| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

10.05.2001 Nesrin Kavak - netyorum.com / Sayı: 70

HİNDİSTAN CEVİZİ

Hayatınızda hiç, bir hindistan cevizinin içinde yaşadığınızı düşündünüz mü? Bu soru da nereden geldi aklına, diye sorabilirsiniz? Anlatayım, daha önceki yazılarımda hep farklı şeyler yapın, hayatınızı renklendirin diyorum ya, işte yine bir örnek. Bir arkadaşım vasıtasıyla, elime bir kitap geçti. "Okumaya başla, kendini çok farklı hissedeceksin, çok güleceksin çok düşüneceksin, kısacası beğeneceksin" dedi, ben de aldım elime kitabı, merakla başladım okumaya. İşte bu kitapta geçiyordu buna benzer bir cümle. Kitabın yazarı Leo Buscaglia, kitabın adı "Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek".

Çoğu zaman kendimizi dış dünyaya kapatır, kendi içimize sığınırız. Sığındığımız kabuğun içinden kırılması çok kolay olduğu halde, hep başkalarından bekleriz, kabuğumuz kırılarak dışarı çıkartılmayı. Oysa kabuk kendi kendine oluşmamıştır ki, onu biz oluşturmuşuzdur.

Bazen de etrafımıza çok yüksek duvarlar öreriz. Bir pencere bile yoktur, o duvarlarda. Yine aynı şekilde o duvarların yıkımı içten daha kolay olduğu halde, yine başkalarından bekleriz, dışarı çıkartılmayı. 

Bazen de aslında çok zayıf ve güçsüz olduğumuz halde, etrafımıza kendimizi öyle bir gösteririz ki, hiçbir zorluktan yılmayan, mücadeleci, güçlü, yenilmez ve hatta ulaşılmaz izlenimi yaratmaya çalışırız. Bu görüntünün arkasında en ufak bir rüzgarda yıkılmaya hazır olduğumuzu saklarız insanlardan. 

Bu şekilde davranmanın hindistan cevizinin içinde yaşamaktan ne farkı vardır? Bence hiçbir farkı yoktur. Peki niçin göründüğümüz gibi olmadığımızı başkalarından saklarız? Ben bu sorunun cevabını tam olarak bulamadım ama bu duygunun arkasında bir korkunun yattığını düşünüyorum. Belki yalnız kalma korkusu, belki de insanlar tarafından yanlış anlaşılma korkusu...

Bazen de, girdiğimiz ya da girmek zorunda olduğumuz topluluklarda rahat davranışlar sergileyemeyiz. Hakkımızda yanlış kanılara varılmasını önlemek amacıyla gösteririz bu rahatsız davranışları. Nereye bakacağımızı bilemeyiz, sanki herkes bize bakıyormuş gibi gelir, aslında kimsenin bizimle ilgilendiği yoktur. Yanlış birşey söyleme korkusuyla, konuşmayız. Aslında çok rahatlıkla yapabileceğimiz bir işi, yapamama korkusuyla geri çeviririz. 

Bu tür davranışları göstermemizin nedeni, kendimiz için değil, başkaları için yaşamamızdır. Önemli olan bizim ne istediğimiz değil, onların ne istediğidir. Kendimiz olamadığımız ya da içimizden gelen davranışları gösteremediğimiz zamanlar bir süre sonra içinden çıkamadığımız, ağır sonuçlara götürür bizi. Bu nedenle başkaları için değil, içimizden geldiği gibi, kendimiz için yaşamalıyız. 

Hepimizin içinde bir çocuk var, o çocuğu yaşatmalıyız, bastırmamalıyız. O çocuk bizim yaşama bağlılığımızdır. İçimizdeki çocuğun sesine kulak vermeliyiz. Onu dinlemeliyiz. En umutsuz anlarda o çocuk bizim yardımımıza koşarak bizi çekip kurtaracaktır.

Kendimizi gizlememeliyiz, başkaları uğruna yaşamımızı feda etmemeliyiz. Etrafımıza ördüğümüz duvarları yıkmalı ve kabukları kırmalıyız. Ağaçları, kuş seslerini, çiçekleri, pırıl pırıl bir güneşi, akan bir ırmağın veya rüzgarın sesini içimizde hissetmeliyiz. Yaşamak kadar güzel bir duygu olabilir mi? 

Ne kadar yaşayacağımızı bilmediğimize göre, bırakalım kendimizi hayatın akışına ve kısıtlı olan zamanımızı istediğimiz gibi yaşayalım...

Nesrin Kavak
e- posta: nkavak@kutpo.com.tr 


Yorum Ekle Yorumları Listele
70. Sayı önceki yazı 70. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye