|
14.06.2001 Nesrin Kavak - netyorum.com / Sayı: 75
ZAMAN
Zaman; ne yavaş akmasını sağlayabiliriz, ne de hızlı. Elimizde olmadan bazen
çok hızlı akıp gittiğini, bazen de çok yavaş aktığını, geçmek bilmediğini
düşünürüz. Fakat bildiğimiz tek şey asla giden zamanı geri çeviremediğimizdir.
Mevsimler; gelir geçer. Hep farklı zamanlarda farklı şeylerin peşinden koşar,
içinde bulunduğumuz zamanın hakkını veremeden geçip giden zaman için
hayıflanırız. Kışın o sert ayazında, tir tir titrerken; deniz kenarında güneşin
ısıttığı sıcacık kumlar üzerinde olmayı isteriz. Yaz geldiğinde, sıcak kumlar
üzerindeyken de, “ah keşke kış gelse de kar topu oynasak” deriz. Sonbaharda
yapraklar dökülürken, ilkbahardaki gibi çiçekler açmasını, ilkbaharda da
sonbaharın o sarı-kahverengi yapraklı biraz hüzün dolu havasını isteriz.
Çocukken yaşımızı büyütür, biraz büyüyünce de küçültmeye çalışırız. Sabah olunca
akşam olmasını, akşam olunca da sabah olmasını bekler dururuz. Ama çoğu zaman
içinde bulunduğumuz andan keyif almayı bilemeyiz.
Peki ya siz içinde bulunduğunuz zamanı hakkıyla, keyifle yaşayabildiğinize
inanıyor musunuz? Yoksa hep bir yerlerden bir yerlere yetişebilmenin sancısını
mı çekiyorsunuz? Kendinize, ailenize, arkadaşlarınıza, akrabalarınıza zaman
ayırabiliyor musunuz?
Sanki sonsuza kadar yaşayabilecekmişiz gibi, hayatımızın bir gün sona ereceğini
düşünmeden çalışarak, hep daha fazlasını isteyerek, mutsuz ve doyumsuz insanlar
olarak yaşamıyor muyuz? Zamanımız, ne aradığımızı bilmediğimiz için bulduğumuzu
anlamadan geçiyor. Kendinize hiç şu soruyu sordunuz mu “Bu yaşamdan ne
bekliyorum, yaşamımda neyi arıyorum, beni ne mutlu eder?” Şimdiye kadar kendi
kendinize bu soruyu sormak aklınıza gelmediyse; işte şimdi tam zamanı. Alın
elinize bir kağıt kalem ve bu soruların cevaplarını yazmaya başlayın, aklınıza
geldiği gibi.
Daha sonra yazdığınız listedeki cevaplarınızı önceliklerine göre sıralayın. Bu
sıralamada sizin kendi istekleriniz ya da önceliklerinizin kaç tanesi sizin, kaç
tanesi başkalarının sizden beklediği öncelikler. Kısacası, kendiniz için mi
yaşıyorsunuz, yoksa başkaları için mi? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir.
Eğer kendiniz için yaşamadığınıza inanıyorsanız, bir şeyleri
değiştirebilirsiniz, hala bunun için zamanınız var. Hiçbir zaman geç değildir.
Ne kadar ömrünüz olduğunu ya da yarın ne olacağını, bırakın yarını birkaç dakika
sonrasını bile bilmiyorsunuz. O nedenle canınız ne yapmak istiyorsa, onu yapın.
Fakat kendi isteklerinizi asla ikinci plana atmayın. Belki bu davranışın çok
bencilce olacağını düşünebilirsiniz, ama hayat sizin hayatınız ve tek bir
şansınız var. O şansı mutlaka değerlendirmelisiniz.
Gece yıldızlar bize göz kırparken, ay bütün güzelliği ile karşımızda dururken
bizim bunu görebilmemiz için yalnızca pencereden gökyüzüne bakmamız yeterliyken,
niçin perdeleri kapatıyoruz?
Güneş pırıl pırıl, gökyüzü açık mavi iken, niçin başımızı yalnızca birazcık
kaldır mıyoruz? Kuşlar cıvıl cıvıl başımızın etrafında uçarken, niçin onların
seslerini duymak istememekte ısrar ediyoruz?
Çiçekler binbir güzellikteki renkleri ile, bize merhaba derken niçin üzerlerine
basarak, onları görmeyerek ya da görmezlikten gelerek yolumuza devam ediyoruz?
Gerçekten yaşamımız tüm bu güzellikleri göremeyecek kadar yoğun olmak zorunda
mı? Yoksa bu yoğunluğun nedeni aslında biraz da kendimiz miyiz? Kendimize zaman
ayırmamak, içimizdeki sesi dinlememek için mi, hep bir yerlerden bir yerlere
acele ederek hızlı yaşamayı istiyoruz. Bu bizim kendi tercihimiz olabilir mi?
İçimizdeki sesten, kaçmak mı istiyoruz? Ama nereye kaçabiliriz ki? O sesi
duymamak ya da duymazlıktan gelmek, onun isteklerine karşı koyabilmek, onu
bastırmak mümkün müdür? Bu sesi duymamak mümkünse bile, böyle davrandığımızda
kendimizi de huzursuz etmiş olmaz mıyız?
İçinizdeki sesi dinleyip dinlememek sizin bileceğiniz bir iş. Benim dinleyip
dinlemediğimi sorarsanız bazen dinleyerek, bazen de dinlemeyerek zor durumlarda
kalabiliyorum. Ama her durumun her anın tadını çıkarmak gerekir öyle değil mi?
Sevgiyle,
Nesrin Kavak
e- posta:
nkavak@kutpo.com.tr
|