| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

20.01.2004 Fatoş Ünal - netyorum.com / Sayı: 152

"... ZAMANIN ONARAMAYACAĞI YARALAR VAR ..."

Bir sinema filminde söylendiğinde çok anlamlı ve tanıdık gelen, oysa gerçek hayatta kabul etmediğimiz ne çok şey var! Bırakın kenara koyup üst üste biriktirmeyi harcayın tüm saptamalarınızı. Erteledikçe daha kolay mı olacak yaraları sarmak sanıyorsunuz? Evet belki alışacaksınız, hepsi o. İnanın daha kolay olmayacak hiçbiri. Kaçtıklarınız, kovaladıklarınız, hayalleriniz, öfke nöbetleriniz, size saplananlar, sizin sapladıklarınız... Hepsini birer birer sakladığınız yerden çıkarın. En azından en baş edilebilir durumda olanları. Çünkü seneler geçiyor, ve siz en acı şekliyle acılarınızın evcilleşmediğini görüyorsunuz. O zaman tavsiye edilen ya intikam alın, ya da gerçekten büyüklük sizde kalsın affedin. Hiçbir zaman doğru zaman değil. Üstelik zamanın onaramayacağı yaralar da var!

Ben bir şaşkın…

Bu üç kadını da hiç tanımıyorum. Deniz, Zeynep ve Nuray… Bir araya geliş şeklimiz şaşırtıcı değil. Bir iş görüşmesi. Bir röportaj. Onlar şimdiden aynı kanalda konuşmaya, tanışmaya başladılar. Ben hala dışarıdaki göz konumundayım ve içlerine giremedim. Zeynep, Deniz'in kelimelerinin üzerinde kalmaya çalışıyor. Dalga oyunu gibi… Dalga üzerinize gelirken üzerine atlarsınız, ama içindeyken artık teslim olmuş gibi görünmekten başka şansınız yoktur. Debelenmenin, itiraz etmenin anlamı yoktur! Nuray seyirci ve aynı zamanda yorumcu olarak kendini kaptırdı konuşmaya. Biraz da işinin peşinde olma konumuyla başlama noktası arıyor ama bu kadınca oyuna bayıldığı öyle belli ki o da "deha"ya teslim olmak üzere. Ben… Ara sıra kaçamak bakışlarda niye olduğumu anlatmaya çalışıyorum. Sahi ben niye buradayım? Zeynep niye burada? Biz niye birlikte uyumuyoruz? Öyle uykum var ki, öyle "Zeynep uykum" var ki. Gene kayıp mı oluyorum?

- Soruları kim soracak?
- Nuray ve ben soracağız.
- İyi öyleyse dilerseniz evi dolaşıp fotoğraf çekeceğiniz mekanları tespit ederken ben de üzerime daha uygun bir şeyler giyeyim. Yoksa ciddi röportajlar verip, liseli kızlar gibi poz poz resimler veren işkadınlarından bir farkım olmayacak.

Belki de hemen bırakıp gitmeliyim bu işi. Her hareketiyle hayatı küçük düşürmeye çalışan bu kadından intikamımı böyle almalıyım. Gitmiyorum; Je les aime bien! Bunun için mi gitmiyorum? Buradaki üç kadının da hayatımda üç ayrı noktada başlayan anlamları var benim için. Nuray kaç yıllık çalışma arkadaşım. Bir çalışma arkadaşından da öte, yarı kullanma kılavuzum. Ne yapmamam gerektiği konusunda beni yönlendiren kadın. Zeynep ben yaşlarda bir erkek için dolu bir batarya. Yeni bir pencere, yeni bir oyun, yeni bir enerji. Ya o?

Ben bir she...

Sanırım artık kendimi kandırmaktan vazgeçmeliyim. Burada onların yanında, onların içine karışmamı engelleyen şey, onların kadın, benimse erkek olmam değil. Aramızda çok daha farklı bir şey var. Ve ben artık bir she olmak istiyorum.

- Bu sohbette çılgın soruları sen soramazsın!

Bu ses çılgınlıktan bahsediyor. Kadınca bir önyargıyla bir "she" olmak istememi çılgınca buluyorlar. Oysa ben onların doğdukları günden itibaren bir kadın olmalarını doğal karşılamalarını anlayamıyorum. Bu kadar içinde olduğum ve anlayamadığım bir "şeyi" anlar gibi görünmelerine asabiyet yapıyorum.

- Matematik aslında zor değildir, zor olan bir sürü anlamsız sayının ve işaretin matematikle yeniden hayat bulması. Spermlerle yumurtanın buluşmasını ne kadar anlayıp tasavvur edebilirseniz matematiği de o derece anlayabilirsiniz.
- Peki ya kadınları?
- Kadınları anlayamazsınız, seversiniz. Ki, aslına bakarsanız bir matematikçi olarak beni bugüne kadar kimse anlayamadı, sadece sevdi.
- Saçma.

Bunu ben söyledim. Çünkü ben artık bir she söyleyemezdim. Benimle dalga geçmeye başlamıştı. Üstelik dalga geçerken ustalık bile sergilemiyordu. En acı olan taraf bu mu acaba? Tamam işte yarım kalacak bir hikaye daha. Uygunluklar ve uygunsuzluklar içinde kafam karışmış bir halde kaçıyorum. Onu tanımak, kendimi tanıtmak, kavga edecek gücü kendimde bulamıyorum. Artık hiçbir şey istemiyorum, hiçbir she!

Ben eskiden...

Kafamın içinde bir piyano çalıyor. Durmaksızın... Her an bitecekmiş gibi geliyor. Sonra yeniden başlıyor. Bugün yine haber çıkmadı senden. Çıksın mı, çıkmasın mı istediğime bir türlü karar veremiyorum. Her çıkmayışında kocaman bir sevinçle bitti işte, bitti diyorum. Sonra yastığa düşen başımda sorular sorarak niye çıkmadığını çözümlemeye çalışıyorum.

Sonra hiç beklemediğim bir gün senden haber geliyor. Hayatına devam ediyorsun. Mutlu muyum? Bilmiyorum. İster istemez o röportaj gününün üzerinden geçen 3 seneye takılıyorum. Dördümüzü bir araya getiren o gün. Ben, Zeynep, Nuray ve Deniz. 1 erkek ve 3 kadın. Bir anda iniverdiğimiz bir durakta birbirimizi bulmamız... Arada ismini koyamadığımız bir kavga. Sahi bütün aşkların kalabalıklığında mı bulmalı kabahati? Hele ki aşkların tarif edilmez, sınırları çizilmez köşelerinden birinde yakalandığımızda yalnız değilsek...

Ne kadar zaman geçtiğinin çok önemi yok aslında. Her sabah kafamda bu film yeniden başlıyor. Hep en başından... İlk kelimeler, ilk bakış, ilk kopuş. Nasıl olduğunu öyle iyi biliyorum ki. En başa dönüp dururken kafamda sanıyorum ki bir anda herşeyi değiştirip, yeni bir şekle sokacağım. Oysa mümkün mü? Kafamın içinde bile bulamıyorum doğru yolu. Her seferinde başka bir seçeneği deneyip, olmazlarla, olamazlarla başbaşa kalıyorum. Ne tuhaf ki, labirent fareleri bile bir müddet sonra eğitilebiliyorlar. Beni eğitebilene aşk olsun. Zeynep... Beni eğitebilir miydi acaba?

Ben bir son..

O röportaj günü neler oldu, kapıdan çıkarken niye yalnızdım bir türlü temiz bir zihinle hatırlayamıyorum. Bütün koruma duvarlarımı, silahlarımı, kalkanlarımı kaldırıp hiçbir şey söylemeden kaçarcasına çıktım. Sürpriz bir açıklamayla Deniz'in kadınlardan hoşlanan bir feminist çıkmasını istedim. Zeynep'i benden çaldığını itiraf etmesini, Nuray'ın birden bire senelerdir sana karşı hissettiklerim aslında dostluk değildi cümlesinin devamını... Boşuna bekleyip durdum. Senaryonun içindeki boşlukları tek başıma doldurmak şizofrenisinde kaybolmamak için herşeyi yazdım. Her yazdığımda gerçeklerden biraz daha uzaklaştığımı fark ettim. En çok Zeynep'i kaybettiğime üzüldüğümü sanıyordum, Nuray'ın acısı sonradan çöktü evime, ellerime, gözlerime. Bir kadın, bir Deniz bu kadar hoyrat davranabilir miydi? İntikamlarını biriktirirken hangi deliğe boşaltacağına nasıl karar verirdi? Büyük bir ihtimalle bir intikamın kurbanı oldum. Yine büyük bir ihtimalle onlar bütün suçu benim sorunlu ruh halime yıktılar.

- Zavallı! Biri ona bütün dünyanın ondan başka herşeyle ilgilendiğini söylemeli...
- Haklısın, uyandırmalı ama bu gerçeğe dayanıp dayanamayacağını bilemezsin. Onun hayata asılıp kalması, bir çizgi romandaki patlama sahnesi kadar gerçek.
- Ben, ben henüz sizin gibi... bilmiyorum... ne söylemeliyim bilmiyorum...

Hangisi, hangisini söylemiştir sizce?* Ben hala birinin beni kollamasına ihtiyaç duyacak kadar olayların dışında bir zavallı mıyım? Geri dönüp hiçbir açıklama yapmama hakkımı kulandım diye düşünüyorum. Oysa bu hakkı ben kullanmazken, birinin benim adıma açıklama yapmış olmasını nasıl büyük bir kaygıyla umut ediyorum. Ben yapamazdım, biri yapabilirdi. O yapsındı!

Yaşamak, vaat edilen güzel topraklarda birilerinin gölgesine sığınmak demekti uzun zamandır benim için. Şimdi yaşımın önemi yok, tek başına kalmanın zorunlu bir ihtiyaç olduğunu hissediyorum. Acı çekmekten, kaybetmekten korkanlara önerilecek zorunlu bir ihtiyaç. Üç gölge ve sonunda kocaman bir yalnızlık. Kimbilir yalnız kalmamak adına katlanılacaklar çoğu zaman zor gelse de, yalnız kalmaktan iyidir.

İşte seçim zamanı. Yeniden başlayabilir, tövbe edebilir, bu sefer kurallara uyabilirim.

Peki hangisi benim?

"...Gerçekten son..."

Biri mümkünse sorulara cevap versin.
Şu kişilik geliştiren kitaplarda olduğu gibi herşeyin çözümünü bildiğimiz bir zihin açıklığına kavuşalım.
Hatta tabletler halinde duygular satılsın.
Suya karıştırıp içebileceğimiz yeni hafızalarımız olsun.
Durdurun dünyayı inecek var zırvaları arasında yaşamaya çalışanlara gülelim.
Akıllarımızı pazara çıkarıp satanlara, üstüne para verip almaya çalışanları dolandırmaktan hapis cezası verilsin.
Aşklarımızı derin dondurucularda saklayanlara ikinci kez dünyaya gelirken bir tekir kedi olma şansı verilsin.
Bu hikaye burada bitsin.
Çok isterse birisi mümkünse soruların cevaplarını bizimle paylaşsın.

Devam etmez.

Dedim. 

Fatoş Ünal - 15.1.2004
e-posta: unalfa@tnn.net


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
152. Sayı önceki yazı 152. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye