|
06.05.2004 Tülay Çellek - netyorum.com / Sayı: 156
SEÇİLEN DİLİN DOĞRULUĞU ÜZERİNE
İNSANIN TASARLADIĞINA-GÖRDÜĞÜNE MAKİNE ADI VERİLMESİ Mİ
YAŞAM?
ÖNCELİĞİ İNSAN OLMASI MI?
Değişen ne?
Yakanıza takılan içselleştiremediğiniz bilgiler, ezberler, farklı diller mi?
Aldığınız makineler mi? Arkasında görülemeyen yürekler, beyinler, kişilikler mi?
Derse katılımı salt öğretici olarak aldığınız, sandığınız öğretmen,
akademisyenler mi? Etiket verdiğiniz ama konferansları kulaklıkla dinleyen
iltifatçılarınız mı? Pedagojik formasyonu olmayan başka alanın insanlarının
yaşadıkları, yaşattıkları karışıklıklar mı? Tartışılması gereken özde olanlar,
insana dair olanlar önceliğinde değil de makine, etiket önceliğinde olanlar mı?
Değişen ne?
Daha önce baktığınızda etkilendiğiniz resme, yıllar sonra baktığınız zaman dönüp
gittiyseniz nedeni nedir? Kendinize katamadıklarınız mı, zaman içinde sizde olan
değişimler mi? Yoksa hala kitabı dünyanıza alımlayamadığınız mı? Değişen,
yıllardır orada asılı olan tablo değil sizin dünyaya bakış açınız olsa gerek.
Zamanla çok değer verdiğiniz resim şimdi nezdinizde önem olarak sıfırlandıysa,
sizin değer yargılarınız zamanla değişmiş demektir. Tıpkı aynı kitabı daha önce
okuduğunuzda başka tat alıyor, birikimlerinizle daha sonra okuduğunuzda farklı
tat alıyor olmanız gibi. Bir şeylerde, bir yerlerde gerçekleşen değişim ve bunun
farkında olmak…
Dijital fotoğraf, ya da fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğrafın kullanılan
malzemesi değil, çeken yürek önemli öncelikle. Sezgileriniz, algılarınız, gözlem
gücünüz, ve en önemlisi de bunlara katkısı olan bilginiz önemli. Kendinizi en
iyi ifade etme aracını doğru seçmeniz, en iyi ifade biçimini gerçekleştirmektir.
Önemli olan bireysel farklılıklar çerçevesinde hareket edilmesidir. İnsanın
kendini tanımasıdır. Eğitim sistemi içinde öğretmen-akademisyenin öğrenciyi
tanıması ve ona göre program yürütmektir asıl olan. Neyi seçerseniz seçin
akrilik ya da sözcükleri veya fotoğrafi malzemesini hepsinde de alt yapınızın,
bilginizin, donanımınızın boyutu önemlidir. Sadece kendini var eden, kendi
edindiklerini paylaşan bunu da paylaşım sanan kişiler, eğitimciler,
karşındakinin-öğrencinin neyini ne kadar paylaşıyor olacak ki…Öğrenci fotoğraf
bölümüne gelmiş, fotoğraf makinesi yok. Grafik bölümüne geçmeyi düşünüyor çünkü…
Bu durumda görülen sonuca mı bakmak lazım. Yoksa bu sonuçları doğuran nedenlere
mi? Sistemin bütününe mi bakmak gerekir? Sonuca bakarsak o genci suçlamamız ve
arkasından da harcamamız gerekir. Nedenlere bakarsak, o genci oraya getiren
nedenleri ve onunla ilintili olarak sistemi değerlendirmek gerekir. O zaman
saptamalar, değerlendirmeler, daha doğru olur. Gençlerde gereksiz yere yok
edilmez. Tabii bizlere de zamanın Milli Eğitim Bakanı gibi, "Ah şu okullar
olmasaydı bu bakanlığı yönetmek ne kolay olurdu" dememek kalır.
Önemli olan insanın kendini en doğru, en güzel, en nitelikli bir şekilde ifade
etmesidir. Bu nedenle seçilen malzeme önemlidir. Yani alanını doğru seçmek çok
önemlidir. Aynı şey dil için de geçerlidir. Kendinizi en iyi hangi dille ifade
edersiniz? İçine doğduğunuz Türkçe ile mi yoksa yararı asla yadsınmayacak ama
doğru yerde, doğru yöntemle yaşantımıza girmesi gerekirden yaka süsünden ileri
gidemeyen yabacı bir dille mi? İlk dersimde soruyorum, "alanın kaçıncı
tercihin?". Yanıt, "13." "İlk tercihin nedir?" Yanıt, öncelikle "Tıp",
arkasından "mühendislik" veya "unuttum." "Neden bu derstesin?" "Okulu bitirmek
için krediye gereksinmem var." Veya "kendimi geliştirmek, farklı bir bakış
açısına sahip olmak için" ya da "arkadaşlarımdan dersin içeriğini ve uygulama
yöntemlerinizi öğrendim o nedenle buradayım." Bakıyorsunuz tesadüf geldiğini
söyleyen genç oldukça yetenekli ve farklı fikirler üretebiliyor, değişik
ilişkilendirmeler yapabiliyor. Ama kendinin farkında değil. Böyle yaşayarak
gelmiş buraya kadar. Çünkü önce anne babanın, sonra öğretmenlerinin farkında
olarak, fakat bir kendi farkını fark edemeyerek yaşamış hep. Ya da yaşadığını
sanmış. Seçmeden, eleştirmeden… Nitekim dersi aldıktan belirli bir süre sonra
şunu söyleyebiliyor. "Başta tesadüfen almıştım. Hatta gerekirse bırakırım
diyordum ama vazgeçtim. Devam edeceğim." İlk gerekçesi de "eğlenceli"
bulmasından kaynaklanıyor. Burada şuna gelebiliriz: eğer çocuk-genç öğretmeni
severse, ders kişiliğine aykırı olsa da fark etmiyor. Devamlılığı fazla ve notu
yüksek oluyor. Eğer öğretmeni-akademisyeni sevmesin, o ders kişiliğine uygun
olsa bile başarısız oluyor. Bu da yanlış tabii. Yani hep birilerine bağımlı
yaşamak, öyle ya da böyle. Önce kendi ayakları üzerinde durmamayı inatla
sürdürmek. Sistem ona bunu kazandırıyor. Ama bize de kitap okumak, düşünmek ve
önce kendimizle mücadele etmek düşüyor. Eğer hep karşıyı görür ve hep eleştiride
bırakırsanız her şeyi, hiçbir zaman önermeler, fikir üretmeler bazına
geçemezsiniz. Değişen bir şey olmaz. Dünya başkalarını değiştirmekle değil,
öncelikle kendimizi değiştirmekle farklılaşır…
Eğer kendinizi fotoğraf makinesi vasıtasıyla ya da dijital yolla veya akrilik
boya ile, müzikle, beden ile ya da sözcüklerle ifade edebiliyorsanız, öncelikle
başarı seçtiğiniz alanda-malzemededir. Ama hangi malzemeyi seçerseniz seçin bir
o kadar da alt yapınız, bilginiz, duyarlılığınız, sorumluluğunuz önemlidir. Bir
fotoğrafı, ya da resmi her neyse 5 saatte de yapabilirsiniz 10 dakikada da. 5
saatte yaptığınız, karanlık oda çalışmanızda başarılı olamayabilirsiniz, 10
dakikada yaptığınız başarılı olabilir. Ya da bunun tam tersi de olabilir. Bir
sanatçı, "bu resmi 10 dakikada yaptım", dediğinde karşısındaki çok küçümsemiş
"şişirdin vs." diye. Sanatçının yanıtı, "30 yıl artı on dakika" olmuş. Tabii bu
örnek güzel ama bu sınırda kalmamak da gerekir. Şimdiki gençler harika.
Teknolojik olarak çağlarında yaşıyorlar. Bilgisayara dair bir çok şeyi onlardan
öğrendim, öğrenmenin yaşı yok diyerek. Ama bir de kitap okusalar. Hatta bunu
kendi alanlarının dışına kaydırabilseler. Esas zenginlikleri orada başlayacak.
Yazımı bir alıntı ile bitirmek istiyorum. "Bilim dilinde kavramların
saydamlaşması, anadilde yaratıcılığın artması, yabancı dile odaklanmış bir
bilimsel iletişim yerine Türkçeyi önceleyen bilim öğretiminin özendirilmesi
düşüncesinden yola çıkarak TÜBA bir süredir fen ve sosyal bilim terimlerinin
Türkçeleştirilmesi konusunda yoğun çaba harcamaktadır." Bu tavır sanat ve sanat
eğitimi için de geçerlidir bence. "1. Öncelikle bilimin yabancı dille daha
kestirme ve etkili yoldan yapılabileceği saplantısının terk edilmesi
gerekmektedir. Bilimde yetkin bir yabancı dil yeterliliğinin sorgulanması söz
konusu olamaz ancak bu yeteneğin salt yabancı dilde eğitim yoluyla
kazanılacağını düşünmek en azından birçok bakımlardan örnek aldığımız gelişmiş
ülkelerdeki uygulamaları görmezlikten gelmek anlamına gelmektedir. Bu sorun
yabancı dil derslerinin orta ortaöğretimdeki etkinliği artırılarak ve
üniversitelerde alana özgü yabancı dil desteğiyle çözümlenebilir." C Bilim
Teknik Dergisi Prof. Dr. Ahmet KOCAMAN
Doğrularınızın seçimi size kalmasıdır dileğim…
Öğr. Gör. Tülay Çellek - 6.4.2004
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi (SANTAS)
e-posta:
tcellek@yildiz.edu.tr
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|