|
06.10.2004 Tülay Çellek - netyorum.com / Sayı: 158
ELEŞTİRİ VE GÜZEL ÜZERİNE EĞİTİM BAĞLAMINDA BİR DENEME
Eğitimciliğim süresince yaşantıma, derslerime ve yazılarıma
yansıttığım çok önemli bir şey var. "Bireysel ayrıcalıklar." Herkesin farklı
olduğunu düşünür ve bunu yaşamıma ciddi şekilde yansıtırım. Derslerimde de buna
çok dikkat ederim. Çünkü "eleştirel bakışın" altında gerçekleştirilecek
eleştirilerin düzeyli olmasının gerekliliğine inanırım. Bunun içinde alay ve
küçümseme olmamalı. Öğrencilerimin de bu konuya, bu tavra çok dikkat etmelerini
vurgularım sürekli. Bu nedenle yöntem değişikliği bile yaptım. Eskiden,
"eleştirir misiniz?" Derdim. Şimdi, "Siz olsaydınız nasıl yapardınız, ne
yapardınız?" Sorusunu yöneltiyorum. Böylece eleştirip bırakmak ve yermek yerine
fikir üretmek, önermek söz konusu oluyor. Aslında eleştirmek ama daha düzeyli
bir şekilde yapmak gerçekleşiyor böylece. Buna en güzel örnek: H. Wölfflin'in
"Sanat Tarihinin Temel Kavramları" kitabı ( Remzi yayınevi). Klasik sanatla,
Barok sanatı karşılaştırarak anlatır. Ve der ki: "Klasik ya da Barok sanat
diğerinden üstün değildir. Sadece insan beğenileri değişmiştir."
"Güzel" konusu bile bireysel farklılıklar çerçevesinde göreceli olabiliyor. Bu
da çok doğaldır. Artık bir değişim var her yerde, her isimde. Örneğin Sanat ve
Tasarım Fakülteleri var. İsimlerinin başlarında "Güzel" bulunmuyor. Sanatta salt
güzeli aramak da kişiye mahsustur. Hele bu dönemin sanatına bakılırsa, kavramsal
sanata göz atılırsa sanatın içeriğinin hatta biçiminin güzelle! sınırlı olmadığı
görülür. Felsefenin de içinde yer aldığına şahit olursunuz ve diğer
alanların…Duygu, duyarlılık, sezgi kadar bilimsel bilgi de gerekli. Bu
saydıklarımızın yoğunluğu için. Ama bilgi yaşamı ne denli gerçek? Şuna çok
rastlarım: Eylem ve söylem örtüşmez. Farklıdır. Bazen bilgi, kişiliğinizde
taşıdığınız bakış açısını değiştiremeyebiliyor. İnsan karşısından önce kendine
bir kere daha bakmalı. O zaman bir sonraki değerlendirmesi daha doğru olabilir.
Ve değerlendirmeler alt yapıdaki oluşumla, birikimle ilintilidir. Şimdi
gündemde: Empati var…
Güzel değince çağrıştırdığı farklı şeyler de olabilir. Saudek, çıplak kadın
fotoğraflarıyla albüm oluşturmuş. Ama her tarafı sarkan, şişman, değişik, farklı
bir anlayışla bakanın çirkin, hatta iğrenç bulabileceği vücutları çekmiş,
fotoğraflamış. Renklemiş. Değişik düzenlemelerle sunmuş. Witkin ise kadavraları,
vücut parçalarını fotoğraflamış.
Bir nesne ile, bir insanı karşılaştırmam söz konusu olamaz. Tabii öz açısından
öncelikle. Modeli görmede anlatılmak istenen bakış, anlayış, sanatsal tavırdır.
İnsan, çıplak doğuyor. Var olduğu andan itibaren ölümüne değin bu söz konusu
olabilir. Soğuktan, sıcaktan korunmak ve cinsellik adına giyinilmiş. Fakat
çizimlerdeki, en azından benim bahsettiğim çizimlerdeki ya da fotoğraflardaki
çıplak, bu anlamda vurgulanmaz. Bunlar da olabilir tabii. Bir insanın vücudu
tanıması sanatsal bağlamda da olacaktır doğal olarak, bilimsel anlamda da. Ama
bunun yazınsal yönünde, salt sanatsal değerlerle değil, zaman zaman içinde
yaşadığımız toplumun bakış açısı da anlatıma eşlik edebilir, özellikle bizim
gibi gelişmekte olan bir toplumda. Sanat eğitimine, daha gereği gibi önem
veremeyen toplumlarda. Öğrencilerime, "bu hafta yaşamınızdaki değişikliği
anlatın, bir farklılık yaşadınız mı?" Diye soruyorum. Diyelim ki trafik kazası
görmüş ya da çocuk yaşta olanlara telefonunu çaldırmış, bunu o olay çerçevesinde
ve sınırında anlatıyor. Sözü bitince, "bu olayları nasıl bir afiş yaparsınız ya
da kitap kapağı tasarlarsınız?" Sorusuyla karşılaşıp önce şaşırıyor ama sonra
ilişkilendirmelere başlıyor. Dersimin konusu "afiş veya kitap kapağı tasarımı"
çünkü. Yaşam ve ders ya da ders ve yaşam anlayışımla örtüşen bir tarzla
yaklaşıyorum öğrenci yaşantısına ve oluşturacakları, oluşturdukları
çalışmalarına. Ayrıca yaşadığı değişikliğe bakınız…"Anjela'nın Külleri" diye bir
filme gitmiştim. Açlık, sefalet görüntülenmiş. Ekmek almaya parası yok ama anne
çocuğuna filme gitsin diye para veriyor… Biz ne yapardık?
Bakış açısında, alt yapı çok önemlidir. Gördüklerimiz ya da görmek
istediklerimizi anlatıma dökerken. Bir söyleşide duyduklarımı paylaşmak
istiyorum. 'Aç Afrikalılara sağlıklı yaşamaları için bir film izletilmiş. Filmde
kireç kuyusunun nasıl yapıldığı anlatılıyormuş. İzleme bittiği zaman öğrenip
öğrenmediklerini anlamak için soru sormuşlar "filmde ne gördünüz," diye.
Yanıtları, "tavuk" olmuş. Çünkü senaryo dışı bir tavuk, kireç kuyusunun
arkasından yürüyüp geçmiş.'
Okumayı çok seviyorum. Altı satır yazmam için, altı kitap okumam gerekiyor. Ama
yazdıklarıma kesinlikle deneyimlerimi ve tabii ki oluşturduğum felsefemi de
koyuyorum. Bu bağlamda yazımın özü sanat eğitimcisi olmam nedeniyle "nü" söz
konusu olduğunda betimlemedeki sanatsal değerler başat oluyor. İnsan olan ben,
yaşadığım toplumun değer yargılarını da bu olayı değerlendirme çerçevesinde
sunma gereksinmesini duyuyorum. Sanat eğitimi, salt sanatçı yetiştirmek, (
dünyanın hiçbir okulu sanatçı yetiştirmez, sanatçı olmak isteyenlere eğitsel
bağlamda yardımcı olur ) sanatı yaşam alanı olanlara, olacaklara hitap etme
sınırlaması içinde değildir. Bir de sunulanı tüketen, sanatı takip eden kitlenin
bilinçlenmesini, değer yargıları edinmesini de kapsar. Bu bağlamda bu alanda
yazılan yazılar genele sunulduğunda geniş kapsamlı düşünülmesinde yarar var.
Konu bir başka olduğunda da kitaptakiler ve deneyimler birleşir benleğimde…
Çıplaklığı sanat olarak göstermek sanatçının tek bir alanı değildir. Konuları
çok geniş bir yelpazeye yayılır ve sunumunun düzeyi, niteliği ele aldığı konuyu
sanat yapar, yüzyıllara taşır veya gelir geçer yapar. Orada çıplaklığı
cinsellikle örtüştürdüğünüzde bakış açınızın, değer yargılarınızla örtüştüğü
görülür. O zaman bir yapıta haksızlık ta edilmiş olabilir. Tabii bu cümlelerim
bir genellemedir. İşte ben burada bir ayrışmaya gitmeye başladım. Demek ki
bakmak bir kültür gerektiriyor. Yoksa siyasi ve başka amaçlarla kapatmak kalıyor
geriye insanı. Rembrandt'ın "Dr. Tulp'un Anatomi Dersi-The Anatomy Lesson of
Professor Tulp,1632" ni gösteren saydamda, benim önceliğim, başlığım "Işık"
konusudur. Derslerimde ve verdiğim seminerlerde bu yapıtta, "görmek" üzerinde
duruyoruz. Ama aynı yapıt, Tıp Fakültesinde farklı anlamda ele alınır ve
yorumlanır, farklı bakılır. Hatta bir başka sanat eğitimcisinde değişik bir
yönden ele alınabilir öncelikle. Bilimle, teknoloji ile ilgili bir derste ise, o
devirde kullanılan aletlere bakılabilir.
Kliplerde de budur söz konusu olan. Ticari kaygıyı bir yere kadar anlarım. Ama
erotizmin aşırı ön plana çıkartıldığı çalışmalara bakınız konu ve anlatım
düşüklüğü taşır. Yani yokluk bir başka yoklukla satılmaya çalışılır. Bundan önce
çalıştığım bir okulda çok dikkatimi çekmişti. Aşırı derecede biçime düşen, takıp
takıştıran öğrenciler başarısızdı. Bu anlamda daha sade olanlar daha
başarılıydılar. Ancak bu saptamam farklı giyinmek anlamında değildir.
Özün boşluğu biçimin de boşluğunu beraberinde getiriyor. Sayın Tınaz TİTİZ'in
bir kitabı var. "İnsan Ne Yerse Odur" diye. İnsanın aldığı bilgi neyse,
değerlendirmesi de odur, o kadardır.
Yaşam tarzımın içinde yer bulan sanat ve eğitimi çerçevesinde olanları
değerlendirmem ve sizlere sunmam önemlidir. Ama sunum tavrı çok daha önemli
olduğu için kırmadan, kendimi de çiğnemeden bir şeyler yapma gereksinmesinin
sınırlarını açmak bir eğitimci olarak sizlere ulaşmak beni mutlandırıyor.
Öğr. Gör. Tülay Çellek - 20.4.2004
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi (SANTAS)
e-posta:
tcellek@yildiz.edu.tr
http://www.amatorceedebiyat.com/tulay/
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|