|
06.05.2004 Nevzat Tekin - netyorum.com / Sayı: 156
MUTLULUKTAN YAZMAZ İNSAN
Bir gece, bugünlerde hep gece ya neyse, hep gecelerin en zifirisinde bir
gece, ruhumun denizinde ceviz kabuğu bedenimi görmek için kapandığında göz
kapaklarım, lila rengi bir resitalin içine düşeceğimi bilmiyordum. Öyle güzel
çalıyordu ki lila, bütün renkler utancından kızardı!
Biri, bir şey, belki sadece bir parmak ucu yatak odamın, tüm evin, çocukluğumu
dizlerime nakşeden sokağımın, yaşadığım şehrin, sevdası yediveren gül ülkemin,
hatta sanki tüm evrenin ışıklarını söndürdü.
Karanlıktı... Ruhumu teslim alma gayretindeki dişi bir güçten; yani beni
herkes ile aynılaştırmaya çalışan bir aşktan kaçıyordum! Yardan kaçıyordum,
uçsuz bucaksız yarlara düştüm, haziran bulutlarına çarpıp dikey bir boşluğa
zıpladı bedenim!
Suskunluğa inat büyük bir görüntü gürültüsüyle açtı fonda lila rengi bir çiçek,
bir anda oldu her şey, ellerimi, yüzümü, tüm ruhumu boyadı gürültüyle açan lila
rengi çiçek. Mosmor bir şenlik işte! Mosmor bir beden, lila bir kimlik düştü
bahar çimenlerine, toprak kokuyordu... Ya toprak kendinden bildi bedenimi, ya
bedenim çağrısına boyun eğilesi toprağı bildi kendinden ya da ikisi birden! Eski
bir dostu bilinmedik bir coğrafyada kucaklamanın keyfiyle sarıldı bedenim
toprağa ya da toprak bedenime. Bütün renkler avuçları patlarcasına alkışlıyordu
bu buluşmayı, lila hariç, o türküsünü söylüyordu. Ah lila, güzelim lila,
kopartırcasına söküp aldı toprakla sevişen bedenimi olduğu yerden! Tam da
zamanında yaptı bunu lila, yoksa tepeden tırnağa toprak kokacaktı bedenim.
Çimenlere tutundum, asırlık çınarlar gibiydi çimenler, tutunmama hiç kızmadı
çimenler; çünkü yeşil de alkışlıyordu lilayı!
Kaçmıştım! Kaçmayı başarmıştım! Lilanın teklifsiz yardımıyla dikmiştim bu
zaferin bayrağını kişisel tarihimin tepelerine. İlgisiyle beni silikleştirmeye
çalışan dişi güçten kaçmıştım. Yalnızca sahiplenmeye çalışan bir abukluktan
değil sanki içimdeki dişi güce sahip olma hırsıyla kavga etmeye de kaçmıştım. O
kadarı da olsun artık. Çok iyi biliyordum ki, üremeyi sevda zanneden yanımı
törpülemeyi unutan hafızamın oyunu değildi bu!
Gün ışığı çağırdı tenimi, tenim mosmor, kalbim lila... Bütün bedenim yıkandı da
gün ışığıyla kalbim hala lila!
Çimenlere basmayınız levhası yerindeydi ama üstünde ‘Mutluluktan yazmaz insan’
diye bir uyarı vardı. Yutkundum. Bir aşağı gitti adem elması bir yukarı. Bütün
uyarılarla dalga geçen ilk gençlik yıllarımı özledim, hani yasaklamanın yasak
olması gerektiğini düşündüğüm yılları, silahların oyuncaklardan bile
kaldırılması gerektiğini düşünecek kadar safdilli olduğum zamanlarımı özledim.
Mutluluktan yazmaz insan...
Alkışı kesti bütün renkler, lilanın sesi titredi. Balık pulu büyüklüğünde bir
leke belirdi kalbimin lilasında. Mutluluk sahil kasabasının havasında asılı
duran iyot kokusuydu, karasal bir iklimdeydim ‘Mutluluktan yazmaz insan’
darbesini aldığımdan bu yana.
Sonra.
Hiç.
Sonrası hiç.
Her sonraya alışıldığı gibi bunu da kanıksadım; yani uyandım, şimdi başlıyordu
asıl rüya.
Nevzat Tekin
e-posta:
http://www.geocities.com/nevtek

Ressam : Prakash - Friends Fon Again
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|