|
17.05.2001 Nesrin Kavak - netyorum.com / Sayı: 71
HAYAT ve YOLCULUK
Hani her hafta size, hayatınızda değişiklikler yapın kendinizi daha iyi
hissedeceksiniz diyorum ya, bu konu ile ilgili mesajlar alıyorum. “Bu
yazdıklarını uyguluyor musun” diye. Hepsini olmasa bile bir çoğunu uygulamaya
çalışıyorum. Aslında yazdıklarım, benim içimden gelen, hissettiğim duygular,
kendi kendime yapmaya çalıştığım hareketler, kendi kendime sorduğum sorular.
Belki de bu yüzden yazılarımda kendinizi bulduğunuzu düşünüyor ve bu nedenle
beğeniyorsunuz.
Yolculukları sevdiğimi daha önceki yazılarımda dile getirmiştim. Her zaman gece
yolculuklarını daha fazla sevdiğimi düşünüp, söylerdim. Hayatımda değişiklik
olsun diye ve biraz da mecburiyetten gündüz yolculuk etmek zorunda kaldım
geçtiğimiz günlerde. Sabah güneş doğmadan yola çıktık. Güneşin dağların
üzerinden doğuşunu seyrederek, doğanın uyanışını seyretmek inanılmaz zevkli idi.
Pekçok sabah evden, penceremden güneşin doğuşunu seyretmişimdir ama yolda
giderken seyretmek ayrı bir keyifdi. Gece yolculuklarında yıldızlara bakarak,
hatta biraz şanslıysam ayı da seyrederek yolculuk yapar, düşünürdüm uyuyamadığım
zamanlarda. Güneş doğarken ise, yavaş yavaş günün ağardığını, renklerin
belirmeye başladığını, gökyüzünün aydınlandığını ve maviye dönüşünü hayranlıkla
izledim.
Bu yolculuk süresince, bazen alabildiğine düzlükler, bazen dik yamaçlar, bazen
kır çiçekleri, bazen de gelincik tarlaları, bazen meyve ağaçları ile
karşılaştım. Karşılaştıkça daha fazla kendimi kaptırdım, doğanın güzelliğine.
Yolun kenarındaki bir duvar gibi kayaların arasından kır çiçeklerinin baş
verdiğini gördüm. Düzlüklerde, kırmızı gelinciklerin arasında, sarı, beyaz,
leylak rengi kır çiçeklerini gördüm. Bu yollardan daha önce hiç geçmemiştim,
belki de bu yüzden büyük bir ilgiyle takip ediyordum, bu yüzden daha bir
dikkatli izliyordum.
Yeşilin değişik tonları, arada sırada karşımıza çıkan güzelim derelerin
çağlayışını, su birikintilerinin kenarındaki leylekleri görmek de çok
keyifliydi. Özellikle de yağan yağmurun arkasından çıkan iç içe iki gökkuşağının
renklerinin belirginleşmesini uzun bir süre aklımdan çıkartabileceğimi
sanmıyorum.
Hayat da bir yolculuk değil midir? Bir başı ve sonu olan. Hayatımızda da
bilinmeyen yollardan geçmez miyiz? Bizi şaşırtan, bizi keyiflendiren, üzen,
ağlatan olaylar çıkmaz mı karşımıza. Pekçok kez geri dönmek istemez miyiz? Geri
dönmek istediğimizde artık çok yol katettiğimizi, kendimizi dönüşün imkansız
olduğu bir yolda hissederek hep ileriye gitmek zorunda olduğumuzu düşünmez
miyiz? Bazı zamanlar geçip gitmeyi düşünmez miyiz?
Yolculuklarda olduğu gibi, bazen uyumayı, herşeyi görmezlikten duymazlıktan
gelmeyi tercih etmez miyiz? Bazen de burnumuzu cama yapıştırıp, hayran hayran
bakarak, orada kalmayı düşünmez miyiz?
Bazen yolun kenarındaki uçurumlar gibi, yaşantımızda da uçurumlar olduğunu, bir
adım daha gidersek düşeceğimizi hissederiz. Bazen de tam düşmek üzere
olduğumuzda, kenara yaklaştığımızda bir elin bize uzandığını, bizi geri
çektiğini düşünürüz. Bazen de kaybolduğumuzu, nerede olduğumuzu bilemeyiz.
Bazen de yolda durarak, önümüzden geçip gidenleri, nereden geldiğimizi ve nereye
gittiğimizi düşünürüz. Bazen de arkamıza bile bakmadan sürekli ileriye gitmeyi
isteriz.
Yaşam da yolculuklar gibidir, bazen durup arkamızdan gelenleri beklemeli, bazen
geriye bakmalı, geleceğimizden ümidi kesmeden emin adımlarla ilerlemeli, bazen
hızlı, bazen yavaş gitmeli. Yollar gibi, hayatımızdaki iniş ve çıkışlara da
tahammül etmeli, sabretmeli. Hangi yoldan gideceğimizi düşünmeli, karşımıza
çıkan yol ayrımlarında dikkatli kararlar vermeli.
Hayat denen yolculukta, karşınıza hep güzellikler çıksın, ama siz onları uzaktan
izlemeyin, o güzelliklerin içinde doyasıya yaşayın...
Sevgilerle
Nesrin Kavak
e- posta:
nkavak@kutpo.com.tr
|