|
20.12.2001 Ebru Türkol - netyorum.com / Sayı: 97
KRAL
Bu hafta sizlerle çok beğendiğim bir öyküyü paylaşmak istedim. Umarım sizler
de beğenirsiniz...
Sevgi ve Saygılarımla,
Ebru Türkol
e- posta:
barutt@turk.net
Sadık Krallığı'nın halkı krallarına karşı ayaklanarak onun sarayını
kuşatmışlardı. Ve o, bir elinde tacı, bir elinde asası, sarayın merdivenlerinden
ağır ağır indi. Görüntüsündeki görkem, kalabalığı susturmuştu; ve önlerinde
durarak dedi ki; "Artık tebam olmayan dostlarım; işte tacım, işte asam. Onları
size bırakıyorum. Ben de sizlerden biri olacağım. Ben yalnızca bir insanım ve
bir insan olarak, kaderimize düşenin daha iyi olması için sizlerle birlikte
çalışacağım. Bir krala gerek yok. O halde birlikte tarlalara ve bağlara gidelim,
elbirliğiyle çalışalım. Artık kral hepinizsiniz."
Halk şaşakaldı, ağızlarından tek bir sözcük çıkmadı; çünkü hoşnutsuzluklarının
kaynağı olarak gördükleri kral, şimdi tacını ve asasını onlara bırakıyor,
içlerinden biri oluyordu.
Sonra her biri kendi yoluna gitti ve kral bir adamla birlikte tarlaya doğru
yürüdü.
Ama Sadık Krallığı, kralsız daha iyi bir duruma gelmedi, hoşnutsuzluk sisi bütün
ülkenin üzerine çökmüştü. Halk Pazar yerlerinde yönetilmek istediğini,
kendilerinin yönetecek bir krala gereksinim duyduğunu bağırıp çağırıyordu.
Yaşlılar ve gençler bir ağızdan haykırıyorlardı adeta, "Kralımızı istiyoruz!"
diye.
Kralı aradılar, tarlada çalışırken buldular, onu tahtına geri götürdüler, tacını
ve asasını geri verdiler."Şimdi bizi güçle ve adaletle yönet"dediler.
"Sizi gerçekten güçle yöneteceğim, Tanrı bana yardımcı olsun ki aynı zamanda
adaletle yönetebileyim" dedi, Kral.
Erkekler ve kadınlar huzuruna çıkarak kendilerine kötü davranan, işçilik
ettikleri bir barondan şikayet ettiler. Kral baronu derhal çağırtarak dedi
ki;"Bir adamın hayatı, Tanrı'nın terazisinde diğerininkine denktir. Tarlalarında
ve bağlarında çalışanların yaşamlarını tartmayı bilmediğin için bu krallıktan
sonsuza dek sürülüyorsun."
Ertesi gün bir başka grup Krala gelerek tepelerin ötesinde oturan bir kontesin
zulmünden ve onları nasıl sefalete sürüklediğinden yakındılar. Kontes derhal
saraya getirildi, Kral onu da sürgüne mahkum ederken dedi ki; "Tarlalarımızı
sürenler, bağlarımıza bakanlar, onların hazırladığı ekmeği yiyen ve sıktığı
üzümden yapılma şarabı içen bizlerden daha soyludur. Ve sen bunu bilmediğin
içindir ki, bu toprakları terkedeceksin, bu krallıktan uzaklaştırılacaksın."
Ardından erkekler ve kadınlar gelerek piskoposun kendilerine taş taşıttığını ve
katedral için taşları kırdırttığını ama kendilerine karşılık olarak hiçbir şey
vermediğini; kendi mideleri bomboşken piskoposun kasasının altın ve gümüş dolu
olduğunu bildiklerini söylediler.
Kral piskoposu çağırdı ve şöyle dedi, "Göğsünde taşıdığın haç, hayata hayat
katmak anlamına gelir. Ama sen hayattan hayat eksilttin ve hiçbir şey vermedin.
Bu yüzdendir ki bu krallığı terk edecek ve bir daha geri dönmeyeceksin."
Tam bir ay boyunca gün be gün erkeklerle kadınlar kendilerine yüklenen
angaryaları anlatmaya Krala geldiler. Gün be gün zalimin biri ülkeden sürüldü.
Sadık halkı şaşkınlığa uğramıştı, yürekleri şenlenmişti.
Günlerden bir gün yaşlılar ve gençler geldiler, kralın yaşadığı kulenin etrafını
alarak ona seslendiler. Kral bir elinde asası, öbür elinde tacı, merdivenlerden
aşağı indi.
"Şimdi beni ne yapacaksınız? Bana teslim ettiğiniz tacı ve asayı tekrar geri
almaya mı geldiniz?"
Ama onlar bağrıştırlar; "Hayır, hayır, sen bizim adil kralımızsın. Ülkeyi
engereklerden temizledin, kurtları etkisiz bıraktın, biz sana şükranlarımızı
sunmak için geldik. Taç görkemiyle, asa zaferiyle senin olsun."
Kral buna karşılık şöyle cevap verdi; "Ben değil, siz kendiniz kralsınız. Beni
güçsüz ve kötü yönetici saydığınızda, siz kendiniz güçsüz ve kötü
yönetiliyordunuz gerçekte. Şimdi ülke refah içinde, çünkü bu sizin elinizde. Ben
hepinizin aklındaki bir düşünceyim yalnızca ve sizin eylemlerinizin dışında var
değilim. Yönetici diye kimse yok, yalnızca yönetilen, kendini yönetmek üzere
var."
Kral tacı ve asasıyla kulesine döndü. Gençlerin, yaşlıların her biri yoluna
gitti, hoşnut.
Ve her biri, o günden sonra kendini bir elinde taç, öbüründe asa, bir kral
olarak gördü...
netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel
yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine
tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya
link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)
|