|
06.10.2004 Tuba Çiçek - netyorum.com / Sayı: 158
BODYGUARDSIZ VAJİNA OLMAZ
Namus lakırdısı klasik bir lakırdıdır. Ancak tahmin edersiniz ki, yazarınızın
eşine az rastlanır üslubu ve amuda kalkmış bakış açısıyla tepkimeye girdiğinde,
mevzuu illa ki ilginç mecralara akacaktır. Böyle olacağına 'namusum üzerine'
yemin edebilirim. Denemesi bedava!
Malumu bir de ben ilan edeyim ki sağlam olsun: Dişi kişilerin namusunu bozmak,
onarmak, kirletmek, temizlemek, kollamak ve korumak er kişilere tahsis edilmiş
bir misyondur. Bu saydığım edimleri bir dişinin tek başına becermesi imkansız
değildir ama marjinaldir.
Gerçi 'bozulma, kirlenme' gibi eylemleri tek başına becerememesi, dişiyi asla
suçsuz kılmaz. Zira olayın bir yerinde ya bir kuyruk sallama, ya bir göz süzme,
ya bir kırıtma girişimi mutlaka vardır ve bu girişimler çok büyük suçtur. Eh bir
de üstüne 'mundar olmak' gibi durumlar eklenince, affedilecek gibi değildir
hani!
Peki neden erkekler kendilerine ait olmayan ve kendi tasarruflarında olmayan
'organlar' üstünde hak ya da sorumluluk iddia ederler? Babama ne mesela benim
namusumdan? Yahut Belma'nın abisinin işi gücü yok mudur ki, Belma'nın
'bilmemneresinin' güvenliğini düşünsün?
Nedir kuzum erkeklerin başındaki bu bela? Kızının namusu, karısının namusu,
bacısının namusu.. O da yetmez komşu kızının namusu, yengesinin namusu,
baldızının namusu, ninesinin namusu, ebesinin... örekesi....
* * *
Efendim, Türk tipi klasik aile hiyerarşisinde, baba-kız ilişkilerinden başlar
bu koruma-kollama tripleri. Bakınız baba-kız ilişkileri şu minvalde seyreder:
Küçük kız çocukları, önceleri babalarının göz bebeğidir. Anneler, kız
çocuklarının boklu bezleriyle, mızmızlanmalarıyla ve diğer ihtiyaçlarıyla
saçlarını süpürge ederken; babalar sadece sevmek ve onların cilvelerinden
eğlenceler yaratmakla meşguldür. Hele bir de kızları akşam eve döndüklerinde
terliklerini getirecek kadar büyümüşse, babanın keyfine diyecek yoktur. Küçük
kızı büyümüş, babasına hizmet etmeye bile başlamıştır. Eh, fazla hizmetli göz
çıkarmaz değil mi?
Kız çocuğu biraz daha büyüyüp serpilmeye başlayınca, işlerin rengi değişiverir.
Önceleri övünç ve sempati kaynağı olan cilveler tehlike arz etmeye başlar. Baba
lugatında 'serpilmiş kız' demek, namusu korunması gereken 'bişey' demektir. Çok
tehlikelidir. Derhal güvenlik artırılmalıdır.
Küçük yaşlarda anneleri tarafından terbiye edilip, babaları tarafından
şımartılan kız çocuklarının terbiye işi, ergenlikle birlikte babaya devredilir.
Namus bekçiliği vakti gelmiştir.
Bu durum, 'kız çocuk' evlenene kadar sürer. Ne zaman ki 'kız çocuk' evlenir ve
başka bir erkeğe teslim edilir, işte o zaman kız babaları rahata erer. Baba
emekli olur, yeni namus bekçisi (koca) nöbeti devralır.
Kadın kısmısının illa ki bir tane namus bekçisi olmalıdır vesselam. Bu görev,
bekarken babalar ya da abilere, evlendikten sonra da kocalara düşer. Kadınların
'şeyi' sonsuza kadar en az 1 bodyguard tarafından korunmalıdır. O kadar
kıymetlidir yani! (Eh kıymetli olmasa satınca para etmezdi değil mi? Tamam tamam
adileştim, kabul ediyorum.)
* * *
Evlilik müessesesine bakın, orada da durum tuhaflıklardan ve kavram
kargaşalarından kurtulamaz.
Karı-koca ilişkilerinde namus kavramının en çetrefilli olduğu durum ihanet
durumudur. Çünkü, 'aldatma' konusunda kadın ve erkeğin olaya bakış açısı tamamen
farklıdır.
Evli bir kadın aldatıldığında, öteki kadın için: 'Benden daha üstün nesi var ki?
Erkek milleti değil mi, hepsinin aklına şaşayım. O meymenetsiz aşüfte için
evdeki gül gibi karısını bıraktı' diye düşünür. Ve 'öteki kadının kendisinden
daha güzel olup olmadığını' merak eder.
En büyük sorunsalı ise, başka bir kadına tercih edilmektir. Bu duygu onu yer,
bitirir.
Aldatılan bir erkek bunu asla merak etmez. 'Acaba onda ne buldu?' sorusu bir
erkeğin soracağı soru değildir. Erkek bilir ki, eğer kadın öteki adama gitmişse,
öteki adam daha tercih edilir bir adamdır.
Erkeğin sorguladığı ise şudur: 'Ama evli bir kadın bunu nasıl yapar?'
İhanete konu olan diğer erkek için de: 'Ama o şerefsiz evli bir kadına nasıl
sarkar?' diye düşünür.
Değil mi ki karısı 'mundar' oldu, detaya girmez erkek.
Dava, namus davasıdır artık. Ve düşünülmesi gereken tek şey, 'kirlenmiş namusun'
nasıl temizleneceğidir. Hanzo olmuş, profesör olmuş hiç fark etmez. Erkeklerin
geneli böyle yaklaşır olaya.
Bu yaklaşım, kadının 'MAL' olduğu ve 'erkeğe ait' olduğu varsayımından yola
çıkıyor elbette. İlginçtir, kadınların da bu yaklaşıma itiraz ettikleri yok
gibi. Her ne kadar 'özgür ve eşit' olduklarını ifade etseler de, mevzuu 'namus'
olduğunda özgürlük ve eşitlik ayarlarında bozulmalar oluşuyor.
Anlayacağınız, teori var ama pratik nanay!
Eh özgür ve eşit olmak demek karar verme, sorumluluk üstlenme, yaşamı
şekillendirme gibi mükellefiyetlerin yarısını da yüklenmek demektir. 'Kararları
veren, sorumlulukları üstlenen, namusu koruyan bir koç yiğit bulmuşsun, neden
dertsiz başına dert alasın ki?'
Bazen düşünüyorum da, bir kısım kadınların işine mi geliyor acaba 'mal' olmak?
Tuba Çiçek
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|