| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

06.10.2004 Tülay Çellek - netyorum.com / Sayı: 158

EVİM VE GİZEMİM

"Fotoğraflar ve Öyküleri - 4"

Nereden başlasam? Sevdiklerim, özelliklerim yan yana, alt alta, iç içe…

Zıtlık… İnanılmaz bir şekilde beni biçimlemiş. Yapım zıtlıkla anlatılabilir, yaptıklarım da…Zıtlar birliğinden yola çıkarak…

Zaman… Ne çok bağımlısı olduğum. Gece, gündüz, yaz, kış… Denizde, mutfakta, yolda…

Kitap… Ne çok yaşantıma serilmiş. Bu konuda panik yaşıyorum adeta. Okunacak o kadar kitap var ki. Hepsini okumaya vaktim yetmeyecek endişesi sömürür çoğu kez ruhumu. 6 satır mı yazacağım, en az 6 kitap okumalıyım. Ayrıca eski okuduklarıma tekrar bakmalıyım. Her yıl, her gün ne yapacağımı yazdığım ajandamda kitap listelerim uzar gider. Çoğunu alamamışımdır. Aldıklarımınsa üzerlerini çizmişim. Anımsıyorum sevinçle yapardım bu işi. Bir öğrencime, “yaratıcılık” konusundaki sınav kağıtlarında önemsediklerimin, ilginç bulduklarımın altlarını çizdiğimi söylemiştim. Mutlu olmuştu, diğer hocaları gibi üstlerini çizmediğim için. Çizgiler ne çok anlam taşıyor yaşantımızda. Alta çizilenlerle, üste çizilenler ne çok fark ediyor varlığımızda mutluluk ya da mutsuzluk adına. Öğretmenliğim ilk yıllarında kitaba düşkünlüğüm nedeniyle yanıma getirilen kitap pazarlamacısından aldığın 10 cilt kitabı ağırlayan, odamın zemininde bir köşesi olmuştu. Sonra yıllardır kitaplarımın ağırlığından eğilip bükülen her gelen misafirimin de dikkatini çektiği için uyarıldığım kitaplığımda zevkle yerlerini almışlardı. Bu kadar olur şimdi bunu yazarken bir öğrenci geldi. Bir derginin mayıs sayısını arıyor ve bulamıyorlarmış. İşin fenası bu dergiden sınavda sorumluymuş. Dergi bende vardı ve çok sevinerek gitti. İşte o kitaplık yıllarca kahrımı çekmişti ve benimle birlikte bir iki ev de görmüştü. Kapalı tarafın kapaklarını sökmüştüm. Katları yetersizdi üst üste dizilen kitapların altlarından aldıklarım zorlardı beni. Ve bir gün o an geldi çattı. Dayanamadı kitapların ağırlığına bacakları, dışa doğru açıldı ve bir daha da kalkamadı. Arkadaşlarımın dilinden kurtulmuştu. Ama olan bana olmuştu. Kitaplıkları dolaştım bunu almadan önce ki bu zaten kanepemin uzantısıydı, yine epey kitaplık almak için dolaşmış parası çok gelince ona vereceğim parayı kitaba veririm diye durmadan vazgeçmiştim. Bu sefer de öyle oldu uzun zaman. Sonra ucuz olur diye Gerze’de yaptırmaya kalktık. Ama İstanbul’a taşıma sorunu çıktı. Otobüsün bagajına sığmadı. Sonra İstanbul’dan aldım. Daha geniş ve katlı olandan. Kitaplarım ve ben bir süre rahatladık. Şimdi mi? Sormayın yine tıklım tıklım. Hem Fakültedeki hem evimdeki. Halbuki alacağım o çok kadar kitap var ki…

Saatim, sabahları uyandırma vazifeli. Evimin kitaplar kadar değerli eşyası, can yoldaşım. Kolumda, duvarımda ve masamda…

Sıra geldi akrilik boyanın rahatlığıyla bir heves yaptığım resimlere. O tuvallerde babamın emeği yatar çerçevesini çakan komşumuzdan sonra. Bezleri birlikte germiş, çivilerini sevgili babam çakmıştı. En büyük zenginliği ailesi olan babam. Onu çok özlüyorum, pencerem annem gibi, yaşantımın danteli dostlarım. Beni hiç aldatmayan, hayal kırıklığına uğratmayan can dostlarım. O gördüğünüz sert dikdörtgenlerin altında yumuşacık çizilmiş portreler var. Hem kullanılan çizgileri ve lekeleri yumuşak hem de yüzlerindeki ifadeler yumuşacık, masum. Ama o yufka yüreklilik sertliklerle örtülmüş. Belki de hüznü görülmesin diye. Kırıldığımda içime kaçarım. Ve derler ki yine duvar ördün. Çoktan örülen duvarları yükseltmekle meşgulken. İşte sonra yok edilen bir seri resimler böyle çıktı bir yoğunlukla…Görenler altındakileri çoğu kez fark etmediler bile. Esas gerçeği. Yoğun duygulanımlarımı. O sertliklerin altına gizli kaldı hep. Bir ben bildim, bir de derinliklerime girmesini hayal ettiklerim…Ya arkadaki gökyüzü, sonsuzluk, mavi… Bir dünyam da o. Beni sarmalayan, uçuran, büyülten, rahatlatan…

Fotoğrafın kompozisyonu… 4 parçadan oluşan. Saatin yuvarlaklığı kitapların dikey sertliğine zıtlık oluşturmuş. Aslında evimin badanası çok sevdiğim açık mavi ama burada sararmış solmuş. Kitapların yataylığı, dikeyliği, tablolardaki yataylık dikeyliğe koşut adeta, yaşamdaki gibi. Kütüphane ve kitapların oluşturduğu büyük leke, yapıtın o tarafına ağırlık vermiş. İyi ki tablolardan biri diğer tarafa tam yanaşmış. Aslında bunu da kestim yine… Kesilen bir sürü hüzün, bir yığın mutluluk gibi…

Kod adı: fo35
Yılı: Vardır bir 22 - 23 yılı
Mevsim: Bahar olsa gerek
Çekim yeri: İstanbul

Öğr. Gör. Tülay Çellek - İstanbul
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi (SANTAS)
e-posta: tcellek@yildiz.edu.tr 


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
158. Sayı önceki yazı 158. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye