| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

14.06.2001 Nesrin Kavak - netyorum.com / Sayı: 75

ZAMAN

Zaman; ne yavaş akmasını sağlayabiliriz, ne de hızlı. Elimizde olmadan bazen çok hızlı akıp gittiğini, bazen de çok yavaş aktığını, geçmek bilmediğini düşünürüz. Fakat bildiğimiz tek şey asla giden zamanı geri çeviremediğimizdir. Mevsimler; gelir geçer. Hep farklı zamanlarda farklı şeylerin peşinden koşar, içinde bulunduğumuz zamanın hakkını veremeden geçip giden zaman için hayıflanırız. Kışın o sert ayazında, tir tir titrerken; deniz kenarında güneşin ısıttığı sıcacık kumlar üzerinde olmayı isteriz. Yaz geldiğinde, sıcak kumlar üzerindeyken de, “ah keşke kış gelse de kar topu oynasak” deriz. Sonbaharda yapraklar dökülürken, ilkbahardaki gibi çiçekler açmasını, ilkbaharda da sonbaharın o sarı-kahverengi yapraklı biraz hüzün dolu havasını isteriz. Çocukken yaşımızı büyütür, biraz büyüyünce de küçültmeye çalışırız. Sabah olunca akşam olmasını, akşam olunca da sabah olmasını bekler dururuz. Ama çoğu zaman içinde bulunduğumuz andan keyif almayı bilemeyiz. 

Peki ya siz içinde bulunduğunuz zamanı hakkıyla, keyifle yaşayabildiğinize inanıyor musunuz? Yoksa hep bir yerlerden bir yerlere yetişebilmenin sancısını mı çekiyorsunuz? Kendinize, ailenize, arkadaşlarınıza, akrabalarınıza zaman ayırabiliyor musunuz? 

Sanki sonsuza kadar yaşayabilecekmişiz gibi, hayatımızın bir gün sona ereceğini düşünmeden çalışarak, hep daha fazlasını isteyerek, mutsuz ve doyumsuz insanlar olarak yaşamıyor muyuz? Zamanımız, ne aradığımızı bilmediğimiz için bulduğumuzu anlamadan geçiyor. Kendinize hiç şu soruyu sordunuz mu “Bu yaşamdan ne bekliyorum, yaşamımda neyi arıyorum, beni ne mutlu eder?” Şimdiye kadar kendi kendinize bu soruyu sormak aklınıza gelmediyse; işte şimdi tam zamanı. Alın elinize bir kağıt kalem ve bu soruların cevaplarını yazmaya başlayın, aklınıza geldiği gibi. 

Daha sonra yazdığınız listedeki cevaplarınızı önceliklerine göre sıralayın. Bu sıralamada sizin kendi istekleriniz ya da önceliklerinizin kaç tanesi sizin, kaç tanesi başkalarının sizden beklediği öncelikler. Kısacası, kendiniz için mi yaşıyorsunuz, yoksa başkaları için mi? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir. Eğer kendiniz için yaşamadığınıza inanıyorsanız, bir şeyleri değiştirebilirsiniz, hala bunun için zamanınız var. Hiçbir zaman geç değildir. 

Ne kadar ömrünüz olduğunu ya da yarın ne olacağını, bırakın yarını birkaç dakika sonrasını bile bilmiyorsunuz. O nedenle canınız ne yapmak istiyorsa, onu yapın. Fakat kendi isteklerinizi asla ikinci plana atmayın. Belki bu davranışın çok bencilce olacağını düşünebilirsiniz, ama hayat sizin hayatınız ve tek bir şansınız var. O şansı mutlaka değerlendirmelisiniz. 

Gece yıldızlar bize göz kırparken, ay bütün güzelliği ile karşımızda dururken bizim bunu görebilmemiz için yalnızca pencereden gökyüzüne bakmamız yeterliyken, niçin perdeleri kapatıyoruz? 

Güneş pırıl pırıl, gökyüzü açık mavi iken, niçin başımızı yalnızca birazcık kaldır mıyoruz? Kuşlar cıvıl cıvıl başımızın etrafında uçarken, niçin onların seslerini duymak istememekte ısrar ediyoruz?

Çiçekler binbir güzellikteki renkleri ile, bize merhaba derken niçin üzerlerine basarak, onları görmeyerek ya da görmezlikten gelerek yolumuza devam ediyoruz?

Gerçekten yaşamımız tüm bu güzellikleri göremeyecek kadar yoğun olmak zorunda mı? Yoksa bu yoğunluğun nedeni aslında biraz da kendimiz miyiz? Kendimize zaman ayırmamak, içimizdeki sesi dinlememek için mi, hep bir yerlerden bir yerlere acele ederek hızlı yaşamayı istiyoruz. Bu bizim kendi tercihimiz olabilir mi?

İçimizdeki sesten, kaçmak mı istiyoruz? Ama nereye kaçabiliriz ki? O sesi duymamak ya da duymazlıktan gelmek, onun isteklerine karşı koyabilmek, onu bastırmak mümkün müdür? Bu sesi duymamak mümkünse bile, böyle davrandığımızda kendimizi de huzursuz etmiş olmaz mıyız? 

İçinizdeki sesi dinleyip dinlememek sizin bileceğiniz bir iş. Benim dinleyip dinlemediğimi sorarsanız bazen dinleyerek, bazen de dinlemeyerek zor durumlarda kalabiliyorum. Ama her durumun her anın tadını çıkarmak gerekir öyle değil mi?

Sevgiyle,

Nesrin Kavak
e- posta: nkavak@kutpo.com.tr 


Yorum Ekle Yorumları Listele
75. Sayı önceki yazı 75. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye