|
06.05.2004 Bülten - netyorum.com / Sayı: 156
YENİ YÖK YASA TASLAĞI ÇALIŞMALARINA ÖNERİLER -
YÜKSEK ÖĞRETİM E-KONGRESİ / BİRSES - 2004
Giriş
Önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanan YÖK'te değişiklik talepleri toplumun
beklentileri ile birleşerek bir zorunluluk halini almıştır. 1981 de çıkarılan
2547 sayılı Yükseköğretim Yasası, yüksek eğitimin yaygınlaşmasına fayda
sağlarken uygulamada haklı eleştirilere yol açmıştır. Türk Üniversite hayatı
Cumhuriyet döneminden günümüze kadar yaşanan gelişmelere paralel olarak değişime
uğramış olup, bundan sonrada günün gereklerine göre değişmeye ve gelişmeye devam
etmelidir.
YÖK tartışmaları 1982 Anayasası'nın kabulünün hemen ardından başlamış olup,
Üniversitelerin daha özgür, demokratik, verimli bir yönetim yapısına
kavuşturulması için günümüze kadar bir çok reform, öneri ve taslaklar
hazırlanmıştır. Bu da göstermektedir ki, YÖK yasasının miadı dolmuştur ve YÖK
ile akademik özerkliğin sağlanması mümkün değildir.
Farklı Üniversitelerde görev yapmakta olan biz gönüllü öğretim elemanları bir
sivil platform oluşturarak BİRSES (www.birses.org, www.birses.net ve
www.birses.com) sitesinde Yükseköğretimin uygulamadaki sorunlarını ve çözüm
önerilerini "Internet ortamında" özgürce tartışarak görüşlerimizi kamuoyu ile
paylaşmaya ve ilgililer ulaştırmaya çalışmaktayız.
Yeni bir Yükseköğretim Kanunu hazırlamak ve yasalaştırmak belli kişi ve
kurumların yetkisinde olup, son sözü elbette TBMM söyleyecektir. Demokrasilerde
bun aksi asla düşünülemez!
Üniversitelerimizin tüm toplumun ortak varlığı olduğu gerçeği ile bizleri de
yakından ilgilendiren "bu önemli sorunumuzun" tartışılması ve çözümünün
aranmasında kendi payımıza düşeni yapmak bağlamındaki önerilerimizi aşağıda
sunuyoruz.
Yeni YÖK Yasa Tasarısı Taslağı Çalışmalarına Önerilerimiz :
Anayasamızda Yükseköğretimle ilgili maddeler sadeleştirilmelidir.
Anayasa'da, yükseköğretimin ayrıntılarına girmek değişim ve gelişim
sürecindeki ülkemizde yeni kurullar oluşturulması ve bunların ilişkilerine kadar
varan kuralların Anayasa'ya konulması, toplumun dinamizmini ve gelişmesini
zorlaştırmaktadır.
Bizim ihtiyacımız kısa ve özlü anayasadır. Anayasamızda Yükseköğretim ile ilgili
130 ve 131'inci maddeleri sadeleştirilerek amaç ve temel ilkelerin yazılması
yeterli olacaktır. Yapılacak düzenlemelerde, yetkiler şahıslarda değil,
kurullarda toplanmalı ve önemli kararlar kurullarda alınmalıdır.
Yükseköğretim kurumlarının kanunla kurulması anlayışından vazgeçilmelidir.
Özel girişimciler belirlenen gerekli koşullarını yerine getirerek serbestçe
yükseköğretim kurumu kurabilmelerinin hiçbir sakıncası olmamalıdır.
Eğitim kurumlarını kamu okulları ve özel okullar şeklinde ayrı değerlendirmek,
yanlış olur.
Özel okul ve özel üniversiteler ülkemiz eğitimine hizmet eden kurumlar olarak
görülmelidir.
Üniversiteler için "kısa ve özlü bir çerçeve yükseköğretim yasası' en uygun
modeldir.
Yükseköğretimde köklü bir iyileştirme yapılmak isteniyorsa Anayasa
değişikliği ve ardından her üniversitenin kendi misyonu ve vizyonunu ortaya
koyabileceği ana unsurları düzenleyen, kısa, ayrıntıdan uzak, yükseköğretimdeki
farklılaşmayı ve çeşitliliği dikkate alan, yeni bir çerçeve YÖK yasası en uygun
modeldir.
Üniversitelerimizin geçirdiği evreler göz önüne alındığında, 53 devlet ve 23
vakıf üniversitesi bulunan ülkemizde yeni Yükseköğretim yasasında en yaralı ve
köklü değişikliği sağlamak için; YÖK'ün üniversitelere doğrudan müdahale eden
değil, onları dışarıdan denetleyen bir koordinasyon kurulu haline getirilmesinin
yararları daha iyi anlaşılacaktır.
Özel statülü devlet üniversitesi, mütevelli heyetiyle yönetim, işletme hakkının
devri gibi yeni açılımlara müsait hale getirilmelidir. Çok kısa bir çerçeve
yasası çıkarılmalı ve yükseköğrenimin ana unsurları düzenlenmelidir.
Eğitim, öğretim, akademik yükselmelerde tüm üniversitelerin uyması gereken
asgari koşullar Çerçeve yükseköğretim yasası ile belirlenmelidir.
YÖK ve ÜAK birbirinden ayrılarak YÖK ve ÜAK'nın görev ve yetki alanları kesin
hatlarla belirlenmelidir. ÜAK Avrupa'da olduğu gibi sadece üniversite
rektörlerinden oluşturularak tüm akademik konularda en yetkili karar organı
haline getirilmelidir.
Tek tip üniversite yerine ihtisas alanlarına göre yeni bir yapılanmaya
gidilmelidir.
Çerçeve yükseköğretim yasasına uygun olarak her üniversitenin kendi
Yükseköğretim Kanunu niteliğinde bir yasa veya yönetmeliği olmalıdır.
Akademik konularda olduğu gibi idari ve mali konularda da yetkiler rektörlere
değil, üniversite üst kurullarına verilmelidir.
İdari ve Mali özerklik sağlanmalıdır.
Avrupa Birliği Ve Dünya İle Bütünleşmede Özerklik Şarttır.
Tek tip üniversite anlayışından kurtulmak için Üniversitelerin idari yapılarının
ayrıntıları, çerçeve yasanın ana esaslarına uymak şartıyla üniversitelere
bırakılmalı ve 'Girişimci üniversite' nosyonu yerleştirilmelidir.
Yapılan sınavları kazanan hiç kimse yükseköğretimden mahrum bırakılmamalı, etkin
burs mekanizması kurulmalı ve belirli bir kontenjan dahilinde dar gelirli
öğrenciler ücretsiz okutulmalıdır. Üniversiteler yasalar çerçevesinde kendi ek
kaynaklarını oluşturabilmelidirler.
Araştırmalara gerekli kaynaklar bulunmalıdır.
Sosyal ve ekonomik faydaya dönük, çözüm üreten araştırmalara öncelik
verilmeli ve teşvik edilmelidir. Araştırma ağırlıklı üniversiteler, fakülteler
ve bölümler oluşturarak, bu birimlere ek sorumluluk ve kaynak sağlanabilmelidir.
Üniversitelerimizde bilimsel ve fikri verimliliğin artırılmasının yolları
aranmalıdır.
Üniversitelerimizde mevcut sıkıntıların başında bilimsel ve fikri
verimliliğin düşük seviyede olması gelmektedir. Bunda elbette üniversite öncesi
eğitim ve öğretimin payı büyüktür. İlköğretim çağından itibaren ezberci bir
sistemin kıskacında yetişen ve uzun sınav maratonu boyunca yorulan gençlerimizin
yıllar boyunca kazanmış oldukları ezberci ve kolaycı yaklaşımı hemen terk ederek
akademik hayatlarında bilimsel yönden üretken olmalarını beklemek gerçekçi
değildir. Bu sebeple eğitim sisteminin baştan aşağı gözden geçirilerek,
gençlerin yeteneklerini ortaya çıkaracak, araştırmaya, muhakemeye ve gözleme
dayalı bir çalışma disiplinin kazanılmasını sağlayacak tedbirler alınmalı ve
üniversitelerimizde bilimsel verimliliğin artırılması için başarıyı ödüllendiren
bir sistem getirilmelidir.
Başarılı Üniversiteler ve Öğretim Üyeleri Ödüllendirilmelidir.
Üniversiteler arasında rekabetin teşvik edilmesi bilimsel yeniliklere elbette
hız katacaktır. Ancak, bu yapılırken, üniversiteler arasında bölgesel
farklılıklardan kaynaklanan eşitsizliklerin bir an evvel giderilmesi yönünde
tedbirler alınmalıdır. Aksi halde, yeni kurulmuş bulunan veya bölgenin
mahrumiyetinden dolayı gelişmesini tamamlamamış olan üniversiteler haksız bir
rekabetin içine sokulmuş olacaklardır. Üniversiteler arasında gerçek bir rekabet
ortamının sağlanması ise, ancak yarı özel bir yönetim sistemi oluşturulmasıyla
mümkündür.
Öğretim üyesi başına düşen bilimsel faaliyetler gibi objektif kriterler göz
önünde bulundurularak üniversitelerin performanslarının değerlendirilmesi
yararlı olacaktır. Üniversiteler bu değerlendirmelerin sonuçlarına göre
sıralanarak başarılı olanların bütçe imkanları artırılmalı ve bu üniversitelerde
görev yapan öğretim elemanlarının ücret seviyeleri de yükseltmeler yapılmalıdır.
Yükseköğretim Uluslar arası hüviyet kazanmış ve halen yabancı dille eğitim
yapılan üniversiteler hariç Türkçe olmalıdır.
Dil, millî kültürün temel öğesidir. Dilin, milleti oluşturan en önemli
unsurlardan biri olduğu gerçeği hepimizce bilinmektedir. Toplumu birbirine
bağlayan dil, önemini yitirdikçe bireyler arasındaki bağ zayıflar, bunun sonucu
ulusal bütünlükte çözülme ve ayrılma isteklerine kadar gider. Dilin bu önemli
nitelikleri dolayısıyla Türkçe eğitimi, hem çocuklarımız hem de toplumumuz
açısından hayati önem taşımaktadır.
Anayasamızda da Türkçe'nin resmi dil olduğu açıkça ifade edilmiştir. Buna rağmen
ülkemizde yabancı dil konusundaki zorlamalar Türkçe'mizin önünü kesecek
boyutlara ulaşmaktadır. Resmi ve Anadilimiz dururken yabancı dille eğitim
yapmanın gelecekteki olumsuz sonuçları göz önünde bulundurularak, sadece uluslar
arası hüviyet kazanmış ve halen yabancı dille eğitim yapılan üniversiteler hariç
Yükseköğretim Türkçe olmalıdır.
Rektörlük Seçimleri Tam Demokratik olarak Yapılmalıdır
Rektörlerin atama ile değil de seçimle gelmeleri söz konusu ise bu seçim tam
demokratik olmalı, yani en fazla oyu alan Rektör olarak atanmalıdır. Güzide
kurumlarımız üniversitelerdeki seçim ilkesinin ciddiye alınması ve bu arada
bugünkü 'rektör seçimi' adı altında oynanan komediye de son verilmesi
gerekmektedir.
Rektörlük seçimleri Anayasamızın 94. Maddesindeki TBMM Başkanı seçimi ve 102.
maddesinde Cumhurbaşkanı seçimine benzer şekilde düzenlenebilir; Rektör
adaylarının sayısına alt veya üst sınır getirilmemeli, Rektörler ard arda
olmamak koşulu ile en fazla iki dönem için seçilebilmeli, Rektörlük seçimleri
gizli oyla çok turlu olarak yapılmalı, birinci tur oylamada o üniversitenin
kadrolu toplam öğretim üye sayısının yarıdan bir fazlasının oyunu alan aday
Rektör seçilmeli, ilk turda hiçbir aday gerekli oyu alamazsa ikinci tur oylamaya
geçilmeli, ikinci tura en fazla oy alan ilk üç aday katılmalı ve bu turda da
toplam öğretim üye sayısının yarıdan bir fazlasının oyunu alan aday Rektör
seçilmeli, ikinci turda hiçbir aday gerekli oyu alamazsa üçüncü tur seçimlere
geçilmeli, üçüncü tur seçimlerine ikinci turda en fazla oyu alan ilk iki aday
katılmalı, ancak üçüncü turda yarıdan bir fazlanın oyu aranmamalı, üçüncü tur
seçime katılan iki adaydan en fazla oyu alan seçimi kazanmış olmalı ve doğrudan
Rektör olarak atanmalıdır. Böylece, mevcut öğretim üyelerinin en az yarısının
oyuyla seçilmiş bulunan rektör, küçük bir azınlık grubunun psikolojik
baskısından da kurtulmuş olacaktır.
Dekanlık, bölüm başkanlığı ve Anabilim Dalı başkanları da seçimle
belirlenmelidir.
Araştırma görevlileri TUS benzeri merkezi bir sınavla alınmalıdır
Bütün Üniversitelerde Araştırma Görevlilerinin tümünün Atamaları TUS (Tıpta
Uzmanlık Sınavı) benzeri Merkezi sınavlarla yapılmalıdır.
Araştırma görevlilerinin fen, sağlık ve sosyal bilimlerin her alanında TUS
benzeri merkezi bir sınavla alınmaları ile lisansüstü eğitiminde somut bir
fırsat eşitliği sağlanmış olacaktır.
Böylece adam kayırmacılığında önü kesilecek, lisans eğitimini bitirmiş her Türk
gencine hak ettiği üniversitede kariyer yapmaya olanak verecek ve Anayasamızın
emrettiği eğitimde fırsat eşitliği sağlanmış olacaktır.
Yabancı dil akademik hayatın her safhasında bir problem olmaktan
çıkarılmalıdır
Akademik yükselmelerde Uygulanan Zorunlu Yabancı dil sınavları
kaldırılmalıdır. Yabancı dil öğrenme ile yabancı dil sınavları bir birinden
farklıdır. Hiçbir akademisyen yabancı dil öğrenmeye/öğretmeye karşı olamaz
(mümkünse birden fazla yabancı dil öğrenilsin). Ancak, İngiliz'in İngiliz'den
istemediği ağır gramer özellikli yabancı dil sınavlarını akademisyenlerin önüne
engel olarak koymak büyük yanlışlıktır. Öğretim elemanlarına mutlaka bir yabancı
dil sınavı uygulanacak ise; bu sınav akademik hayatın başında ve sadece bir kez
(yüksek lisans veya doktora öncesi, okuduğunu anlamaya yönelik yani; Türkçe'den
yabancı dile/yabancı dilden Türkçe'ye tercüme şeklinde) yapılmalı, sonraki hiç
bir kariyer basamağında artık yabancı dil sınavı yapılmamalıdır.
Anayasamızda Türkçe'nin resmi dil olduğu açıkça ifade edilmiştir. Buna rağmen
ülkemizde yabancı dil konusundaki zorlamalar Türkçe'mizin önünü kesecek
boyutlara ulaşmaktadır.
Türkçe'miz hem yazım ve hem de iyi bir bilim dilidir. Resmi ve Anadilimiz
dururken yabancı dille eğitim yapmanın gelecekteki olumsuz sonuçları çok iyi
değerlendirilmelidir.
Akademik Yükselmelerde Yapılacak Düzenlemelerde Doktora Esas Alınmalıdır
Akademik hayatın en zorlu ve önemli basamağı doktora dönemidir. Doktora
döneminde elde edilen bilgi ve tecrübeler, büyük ölçüde akademisyenin
gelecekteki başarılarını da belirleyecektir. Halbuki, Üniversitelerimizde
akademik hayatın dönüm noktası olarak doçentlik kabul edilmekte ve tüm gayretler
bir an evvel doçent olma yönünde sarf edilmektedir. Son yıllarda yapılan yeni
düzenlemeler doktora eğitiminin değerini daha da düşürmüş olup, günümüzde
doktora eğitimi çoğu zaman ciddi bir denetimden uzaktır. Bu durum, doktora
öğrencisinin zayıf yetişmesine sebep olmakta ve akademik hayatı boyunca sıkıntı
çekmesine yol açmaktadır. Doktora eğitimi orijinal bilimsel çalışmaların
gerçekleştirildiği zaman dilimi olmanın ötesinde, akademik kişiliğe sahip
olmanın gerektirdiği özelliklerin de kazanıldığı hassas bir dönemdir. Yabancı
dil öğrenmeden kongrede bildiri sunmaya kadar pek çok faaliyet bu dönemde
gerçekleştirilir. Elbette öğrenme devam eden bir süreçtir. Ancak, doktorasını
bitiren akademisyen artık kendi alanında bilgisine başvurulacak uzman bir
kişidir. Ayrıca, doktora sonrası öğrenmeye devam edebilmek için de iyi bir
doktora eğitimi almış olmak şarttır.
Merkezi Doçentlik Sınavları Kaldırılmalıdır.
Günümüzde uygulanmakta olan "Merkezi Doçentlik Sınav"larına son verilmelidir.
İlk kez 1946 yılında yürürlüğe giren 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile
belirlenen doçentlik sınavına yönelik düzenlemeler günümüze kadar dört kez
çeşitli değişikliklere uğramasına rağmen hala istenen düzeye ulaşamamıştır.
Merkezi Doçentlik Sınavı uygulamada bir sürü adaletsizliklerin yaşandığı kendine
özgü, apayrı, farklı, tuhaf ve gelişmiş ülkelerin hiç birinde örneği bulunmayan
bir "Unvan sınavı" dır.
Doçentlik; öğretim üyeliğinin akademisyenliğin tam ortasında bir basamaktır.
Doçentlik unvanının bir altı yardımcı doçentlik, bir üstü ise profesörlüktür.
Her ikisinde de böyle bir sınav yoktur. Sadece, kadro ilanı şartı ile her
üniversitenin kendi yönetmeliğindeki belli kriterlerin göz önüne alındığı
atamalardır.
Yardımcı doçent, Doçent ve Profesörlüğe yükseltme ve atanma aynı prosedüre tabi
tutulmalı ve Merkezi Doçentlik sınavlarına son verilmelidir. (Şimdiki sistemde
yardımcı doçent ve profesörlüğe yükselme ve atanma nasıl yapılıyorsa, Doçentliğe
yükseltme ve atanma da aynı şekilde olmalıdır.
Yardımcı Doçentlik kadroları daimi statüde olmalıdır.
Üniversitelerimizdeki Yardımcı Doçentlerin yıllardan beri devam eden özlük
sorunları çözümlenmelidir. Yardımcı doçentler; mastır, doktora eğitimini
tamamlanış, bilimsel çalışmaları değerlendirilerek kabul edilmiş akademik
formasyona sahip öğretim üyeleridir. Ancak okutup mezun ettikleri öğrencilerinin
bile, rutin olarak 1. dereceye kadar terfi edebildikleri halde yardımcı
doçentler 3. dereceden yukarıya asla çıkamamaktadırlar. Oysa bizler bunun, her
şeyden önce memuriyetten gelen en doğal bir özlük hakkı olduğunu düşünüyoruz.
Yine bu akademisyenler, yardımcı doçent kadrosunda değil de her hangi bir kamu
kuruluşunda çalışıyor olsa idiler; tüm diğer devlet memurlarında olduğu gibi her
üç yılda bir derece ve her yılda bir kademe ilerlemesi alabilecekken,
üniversitelerde yardımcı doçent olarak görev yaptıkları için bu haktan mahrum
bulunmakta yani bir noktada yardımcı doçent olduklarından dolayı
cezalandırılmaktadırlar. Özellikle Anadolu'daki üniversitelerin eğitim yükünü
üstlenen ve sayıları on bir binin üzerinde olan yardımcı doçentler, 2 yada 3
yıllık uzatmalarla en çok 12 yıl görev yapmakta bu sürenin sonunda sorgusuz -
sualsiz kapının önüne konulabilmektedirler.
Ülkemizde yetişmiş insanları harcamak bu kadar kolay olmamalı.
Hepimiz biliyoruz ki bir öğretim üyesinin yetişmesi için büyük bir emek ve uzun
bir süreç gerekmektedir. Pahalı bir yatırımdır. En verimli çağında kapı önüne
konulmak yerine diğer öğretim üyeleri gibi yardımcı doçentlerin de daimi kadroda
olmaları gerekir.
Akademik yükseltmelerde süre kısıtlaması olmamalıdır.
Doktora sonrası bir bekleme süresinin getirilmesi, genç akademisyenlerin
çalışma azmini kırar.
Yardımcı doçentlik, doktorada geçirilen uzun ve yorucu çalışmaların sonunda
bir anlamda bireyin ödüllendirilmesi demektir. Burada amaç insanların önünü
tıkamak değil, objektif kriterler ve standartlar ortaya koyarak genç
akademisyenleri rekabete ve verimliliğe teşvik etmek olmalıdır. Bireyleri belli
bir amaç olmaksızın, sadece bekletmiş olmak için bekletmenin kendi başına hiçbir
anlamı ve olumlu bir sonucu olmayacaktır.
Doçentlik sınavına müracaat için bekleme süresinin getirilmesi de anlamsızdır.
Çalışıp kendini kanıtlayan, yeterli yayını olan akademisyenler, çeşitli
gerekçelerle bekletilmenin aksine yükselmeleri hızlandırılmaları teşvik
edilmelidir. Amerika'da 26 yaşında profesör olan ünlü Türk bilim adamı Oktay
Sinanoğlu, bu yasaya göre, acaba en genç hangi yaşta profesörlük payesi
alabilirdi? Sisteme göre Sinanoğlu Türk üniversitelerinde belki de 40 yaşından
önce asla profesör olamazdı.
Doçentlikle ilgili bir düzenleme yapılacaksa bu konuda atılacak ilk adım
doçentlik sınavı için objektif değerlendirme kriterleri getirilerek, özellikle
sözlü sınavın tamamen ortadan kaldırılması olmalıdır.
Hiçbir gelişmiş ülkede bilim adamlarının önüne süre engeli konulmamaktadır. Yeni
yasa hazırlanırken; Akademik yükseltmelerde ve bir üst unvana atanmada süre
değil bilimsel yayınlar ve performans esas alınmalıdır. Amerika'da ve Avrupa'da
26 yaşında profesör olunabilirken bizde neden bilim adamalarının önüne süre
engeli konuluyor, anlaşılır gibi değildir.
Akademik yükseltmelerde belirli bir süre koymak yerine liyakat ve performans
esas alınmasının ülkemizde bilimsel gelişmeyi artıracağı gün gibi aşikardır.
Dolayısıyla her kademedeki akademik yükseltmelerde olduğu gibi, Doktora sonrası
Doçentlik sınavına müracaatta da hiçbir süre tahdidi olmamalıdır.
Her kademedeki Tüm öğretim Elemanlarının Özlük Sorunları çözümlenmelidir.
Akademik kariyerlerin tüm basamaklarındaki atamalar ve yükseltmeler
Lisans-üstü giriş, araştırma görevlisi, yardımcı doçentlik, doçentlik ve
profesörlük vs. daha önceden oluşturulmuş ve ilan edilmiş açık, adil, şeffaf,
öngörülebilir kurallara bağlı olarak yapılmalıdır.
Şu andaki uygulama ve hazırlanan taslakta öğretim elemanları içinde sadece
Doçent ve Profesörlerin iş güvenceleri vardır. İş güvencesi, Anayasamızda ve İLO
sözleşmelerinde her çalışan için temel bir hak iken, Yardımcı Doçentlerin,
Araştırma Görevlilerinin, Öğretim Görevlilerinin, Okutmanların ve Uzmanların bu
güvenceden mahrum bırakılmaları kabul edilemez.
Tüm öğretim elemanlarının işe alınmaları, akademik unvan elde etmeleri ve
kadrolara atanmaları önceden belirlenen ve bilinen Akademik Performans
Değerlendirme Kriterler'ilerine göre yapılmalıdır. Daha açık bir ifadeyle,
üniversitelerde araştırma görevlisi istihdamında, yardımcı doçentlik, doçentlik
ve profesörlüğe yükseltilmede, objektif nesnel performans kriterleri
oluşturulmalı ve bu kriterler dikkate alınarak akademik unvanlar
kazandırılmalıdır.
Öğretim elemanlarının ücret politikalarında iyileştirilmeler yapılmalıdır.
Yükseköğretim sisteminin kalitesini dünya standartlarına yaklaştırmayı
amaçlayan bir reform taslağında, aynı zamanda ücretlerle ilgili düzenlemelerinde
olması gerekir.
Biz biliyoruz ki üniversite camiasının ekonomik gücü son yıllarda giderek
azalmıştır. Oysaki akademisyenlik, bireyin kendini yenilemesini ve bilgisini
sürekli tazelemesini gerektirir. Ayrıca, toplumun gözünde belli bir saygınlığı
olan üniversite hocalarının statülerine uygun bir yaşam standardına ulaşmaları
en tabii haklarıdır.
Gelecekte kaliteli öğretim elemanları yetiştirebilmenin önlemlerini bu günden
almalıyız. Akademisyenlik mesleğin kalitesini, statüsünü ve çekiciliğini
artırmalı bunun içinde mutlaka ücretlerde iyileştirme yapılmalıdır. Akademik
personel ücretleri arasındaki mevcut "eşitsizlikler" ve "adaletsizlikler"
mutlaka giderilmelidir.
Yetkili kurullarda öğrenciler temsil edilmelidir.
Öğrencilerin en azından kendilerini ilgilendiren kararların alındığı
kurullarda temsil edilmesi gerekir.
Üniversite sivil Toplum ilişkilerine önem verilmelidir.
Gelişmiş demokrasilerde sivil toplum örgütlerinin önemi aşikâr iken, yeni
tasarıda yüksek öğretim kuruluna eğitim sendikalarından da temsilcilerin
alınması uygun olacaktır.
Özet
1. Anayasamızda Yükseköğretimle ilgili maddeler sadeleştirilmelidir.
2. Üniversiteler için "kısa ve özlü bir çerçeve yükseköğretim yasası' en uygun
modeldir.
3. Yükseköğretim kurumlarının kanunla kurulması anlayışından vazgeçilmelidir.
4. Yetkiler şahıslardan ziyade kurullarda toplanmalı, ve önemli karaları
kurullar almalıdır.
5. Üniversitelerin İdari ve Mali özerklikleri sağlanmalıdır.
6. Araştırmalara gerekli kaynaklar bulunmalıdır.
7. Yükseköğretim Uluslar arası hüviyet kazanmış ve halen yabancı dille eğitim
yapılan üniversiteler hariç Türkçe olmalıdır.
8. Yabancı dil akademik hayatın her safhasında bir problem olmaktan
çıkarılmalıdır
9. Rektörlük Seçimleri Tam Demokratik olarak Yapılmalıdır
10. Dekanlık, bölüm başkanlığı ve Anabilim Dalı başkanları da seçimle
belirlenmelidir.
11. Araştırma görevlileri TUS benzeri merkezi bir sınavla alınmalıdır
12. Akademik Yükselmelerde Yapılacak Düzenlemelerde Doktora Esas Alınmalıdır
13. Yardımcı doçent, Doçent ve Profesörlüğe yükseltme ve atanma aynı prosedüre
tabi tutulmalı ve Merkezi Doçentlik sınavları kaldırılmalıdır.
14. Yardımcı Doçentlik kadroları daimi statüde olmalı ve yardımcı doçentlerin
özlük sorunları giderilmelidir.
15. Akademik yükseltmelerde herhangi bir süre kısıtlaması olmamalıdır.
16. Her kademedeki Tüm öğretim Elemanlarının Özlük Sorunları çözümlenmelidir.
17. Öğretim elemanlarının ücret politikalarında iyileştirilmeler yapılmalıdır.
18. Yetkili kurullarda öğrenciler temsil edilmelidir.
19 - Yetkili kurullarda idari personelde bir şekilde temsil edilmelidir.
20. Üniversite sivil Toplum ilişkilerine önem verilmelidir.
SONUÇ
Hazırlanacak yeni yükseköğretim yasa tasarısında, mevcut eksikliklerin ve
olumsuzlukların azami derecede giderilebilmesi ve yasanın yürürlülüğe gireceği
ilk günden itibaren eleştirilere uğramaması için; YÖK, ÜAK ve MEB'nın yanı sıra,
sivil toplumun ve üniversitelerimizdeki her kariyerde akademisyenlerin görüş ve
düşüncelerinin de dikkate alınabilmesine imkan verecek bir "Yükseköğretim
Kongresi" düzenlenmesi çok yararlı olacaktır. Sadece, rektörlük seçimleri ve
ÖSS'de meslek liseleri aleyhine olan durum gibi acil çözüm bekleyen hususlarda
yeni düzenlemeler gerçekleştirilebilir. Diğer konuların ise söz konusu Kongre
çerçevesinde ve geniş bir zaman dilimi içerisinde tartışılarak çözüme
kavuşturulması uygun olacaktır.
Görüş ve önerilerimizin dikkate alınması ümidi ile saygılar sunarız.
"Yükseköğretim e-kongresi / BİRSES - 2004"
( www.birses.org ,
www.birses.net ,
www.birses.com )
e-kongre sekreteri: Selami SERHATLIOĞLU, Yard.Doç.Dr.
e-posta: sserhatlioglu@firat.edu.tr
, selemiserhatlioglu@hotmail.com
Web: www.birses.com ,
www.birses.net ,
www.birses.org
Tlf: 0-424-2333555/1388, Faks: 0-424-2376773
Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, ELAZIĞ
|