayış yıllarca devam etti halen de etmekte... Ama bu anlayıştan geriye, milletin kemer sıkma adı altında sürüm sürüm süründürülmesi, milletin vergilerine ilaveten içerden ve dışardan milletin kesesine yazdırarak yapılan borçların yine millet üzerine yakılışı, dünyadaki gelişmelere trene bakar gibi bir bakış ve çağdaşlaşma edebiyatıyla AB kapılarında dilenmek, ABD'ye "mecburen" müttefik olmak kalıyor. Burada suç kimdedir? Vatandaşta mı? Gençlikte mi? Medyada mı? Siyasetçide mi? Burada suçlu devletin yanlış yapılandırılmasında... Ceberutluğa meyyal, suistimale açık kanun ve yönetmeliklerdedir... Bu ceberut mantığın güçlü iktidarla mı, ulusal konsensüsle mi neyle çözülecekse çözülmesi ve alınan sağlam kararlar zinciriyle devletin vatandaşıyla bir an önce el sıkışması barışması geleceğimiz için olmazsa olmaz bir gerçektir. Dünyada var olabilmek için halkıyla bütünleşmiş, bilgiyle donanımlı, ileriye dönük dış ve iç politikalar üretebilen, ekonomik ve siyasal yönden varlığını ispat etmiş bir ülke olmak şarttır. Bu da halkını itip kakmakla, onu sağmal olarak görmekle sert emir ve
yasaklarla değil, bir şekilde kendini ona sevdirmekle mümkündür. Aksi takdirde
bugün Kıbrıs yarın bilmem Ermeni tasarısı, öbür gün Loizidu davası derken mısır
patlağı gibi karşına çıkartılan engellerle tökezleye tökezleye bir hal
olursun... Halkını da yanında bulamazsın... En acısı da düne kadar yüzüne gülen
riyakarlar da bir gölge gibi yanından uzaklaşıverirler... Ceberutluğunla ortada
kalakalırsın... Hele bir baksın AK Parti... Daha düne kadar ağzı köpürecek derecede aleyhte olduğu halde, bu partinin iktidar olacağını anlar anlamaz, sırf bir şekilde nemalanabilmek için, hemen bir numaralı AK partili (!) olan kaç politikacı, kaç iş adamı, kaç milletvekili fır dönüyor etrafta... Hepsi dört gözle fırsat kolluyor... Ve ucundan kıyısından hazineyi tırtıklamanın sevdasıyla "ak" (ah değil ak) çekiyorlar... Ancak şunu bilelim ki, şu anda milletle devletin barıştırılabileceği en şanslı bir dönemdeyiz. AK parti bu açıdan bulunmaz bir fırsattır. Suni gündemlerle oyalanmayı bir yana bırakıp, art niyetleri çöpe atıp, ön yargılardan kurtularak bir an önce vatandaşa ulaşmak ve onunla uzlaşma vaktidir. Dünyadaki değişim rüzgarına ülkemizi ayakta tutarak ayak uydurmak ancak bu şekilde, devlet millet el ele gönül gönüle mümkün olacaktır. Ünal Bolat netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|
||||||||||||||||
|
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye |